Mutlu Yıllarr...

10:35 ebru altin 11 Comments

BU YENİ YILDA MUTLU, HUZURLU, SAĞLIKLI VE SEVDİKLERİNİZLE BİRLİKTE GEÇİRECEĞİNİZ NİCE GÜZEL GÜNLERE ELELE, GÖZGÖZE, DİPDİBE VE HERŞEYDEN ÖNEMLİSİDE HEP BİRLİKTE GİRMENİZ DİLEKLERİMLE, MUTLU YILLAR :))

11 yorum :

Güneş Arkasına Baktı...

09:49 ebru altin 2 Comments

Çocuk edebiyatına benzersiz bir üslup kazandıran Kemal Özer'in, bir daha hiç yaşanmayacak kadar güzel anılar biriktirdiğini söylediği çocukluk yıllarından ilham alarak yazıya döktüğü, tadı damağınızda kalacak sımsıcak yeni öyküsü an itibariyle işte karşınızda duruyor...

Kemal Özer'in çocuklar için yazdığı her öykü bambaşka diyarlara götürür okurlarını... Kah keyifli bir tren yolculuğuna, kah sinemanın büyülü dünyasına, kah renkli bir çiçek dürbününden çıkılacak rüya gibi bir yolculuğa...

Kemal Özer'in anlattığı öyküler o denli gerçektir ki okur kendini öykünün kahramanı yerine koymaktan bir türlü alamaz. Hayal dünyasına dalıp, gider...

Güneş Arkasına Baktı, Kemal Özer'in ailesindeki en baskın karakterlerden biri olan ve yazarın hayatına şekil vererek duruşunu ve direncini güçlendiren anneannesini ve onunla olan ilişkisini anlatıyor minik okurlarına...

Kemal Özer'in anneannesi o denli farklıdır ki kimselere benzemez. Hatta mahalledeki tüm çocuklar, onun torunu olduğu için Özer'i kıskanırlar bile...

Neden mi, tabii ki bu sıradışı anneannenin güçlü, mücadeleci, dirençli, becerikli ve sevimli hallerinden ötürü. Anlattığı herşey kulağa masal gibi gelen, pişirdiği böreklerin tadı mahalleden mahalleye dolaşan, elişlerindeki becerisi dillere destan olan bir anneanneyi kim sevmez ki...

Dirayeti, kendine güveni ve ileri görüşlülüğüyle Kemal ÖZer'in hayatında önemli bir rolü olan ve yazarı gelişim çağında oldukça etkileyen bu anneanne modeli, eminiz, tüm okurların hoşuna gidecek. Geleceğe bu denli umutla bakan, her karanlığın ardından mutlaka ışığın geleceğini savunan bir anneanneden daha iyi ne olabilir ki?

Güneş Arkasına Baktı
Yazan: Kemal Özer
Resimleyen: Reha Barış
+8 yaş
www.tudem.com.tr

2 yorum :

Meleklerle Yaşamak...

19:01 ebru altin 24 Comments

Meleklerle Yaşamak, aslına bakılırsa eğer uzun zamandır duyduğum ama alıp okumaya fırsatımın olmadığı kitaplardan birisiydi. Kitabı ısrarla almamam belki yeterince ilgimi çekmemesinden belki de doğru zamanın gelmediğini düşündüğümden dolayıydı. Adını tam olarak koyamadığım bir durumla alakalıydı kısacası…

Birkaç gün önce Goa Yayınları’ndan Beki İkala Erikli’nin yazmış olduğu Meleklerle Yaşamak isimli kitap, sevgili Güneş hanım aracılığıyla elime geçti. Hatta sadece kitabı değil, meleklerle çakra açma kitabı da yanında bonus olarak çıka gelmişti. Yoksa belki bana kalsa biraz daha öteleyecektim almamak için ama doğru zaman gelmişti işte. Aracı olarakta Güneş hanım seçilmişti belli ki…

O önceleri oluşan önyargım, sayfaları çevirdikçe kayboldu. Okudukça merakım arttı. Okudukça daha çok ilgimi çekti. Okudukça denemeye değer dedim. Hoş aksi sözkonusu olsa bile ne kaybedebilirim ki… Hiçbir şey…

Sayfalar arasında dolaşırken şimdi kendiside bir melek olan babamın sözlerini anımsadım birden. Ben daha ufacıkken bir şey isteyeceğin zaman meleklerine dua et, onlar sana yardım eder ve korur derdi. Tabii anlamazdım, ne demek istediğini o zamanlarda. Hoş bu kitabı okuyana kadar da anlamamışım ya neyse…

Melekler, ilk nefesimizden son anımıza kadar bizlerle olan Allah’ın elçileridir. Görevleri ise malum… Bizleri korumak ve kollamak…

Siz, siz olun. Meleklerinizin varlığından şüpheye düşmeyin. Dininiz, inancınız ne olursa olsun, en az 2 tane meleğinizin sağ ve sol omuzlarınızda sizinle birlikte olduğunu bilin ve yardım istememezlikte yapmayın. Çünkü melekleriniz her halükarda sizin sesinizi duyarak, yardıma koşarlar.

Peki cevabı nasıl alacağım diyorsanız eğer hemen söyleyeyim. İşaretler, belki küçük bir fısıltı, gökyüzündeki bulutların şekilleri, beklemediğiniz bir anda karşınıza çıkan bir tüy, cevabını aradığınız bir şeyle ilgili karşınıza çıkabilecek küçücük bir ipucu…

Cevap baktığınız, duyduğunuz, hissettiğiniz herhangi bir noktada sizinle birlikte olacaktır eminim. Bu arada küçük bir ipucu benden size gelsin… Meleklerimi görmüyor ve hissetmiyordum. Egom o kadar yüksek ki çoğu zaman benden önce yollara düşüp, işaretleri algılamamı çoğu zaman zorlaştırabiliyordu. Gözümün önündekileri görmüyordum kısacası.

Bundan takribi 6 – 7 sene önce farklı zaman diliminde olmak üzere karşıma 2 tane kuş tüyü çıkmıştı. Farklı zaman dilimlerine düşen iki adet kuş tüyü… Şaşkınlık ve bu da nerden çıktı söylemlerini eklememe gerek yok sanırım. Hiç düşünmeden eğilip tüyü aldım ve okuduğum kitabın arasına koyup, bir sürü yere benimle birlikte götürdüm. İkinci tüyü de kalemliğimin içine koydum.

Aradan geçen zaman diliminde o mesajlarla açıkçası bir daha da hiç karşılaşmadım. Ta ki bu kitabı okurken içimden bir mucize olsun ve o tüylerden tekrardan bulabileyim diyene kadar. Bugün noldu dersinir? İstediğim mucize gerçekleşti. Ve işaret olarak bana gelmesini istediğim tüy yine karşımda duruyordum. Hiç ummadığım ve beklemediğim bir yerde hemde… Daha ne olsun ki…

Olacak olan şey bundan sonrasında malum… Kendi meleklerimin isimlerini şu an her ne kadar bilmesemde bu alanda kendimi geliştireceğim bir gerçek. Baş melek Mikail ve İsrafil’den yardım isteyeceğim de diğer bir gerçek…

Umarım sizde kendi meleğinizi keşfeder ve dediklerine kulak verirsiniz. Bundan sonrasında ben öyle yapacağım çünkü…

Meleklerle Yaşamak
Beki İkala Erikli
Goa Yayınları

24 yorum :

Tudem Yayınları'ndan Yeni Bir Kitap: Koyasan...

09:44 ebru altin 0 Comments

Dünya çapında fenomen haline gelmiş 12 kitaplık "Ucubeler Sirki" serisinin ödüllü yazarı Darren Shan'dan çok özel bir korku kitabı: Koyasan...

Koyasan'ın yaşadığı köyde bir dere, derenin üzerinde bir köprü ve az ilerisinde de bir mezarlık bulunmaktadır. Çocuklar gün boyunca köprünün öte tarafında oyun oynarken, Koyasan köprüye bile yaklaşamamaktadır. Ta ki küçük kardeşi bir gün mezarlığa doğru koşup geri gelmeyene dek. İşte ne oluyorsa bundan sonra oluyor Koyasan'ın hayatında. Korkularıyla yüzleşerek mezarlığa doğru ilerlediğinde başına neler geleceğini hep birlikte göreceğiz.

PS: Bende bu kitabı henüz okumadım. Merakla okuyup, buradan tanıtımını sizlere yapmak için sabırsızlanıyorum...

0 yorum :

Hobbit: Beklenmedik Yolculuk’un Fragmanını İzlemediyseniz Buyurun...

09:38 ebru altin 0 Comments

Tüm dünyada Aralık 2012′den itibaren vizyona girmesi planlanan Hobbit: Beklenmedik Yolculuk (The Hobbit: An Unexpected Journey) filminin fragmanına ait yayın linkleri açıklandı.

Peter Jackson’ın yönettiği ve Cate Blanchett, Luke Evans, Elijah Wood ile Martin Freeman’ın oynadığı filmde hikaye, ulu ejder Smaug’dan Erebor’un kayıp Cüce Krallığı’nı geri isteyen ana karakter Bilbo Baggins’in yolculuk maceralarını anlatıyor.

Ansızın büyücü Gandalf ortaya çıkar ve Bilbo kendini onüç cüceden oluşan bir grupta bulur. Bu yolculuk onları Goblinler ve Orklar’la dolup taşan tehlikeli topraklara götürecektir.

0 yorum :

Dedemin İnsanları Kendi Rekorunu Kırdı...

09:24 ebru altin 2 Comments

Most Production ve Ay Yapım'ın yapımcısı olduğu, Çağan Irmak'ın yazıp yönettiği Dedemin İnsanları filmi, sadece 4 haftada 1.000.000 seyirciye ulaştı. Çağan Irmak'ın en iyi açılış yapan filmi olan Dedemin İnsanları, şimdiden 2011'in en çok izlenen 10 filmi arasında yer aldı.

Irmak'ın en çok izlenen filmleri olan Babam ve Oğlum ile Issız Adam, 26 haftanın üstünde vizyonda kalmıştı. 25 - 27 Kasım haftasonunda 164.500 kişi tarafından izlenen Dedemin İnsanları, Çağan Irmak'ın bugüne kadar en iyi açılış yapan filmi oldu.

Dedemin İnsanları filminde, Çetin Tekindor, Hümeyra, Zafer Algöz, Yiğit Özşener, Gökçe Bahadır, Mert Fırat, Ezgi Mola, Mehmet Ali Kaptanlar, Sacide Taşaner, Ünal Silver, Ushan Çakır, Serkan Genç, Yiğit Arı ve Durukan Çelikkaya rol alıyor.

2 yorum :

Yeni Hediye Kitabımız Bu Sefer Kime Gidecek Bakalım...

11:11 ebru altin 16 Comments

Meleklerinizi duymak...
Meleklerinizden yardım istemek...
Meleklerinizin irili ufaklı mucizelerini hayatınıza çekmek istiyorsanız eğer blogdaki hediye kitabımız olan Beki İkala Erikli'nin "Meleklerle Yaşamak" ve "Meleklerle Çakra Açma" kitabı yeni sahibine gitmeyi bekliyor, haberiniz olsun. Hediye kitap çekilişine katılmak için son tarih 1 Ocak 2012... Geç kalmayın, izleme butonuna tık tık yapıp yorumunuzu bıraktıktan sonra çekilişe katılın. Goa Yayınları'ndan bu 2 güzel kitap sizin olsun...

16 yorum :

Onu Baştan Çıkar...

10:40 ebru altin 3 Comments

Geçtiğimiz haftalarda Seda Akgül'ün TV8'de haftasonları sunmuş olduğu Erken Baskı isimli programında gözüme çarpan bir kitap oldu. "Onu Baştan Çıkar" Evet, evet yanlış duymadınız. "Onu Baştan Çıkar" şeklindeydi kitabın ismi...

En azından benim okuduğum kitaplar arasında ismi oldukça enteresan denebilecek nitelikte bir öalışmaydı bu. İtiraf edeyim ilgimi çektiğinden değil, tamamen merakımdan heyecanla okudum.

Teslimiyet ve açıklık işe yarasaydı, aşta bu kadar çok acı çekilmezdi. Baştan çıkarma; strateji ve yaratıcılık işidir. Peki sen kuralları biliyor musun diye soruyordu kitap...

İş sesim aracılığıyla hemen bu soruyu kendime yönelttim tabii... Baştan çıkartmanın kurallarını biliyor musun? İç sesim biliyorum tabii ki demek yerine ne işim olur benim baştan çıkartmayla, gelen böyle gelsin, uğraşamam kimseyle cevabını verdi. Bilmem belki tersini de söylemiş olabilir ama ben kıvırma moduna an itibariyle geçmişte olabilirim hani, siz hangisine inanmak isterseniz artık!

Bir ilişkide dolaylı anlatım çok önemlidir, diyor Tuğçe Işınsu... Zira baştan çıkarma aynı zamanda bir kafa işidir diye de devam ediyor. Kitap bana tanıdık gelen şu sözlerle de devam ediyor.

"aşk tesadüfleri sever, onu şaşırtacak birkaç tesadüf geliştirmelisiniz. Kader, insanlık için en ilginç bilmecedir. Sizin karşı taraf ile baştan çıkarma sürecinizde mutlaka kadersel öğeler olmalı. Tesadüfen denk gelmeler, karşılaşmalar, eskiye dair kesişmeler, konuştukça ortaya çıkan ortak noktalar... Eğer sizin onun kaderinde bir yeriniz olduğunu düşünürse, bu durum aşkı tetikler. Eğer bu aşkı kader istediyse, onun istememesi imkansız değil mi?"

Evrenin bugüne kadar bana göndermiş olduğu mesajlara bakarsak eğer yukarıdaki yazılarla orantılı olarak doğru yoldayım demektir, yaşasın :D

Peki tüm bu baştan çıkarma evresinde astrolojinin etkisi hiç mi yok diyorsanız hemen söyleyeyim. Elbetteki etkisi büyük. En basit örnekle oğlak burcu için toprak grubunun lideri bu burç, kazanmak, yaratmak, zorlukları aşmak ve zafer için doğmuştur, derler.

Dolayısıyla oğlak bazen aşkta içe dönük, şüpheci, garip davranır. Bu gibi evrelerde üstüne gitmeyin, siz de gizeminizi koruyun. Herşeyden önemlisi de değer verdiğinizi gösterin ve içine şüphe tohumu bırakmayın, diyor yazar Tuğçe Işınsu...

Doğru söze ne hacet tabii... Kitabın yazarı bu noktada çok doğru bir yere değinmiş doğrusu. Buraya kadar kitabı çok sevdim doğruya doğru amaaaa... Son bölümlere serpiştirdiği melek ve ay ışığı olaylarına fena halde takıldım.

Burun büktüğümden veya inanmak istemediğimden değil elbette takılmam... Hatta özellikle melek olayını bizzat denemeye çalıştım. Konsantre oldum. Derin nefesler aldım, verdim. Ama ııı-ııhhh olmadı. Tuğçe Işınsu'nın bahsettiği o ışıktan gelen giden olmadı. Demek ki benim melekler, benimle görüşmek istemiyorlar diye düşünüp, uykuya daldım.

Dediğim gibi benim melekler bana görünüp, konuşmadılar belki ama yılmış değilim. En kısa zamanda tekrar deneyeceğim. Hatta görene kadar uğraşacağım. Kimbilir tipik bir oğlak inadıyla baskın gelir, inatlarını kırarım, belli mi olur?

Tuğçe Işınsu'nun ikinci kitabı olan "Onu Baştan Çıkar" belki size farklı bir bakış açısı sağlayarak, bugüne kadar yanlış yaptığınız birşeyleri düzeltmenize yardımcı olur. Bu noktada kimden yarar göreceğiniz hiç belli olmaz nede olsa...

Onu Baştan Çıkar
Yazan: Tuğçe Işınsu
Goa Yayınları

PS: Bu kitabı bana gönderen Goa Yayınları'ndan sevgili Güneş Hanıma da ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum. Ne diyeyim, iyi ki varsınız...

3 yorum :

Yaşasınnnn Balık Çorbası Sahibini Buldu...

18:44 ebru altin 0 Comments

İzlenimlerin Derinliği'nde geçtiğimiz günlerde başlatmış olduğum hediye kitap çekilişine katılan tüm arkadaşlarıma öncelikle teşekkür ederim. İlk çekilişimizi bugün itibariyle gerçekleştirmiş bulunmaktayım. Şanslı kişi kim diyorsunuz değil mi? Hemen söyleyeyim. İlk çekilişimizin şanslı kişisi sevgili Nihat Kayra oldu. Sevgili Kayra, umarım kitabını okurken oldukça keyifli saatler geçirir. Tebrik Ederim Nihat Kayra...

Kitabı biran önce sana ulaştırmak istiyorum. Haydi, ne duruyorsun hemencecikk adresini gönder bana... :))

0 yorum :

Sondan Sonra Oyunu için Davetiye Kazanmak İster misiniz?

17:43 ebru altin 4 Comments

Sığınakta iki insan: Mark ve Louise… Korkunç nükleer saldırıda, binalar çökmüş, herkes ölmüş, her yanı radyoaktif toz bulutu kaplamıştır.

Mark bu saldırıdan Louise’i binbir güçlükle sığınağa taşır. Mark’ın sığınağında yiyecek, ranza ve radyo gibi kısıtlı imkanlar vardır. Konuşmalarından ise Mark’ın Louise’e aşık olduğu ve onu delice kıskandığı anlaşılır.

Ayrıca genç adam Louise’i irkilten sözler söylemeyi de ihmal etmez. “Bu saldırıyı yapanlar mutlaka sakallıdırlar. Güçlü ve iyi toplumlar dünyadaki zayıf toplumları onların iyiliği için kontrol etmelidir. Biz gücümüzü yeterince iyi kullanmadık. Teröristlere daha katı davranmak şart.”

Mark’tan korkan ama onunla birlikte bu sığınakta hayatta kalma mücadelesi veren Louise oldukça zor günler yaşar. Acaba dışarısı ne durumdadır? Gerçekten herşey Mark’ın anlattığı gibi midir dışarıda yoksa tüm bu olanlar bir blöften mi ibarettir?
Oyunun sonunu merak ediyorsanız eğer haydi gelin size yeni bir sürpriz yapayım ve Tiyatro Duru’nun desteğiyle içinizdeki bir şanslı kişiyi bu oyuna göndereyim.

Süper, ben gitmek isterim diyorsanız eğer yapmanız gerekenler aslında çok basit. Öncelikle 5 Ocak tarihine kadar aşağıda sormuş olduğum soruya doğru cevap vereceksiniz. Ardından ise verdiğiniz yanıtı yorum kısmına bırakacaksınız. Tabii blogu izlemeye almanızda diğer bir şart, sonra söylemedi demeyin.

5 Ocak tarihine kadar cevaplarınızı aldıktan sonra doğru cevap verenler arasından yapacağım çekiliş sonucunu buradan sizlere duyuracağım. Kazanan talihlinin ismini ise 6 Ocak 2012 tarihinde Duru Tiyatrosu’na bildireceğim. Sonrası ise malum…

Giyinip, kuşanıp, 8 Ocak 2012 Pazar günü saat 16.00’da Duru Tiyatrosu’nda sahnelenecek oyuna gideceksiniz. Kazanan kişinin ismi gişeye önceden verileceği için biletinizi direkt olarak gişeden gidip alabilirsiniz. Ehh bu davetiyenin çift kişilik olduğunu hatırlatmama gerek yok herhalde :))

Şanslı kişi her kim olacaksa izledikten sonra yorumlarını buraya bekliyorum. Haydi bakalım ne duruyorsunuz, çalışsın parmaklar, yoksa bu güzel oyuna gitmek istemiyor musunuz?

İşte Sorunuz...

AFİFE TİYATRO ÖDÜLLERİNDE BU SENE EN BAŞARILI KADIN OYUNCU ÖDÜLÜ KİMİN OLDU?

A. PELİN KÖRMÜKÇÜ
B. YILDIZ KENTER
C. AHU TÜRKPENÇE
D. AYÇA VARLIER

4 yorum :

Savaş Atı...

23:58 ebru altin 0 Comments

Hayvanlarla insanları birbirinden ayıran en temel özellik bilindiği üzere insanların ekstra konuşabilme ve düşünebilme yetisinin olmasıdır. En azından otoriteler tarafından kabul gören tanımlama bu yöndedir. Ancak biraz kurcaladığımızda bu kanıksanmış düşüncenin kişilere göre farklılık gösterdiğini rahatlıkla görürüz.

Peki siz hiç evinizde bir evcil hayvan beslediniz mi? İçmek için kendinize aldığınız bir bardak suyu, gözünüzün içine bakıp, ortak olmak isteyen bir canlıyla paylaştınız mı? Üzüldüğünüzde size mahzun gözlerle bakıp, yanınızdan ayrılmayan veya işten geliş saatinizde camda - balkonda yolunuzu gözleyen, evinize geldiğinizde ise üzerinize atlayıp sizi en derin sevgiyle yalayıp öpen bir köpeğiniz, kediniz oldu mu?

Veya kimbilir her gün sütünüzü sağmadan önce konuştuğunuz ineğiniz, yumurtasını sizin için hazırlayan bir tavuğunuz, kuzunuz, atınız oldu mu? Onlarla hiç konuşma şansınız oldu mu? Olduysa ne güzel, demek ki şanslı kişilerden birisiymişsiniz. Açıkçası bende o şanslı olanlar kategorisine giriyorum.

Zira daha bebekken gelip, şimdilerde kocaman bir adam olan, saf bir şekilde sevdiğim, büyük bir sadakat ve sevgiyle bana bağlı bir köpeğim, oğlum var…
Her canlının sevilmeye ve bunu görmeye ihtiyacı vardır. Siz küçücük bir sevgi verirsiniz, o ise size kocaman bir tutkuyla bağlanır. Bir de bakmışsınız en yakın arkadaşınız, sırdaşınız olmuş.

Bana bu satırları yazdıran aslına bakarsanız geçtiğimiz günlerde Tudem Yayınları’ndan Yaprak Hanımın göndermiş olduğu “Savaş Atı” isimli kitap oldu da diyebilirim.

Her ne kadar çok merak etsemde elimde bitirilmeyi bekleyen başka kitaplar olduğu için okuma eylemine ancak 3 gün sonra başlayabildim. Kıyısından köşesinden hikayenin içine girmek üzere sayfalarda gezinmeye başlamadan önce uzun uzun kapağına baktım. Okumayı düşünürseniz eğer sizde bu kapak tasarımı nasıl bir intiba bırakır bilemiyorum ama ben tek kelimeyle hayran oldum.

Hüzünlü ama bir o kadarda gururlu bir atın gözünden yansıyan askerler vardı, kapağın üzerinde… İsmi malum! Savaş Atı…

Kitabın sayfalarını özenle çevirmeye başladığımda şu notla karşılaştım. “Bu kitap, I. Dünya Savaşı’nda yaşanan fakat dile getirilemeyen o katliamları tıpkı kendilerine benzeyen insanlarla çatışan askerlerin gözünden anlatıyor.”

Bu cümle dahi kitabı merak etmem için yeterli birşeydi açıkçası. Usta öykücü Michael Morpurgo, I. Dünya Savaşı döneminde geçen, “Savaş Atı” isimli romanını Joey adlı bir atın ağzından kaleme alıyor.

Bir atın ağzından anlatılanlar karşısında yadırgamadan kanıksadığınız karakter Joey ile rahatlıkla empati yapabiliyorsunuz. Bu uzun ve tehlikeli yolculuk sırasında doğal olarak yol arkadaşınızda Joey oluyor. Gururlu, mağrur ve diğerlerinden farkını hemencecik gözler önüne seren Joey…

Altı aylık bile değilken annesinden koparılan ve hayvan pazarına götürülerek açık arttırmaya çıkarılan Joey, hayatın dikenli yollarına doğru ilk adımını atıyor ve sarhoş bir adama satılıyor. Niyeti bir buzağı almak olan adamın oğlu Albert, Joey’u görür görmez ona hayran kalıyor.

“Albert ve annesinin karanlığa doğru yürümelerini izledim. O an ömür boyu sürecek bir arkadaşlığın temellerinin atıldığını anlamıştım. Aramızda ansızın içgüdüsel bir güven ve sevgi bağı olmuştu. Aslında her atın çocuklara karşı içgüdüsel bir sevgisi vardır. Çünkü çocukların ses tonları daha yumuşaktır ve ufak tefek oldukları için tehlikeli görünmezler.” diyordu Joey kitabın bir bölümünde…

Soğuk uzun kışlar ve puslu yazlar birbirini kovalarken Albert ve Joey beraber büyüyerek asla unutulmayacak bir dostluk kurmuşlardı aslında farkında olmadan. Ta ki günlerden bir gün bankaya olan ipotek borcunu ödemek için paraya ihtiyacı olan Albert’ın babası, Joey’u 40 pound karşılığında İngiliz ordusuna satana kadar…
İşte Joey için hayatın acı dolu gerçeği de o andan itibaren başlıyor.

Çiftlik atından bir süvari atına dönüşen Joey, yeni tanıştığı ve uzun yıllar yol arkadaşı olacağı TopThorn ile cepheden cepheye koşarak herkesi kendisine hayran bırakıyor.

Yıllar süren savaş boyunca müttefik ve düşman kuvvetleri cephelerinde başına türlü türlü şeyler geliyor. Hatta bir ara esir bile düşüyor. Ancak herşeye rağmen mutlaka bir gün eski dostu Albert’a kavuşacağını ümit ediyor.

Ya Albert… O da en az kadim dostu kadar bunun hayaliyle yanıp tutuşuyor elbette. Sizce yolları kesişmiş midir yoksa kesişmemiş midir? Bu noktada kesişip, kesişmediğine dair herhangi bir ipucu vermeyeceğim ama kitaba dair şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Savaş Atı son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan birisiydi…

Merak edenler için kitaba dair küçük anektodlar…

***** “Savaş Atı” gerçek boyutlu kukla atların kullanıldığı tiyatro oyunuyla, İngiltere’de 10 yıldır sahneleniyormuş…

***** I. Dünya Savaşı sırasında İngilitere’nin kırlıklarında panoramik bir manzarada çekilen sadakat, umut ve azmin öyküsünün anlatıldığı Savaş Atı, Steven Spielberg’inde gözünden kaçmamış olsa gerek ki beyazperdeye uyarlanmış. Gösterime girer girmez izleyeceğim çalışmalardan birisi…

Şimdiden merakla beklemeye başladım bile, sizde kaçırmayın derim :) Ama önce okuyun, sonra gidip izleyin…

SAVAŞ ATI
Yazar: Michael Morpurgo
Çeviren: Arif Cem Ünver
Tudem Yayınları

0 yorum :

Kitap Çekilişine Hala Katılmadınız mı?

18:35 ebru altin 0 Comments

Elma Yayınlarından çıkan, Ursula K. Le Guin imzalı Balık Çorbası kitabını bildiğiniz üzere önümüzdeki günlerde bir talihli kişiye hediye edeceğim. Talepler birer, ikişer gelmeye başladı bile. 15 günlük periyodun ilk kitap hediyesi olan bu kitaba son katılım gününün 23 Aralık 2011 Cuma günü olduğunu belirtir, saat 18.00'e kadar taleplerinizi almaya devam edeceğimi bilginize sunarım.

0 yorum :

Paramount Pictures'tan 100. Yıl Logosu...

11:04 ebru altin 0 Comments

Sinema sanatının neredeyse kendisine yaşıt yapım firmalarından olan Amerikan Paramount Pictures, 2012'de 100. yaşını kutlarken, yeni şirket logosunu da ilk kez halka lanse edecek.



Logo Tom Cruise'un yine başrolde olduğu serinin dördüncü filmi olan Görevimiz Tehlike 4 / Mission: Impossible - Ghost Protocol'de görülecek.

Stüdyonun, Wasatch dağ sırasından kayalık, karla kaplı bir tepeyi simgeleyen ilk logosu 1916 yılında tasarlanmıştı. 100. yıldönümü logosu ise Devastudios, Inc. tarafından düzenlendi. Paramount'tan yapılan açıklamaya göre bu logo şirketin 100. yıldönümü olan 2012 yılı süresince kullanılacak.

0 yorum :

Antrakt Sinema Matineleri...

10:57 ebru altin 0 Comments

Sinemanın ‘herkes’ için olduğuna inanan Antrakt, yapım, oyunculuk, senaryo alanlarında önemli bir pencere açarak Antrakt Sinema Matineleri bünyesindeki sekiz haftalık programlarla, alanında etkili kişilerin deneyimlerini ‘herkes’e sunuyor.

Akademisyen Sema Fener ve yayıncı, sinema yazarı ve araştırmacı Deniz Yavuz tarafından kurulan Antrakt Sinema Matineleri sunduğu eğitim programlarıyla ve bu programlar içerisine konumlandırılan aktivitelerle, katılımcılarına katkı sağlayacağını umuyor.

Antrakt Sinema Matineleri’nin ilk dönem başvuruları 13 Ocak Cuma gününe kadar yapılabilecek.

0 yorum :

Okurken Eğlendik: Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır

09:59 ebru altin 5 Comments

Ahmet Şerif İzgören ismi sizde ne çağrıştırıyor bilemiyorum ama benim kendisiyle tanışıklığım (tabii reel bir tanışmadan bahsetmiyorum) sosyal paylaşım sitelerinden birisinde dönen videosuyla birlikte olmuştu. Etkileyici bir ses tonu ve tane tane konuşmasıyla adeta sizi etkisi altına alıyordu o videoda. Gidip, yerinde bizzat seyretmiş olsam durum ne olacaktı, varın siz düşünün orasını artık...

Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır. İnsan ilk etapta bu kadar uzun isim mi olurmuş diye düşünmeden edemiyor, doğrusu. Tabii o noktada acaba nasıl bir kitap sorusuna verilen veya verilebilecek cevaplarda birbirini kovalamaya başlıyor.

En sonunda da soruları ve akabininde doğan cevapları bir kenara bırakıp, sayfalar arasında dolaşmaya başlıyorsunuz. Elma Yayınlarından çıkan kitabın gerek kitap kapağındaki dünya kürenin üzerine oturttuğu fil ile gerekse bölümler arasına serpiştirilen fil figürünün öncelikle insana inanılmaz sevecen geldiğini belirtmek isterim. (Böyle kötü bir cümle kurduğum içinde kendimi tebrik ederim. Ama değiştirmeye niyetim yok. Aksine yazmaya devam ediyorum :))

Elephant is the only animal in the world with a trunk... Yani dilimize uyarladığımızda "Fil, dünyada hortumu olan tek hayvandır" şeklinde çeviririz değil mi? Ama ya bir başkası bu cümleyi daha farklı bir şekilde çevirip buna birde "'Şu' hortumlu dünyada fil yalnız bir hayvandır" derse ne olacak?

Olmuş olan şey ortada aslında. Sıcak, içten, eğitici, yol gösterici bir kaynak olarak gösterilebilecek kitabın ismi olarak yerini alıp, yanına da yol arkadaşı hortumlu fil'in eklenmesiyle bir yolculuğa çıkmak şeklinde gelişmiş, daha ne olsun...

Kitabın, insanları kah gülümsetmek, kah yaptığı yanlışı göstererek, tamamen gündelik konuşmalarla yazılmış bir kaynak haline getirdiği bir gerçek. Açıkçası kitabı okumaya başladığımda bu kadar çabuk bitireceğimi hiç hesaba katmamış olsam gerek ki, bittiğinde verdiğim tepki sadece kocaman bir "Aaaaaaa ama bitti, bitmemeliydi, bitmesinn yaaaa" şeklinde olmuştu.

İletişim, başarı ve hayat üzerine kaleme alınmış birbirinden yol gösterici örneklemelerle etkili bir kaynak olan bu kitabın zaman zaman kitaplıktan aşağı indirilip, okunmasında yarar var diye düşünüyorum.

İnsanın kendisini çaresiz hissettiği anlarda bu kaynak kitap aracılığıyla en azından ışığını bulabilmesi an meselesi... Kimbilir belki sizin feneriniz de bu kitabın içinde saklıdır, belli mi olur?

Kitabın içindeki en beğendiğim sözlerden birisi ise açıkçası şu cümleydi...
"HİÇ KİMSE SİZİN İZNİNİZ OLMADAN KENDİNİZİ DEĞERSİZ HİSSETTİREMEZ" Ee doğru söze ne hacet, değil mi ama :)))

PS: Ahmet Şerif İzgören ile blog için bir söyleşi ayarlayabilir miyim acaba... En azından rica etmekte yarar var. Ne dersiniz, böyle birşey yapayım mı? Yap, yap diyorsanızda eğer söyleyin bakalım, siz olsaydınız ne sorular sorardınız kendisine? Herkes merak ettiği soruyu yazsın, kendisi de kabul ederse eğer merak ettiğimiz sorulardan oluşan bir mini söyleşi talebinde bulunuruz kendisinden :)) Sizce de güzel olmaz mı?

PS 2: Elimdeki kitap bittikten sonra yine bir Ahmet Şerif İzgören kitabına yer vereceğim. İsmi Süpermen ve Uğurböceği... Okuyup, yazısını hazırladıktan sonra bu kitabı da birisine hediye edeceğimin duyurusunu bahaneyle buradan yapmış olayım... Bir sonraki kitabımız Süpermen ve Uğurböceği olacak, duyduk duymadık demeyin, okumaya ve okutmaya devam edin :)

Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır
Yazan: Ahmet Şerif İzgören
Elma Yayınevi

5 yorum :

Zirveye Giden Yolda Herşey Mübahtır...

19:23 ebru altin 0 Comments

Zirveye Giden Yol, bir tarafta Demokratların, diğer tarafta ise Cumhuriyetçilerin yer aldığı, hummalı bir seçim döneminde geçen kirli oyunlara gönderme yapan bir film...

Beau Willimon'un "Farragut North" adlı eserinden esinlenilerek beyazperdeye uyarlanan filmde, acemi başkan adayının yanında çalışmakta olan idealist bir basın sözcüsünün, politikanın kirli taraflarını öğrenmek adına yaşadıkları en salt haliyle gözler önüne seriliyor.

Keskin ve kıvrak bir zekanın eseri olarak ortaya çıkan diyaloglarıyla günümüz siyaset dünyasından ve güç savaşlarından esinlendiğini her halükarda ortaya koyan film, cinselliğin, tutkunun, sadakatin, ihanetin ve intikamın hikayesini de etkileyici bir şekilde izleyiciye aktarıyor.
Stephen, Vali Mike'in seçim kampanyasında çalışırken Ohio'da tam bir siyasi mücadele yaşanmaktadır. Rakip adayın kampanya başkanı Stephen'a kendi ekiplerine katılması teklifinde bulunur. Ancak basın sözcüsü patronunu bu tekliften haberdar etme gafletinde bulununca işler hiç de Stephen'in düşündüğü gibi gitmez.

Geriye ise tek bir seçenek kalır. O da durumu lehine çevirerek, Vali Mike'in kişisel bir sırrını açık etmek üzere harekete geçmektir.

The Notebook'daki oyunculuğuyla hayranlığımın tavan yaptığı Ryan Gosling'in performansına dyecek yok. Zira filmin asıl yükünü de zamanımızın en yetenekli genç oyuncularından birisi olan Gosling taşıyor.

Nitekim Ryan Gosling'in olmadığı bir sahne de neredeyse yok gibi... Filmin başında zeki, işini iyi yapan, oyununun lideri ve herkesin istediği bir adamken, filmin sonunda esrar perdesinin aralanmasıyla o işini daha da başarılı yapan bir adam haline geliyor.

Filmin yönetmenlik koltuğuna oturan George Clooney filmin halihazırda ağır toplarından olmuş olsa da başrolü paylaştığı arkadaşları da gözardı edilemeyecek kadar önemli isimler...


Gosling'in dışında Philip Seymour Hoffman ve Paul Giamatti bu önemli isimlerden sadece ikisi durumunda...

Ismarlama bir film olduğu her halinden belli olan Zirveye Giden Yol'un konusu ilginizi çeker veya çekmez bilemiyorum ama sırf Giamatti, Hoffman ve Gosling üçlüsünün bir nevi Bermuda Şeytan Üçgeni'ni andıran, muhteşem oyunculukları için bu filmi mutlaka izleyin derim.

PS: Film süresi içerisinde özellikle Paul Giamatti'nin oyunculuğuna ve repliklerine hayran kaldığımıda ayrıca belirtmek isterim...

0 yorum :

Öğretici Bir Kitap: Aklını Arayan Çocuk...

13:46 ebru altin 0 Comments

Aileniz siz daha mini minnacıkken türlü türlü uyarılarda bulunur muydu hiç… Benim uyarıcılarım açıkçası epeyce fazlaydı. Ev ahalisinden annem, babam ve ağabeyimden tutunda, okulda ise öğretmenlerime kadar uzayıp, giderdi bu liste... Hepsinin ortak kaygısı sorumluluk sahibi olunması yönünde, ders verecek niteliklerde olurdu çoğunlukla.

Otobüste yaşlılara ve hamilelere yer verilmelidir.
Konuşurken ses tonuna dikkat edilmeli, küçük harflerle konuşulmalıdır.
Sana ait olmayan birşeye kesinlikle el uzatılmamalıdır.
Karşıdan karşıya geçerken dikkat edilmeli, olmayacak zamanlarda arabaların önüne fırlanılmamalıdır.
Nezaket kurallarına dikkat edilmelidir.
Dişler düzenli olarak fırçalanmalı, eller yıkanmalıdır vs vs…

Bu ilk etapta akla gelen belli başlı kalıplaşmış söz dizimlerinden ibaret genel uyarılar gibi gözüksede, hayatında olmazsa olmaz yapı taşlarından birisiymiş aslında. Yerine getirmeme gibi bir lüksünüz yok, çünkü hemen yanınızdaki bir büyük tarafından yeni bir uyarı dalgasıyla karşı karşıya kalabilirsiniz. O yüzden dikkat etmekte ve yaşam kuralı olarak benimseyip, yerine getirmekte yarar var.

Bugünkü kitabımız yine Elma Yayınevinden “Aklını Arayan Çocuk”. İsmi ne kadar da ilgi çekici değil mi? Açıkçası ben başlığına hayran kaldım. Siz ne düşünüyorsunuz bilemiyorum ama benim bildiğim tek bir şey var ki, o da sayfaların arasında gezinirken oldukça keyif aldığım ve bir nevi geçmişe yolculuk yaptığımdır.

Damla, Emre, Senem, Çağlar, Görkem, Pınar ve Berk… Kimi okuldan arkadaş, kimi apartmandan… Sonuç itibariyle nereden olurlarsa olsunlar onlar aslında birlikte büyüyüp, birlikte olgunlaşan çocuklardan sadece bir kısmı…

Her biri çok tanıdık kişiler aslında. Emin olun günleri sizinkinden farksız. Okulda, bahçede aileleriyle, arkadaşlarıyla macera dolu günler yaşıyorlar. Biten her günün ardından kendileri ve çevreleri hakkında yepyeni şeyler öğrenirken, akıllarını karıştıran sorulara cevaplar arıyorlar.

Hatalar mı? Ee onlar hayatın olmazsa olmazları değil mi zaten. Hata yapacaksın ki doğruyu bulabilesin. Bu çocuklarda işte bu yoldan geçiyorlar. Kah yanlış yapıyorlar, kah doğruya ulaşıyorlar. Ama bu süreç içerisinde çok şeyi de öğrenmiş oluyorlar.

Özden Aslan’ın kaleme almış olduğu kitabın içerisinde birbirini tamamlayacak şekilde, 12 tane birbirinden güzel hikayede mevcut.

“Çevreye, hayvanlara ve bitkilere kötü davrananlar aklını mı kaybetmiş?
Ailem gönüllüymüş ama gönüllü ne demek?
Sokaktaki dondurmacının rengarenk dondurmaları var, ne yapmalı?” Kitabın içindeki hikayelerin sadece bir kısmı… Yazmadığım ve direkt olarak size sakladığım daha nice hikayeler var, benden söylemesi…

Kendinizden birşeyler bulabileceğiniz, çocuğunuza yararlı birşeylerin ilk temellerini kolaylıkla anlatıp, atabileceğiniz bir kitap “Aklını Arayan Çocuk”

NOT: NE DERSİNİZ BU KİTABIDA BİRİSİNE HEDİYE EDELİM Mİ?

Aklını Arayan Çocuk
Yazan: Özden Aslan
Resimleyen: Vicdan İleri
Elma Yayınları

0 yorum :

Ayın Şanslı Kitabı: Balık Çorbası...

20:57 ebru altin 9 Comments

Büyük yada küçük olsun insanlar yaşam döngüsü içerisinde kah bilinçli kah istemdışı ne kadar da çok beklenti içerisine giriyor değil mi? En yapmıyorum diyen insan dahi kimi zaman kendi hayatında, kimi zamanda çocuğu üzerinde yapıyor bunu...

Bu davranış ne kadar doğru tartışılır elbette. Ancak durum böyle olunca, istek ve beklentiler de otomatik olarak hayat içerisinde sürekli birbiriyle yarış yapmak durumunda kalıyor.

Şu şöyle olsun, bunu şöyle yapalım, ee hazır düşünmüşken gel oturup birde çocuğumuzu düşleyelim falan feşmekan...

Biri ısrarla kız olsun der, diğeri tam tersi erkek olsunda ne olursa olsun... Tabii düş kuruluyorsa beklentilerin devreye girmesi de kaçınılmazdır. Herkes birşey bekler, birşey ister. Ancak şartlar bunu gerçekleştirmenize ya onay verir, yada vermez...

Balık Çorbası... Şimdi o da nereden çıktı diyorsunuz değil mi? Aslında tüm bu satırları kurduran bana, biraz da bu kitap oldu diyebilirim. Bilimkurgu kitaplarını en iyi şekilde kaleme alan Ursula K. Le Guin'in sihirli kaleminden yazıya dökülen bu kitabı bana Elma Yayınevi'nden Gül Hanım dün gönderdi. Tabii okunmak üzere sırasını bekleyen diğer kitaplarla birlikte...

Sözkonusu bir kitap olunca doğal olarak dayanamadım ve sayfaların arasında seyr-ü sefa yaparken buldum kendimi. Bir de baktım ki hemencecik bitivermiş. Doyamadım, tekrar okudum.

Derelerin tepelerin var olduğu tamamen pastoral olarak nitelendirilebilecek bir ortam. Ortama konuk olanlar ise düşünen adam ve yazan kadın. Biri Mohalı diğeri ise Maholu...

Adam düşünmekten, kadın ise yazdığı kitapları ciltlemekten yorulduğu zamanlarda, birbirlerinde buluşurlar. Sohbet ettikleri yer ise bir balık çorbası tenceresinin başı olur çoğunlukla...










Yaşamları ve hayata bakışları birbirinden çok farklı iki arkadaştır aslında onlar. Mohalı adam ne kadar titizse, Maholu kadın tam tersi bir o kadar dağınık. Adamın bahçesinde temiz bir inek varken, kadının evinde ise uçuşan kaçışan fareler ve kediler...

Sık sık biraraya gelip, balık çorbası içerlerken uçan düşüncelere de kaşık sallamayı ihmal etmezler. İşte öyle bir günde düşünen adam çocuğumuz olsun der, yazan kadına. Kadın ilk etapta oralı olmaz, savuşturuverir bu düşünceyi. Savuşturur savuşturmasına ama iki tane de çocuk belirir bir süre sonra...

Kadın balık tutmaya gönderebileceği bir erkek çocuk isterken, erkek böyle düşüncelere kapılmadan sadece bir kız ister. Erkek çocuk olta takımlarıyla şekillenirken, kız sadece bir çift ayakkabı, çorap ve kırmızı bir elbiden ibaret olur.

Düşünen adam ve yazan kadın birbirinden ne kadar farklıysa, düşünceler sonrasında ortaya çıkan çocukları da bir o kadar farklı olur. Nedir peki bu iki çocuğu birbirinden ayıran şey? Beklentiler mi yoksa başka birşey mi?

İşte böyle bir masal Balık Çorbası... 8+ ibaresi olmuş olmasına rağmen yetişkin bir insanında okuması gereken kitaplardan birisi kısacası. Okuyun, okutun... Emin olun pişman olmazsınız...

Balık Çorbası
Yazar: Ursula K. Le Guin
Çeviren: Kemal Atakay
Resimleyen: Vicdan İleri

9 yorum :

Kitap Kazanmak İster misiniz?

19:36 ebru altin 12 Comments

Elma Yayınlarından çıkan Balık Çorbası kitabının sonunda okuduğum "Uğurböcekleri Projesi" ile ilgili yazı açık konuşmam gerekirse eğer beni deyim yerindeyse kendime getirmeye yetti de arttı. Tabii beynime verdiğim komut malum... Silkelen ve kendine gel!

Evet silkelenip kendime gelmenin, son demlerini yaşadığımız 2011'in yarattığı rehavetten kurtulup sosyal projelere, paylaşımlara daha fazla ağırlık vermem gerektiğinin bir telkiniydi aslında tüm bu komutların yönlendirdiği sonuç...

Hediye kitap projesi... Hem de yepyeni, yesyeni, artık siz ne derseniz deyin işte... Aslında uzun zamandır aklımda olan birşeydi bu kitap hediye etme olayı. Ancak bir türlü gerçekleştirmek için doğru zamanı yakalayamamıştım. Kah çalışma yoğunluğundan kah başka nedenlerden dolayı...

Artık miskinlikten sıyrıldığıma göre bende bir uğurböceği olarak yerimi hali hazırda izlenimderinliği'nde alabilirim demektir. Bu süre içerisinde kah kitapları size hediye edeceğim,kah bir okulun kütüphanesine... Bu noktada bana destek olmak isteyen yayınevlerine de kapım her zaman açık. Ne de olsa Turkcell'inde dediği gibi hayat paylaşınca güzel!

Eh bu kadar yazdığıma göre gelelim bundan sonra ne yapmanız gerektiğine... Merak etmeyin, sizden pek birşey istemeyeceğim. Kısaca özetlemem gerekirse eğer;

Düzenli olarak bloğumda kitap tanıtımları yapacağım. Size düşen ise kitap tanıtımlarının olduğu zamanlarda altına yorum yazmak olacak.

İlk kitabı ben belirliyorum. Bundan sonrakileri ise birlikte belirleyeceğiz. Nasıl olacak o diyorsanız eğer hemen söyleyeyim. Yazdığım kitap tanıtımlarının altına yazacağınız yorumların çokluğu o ayın şanslı kitabını belirleyecek. Kısaca sizden yorumları yazması, benden de hediye etmesi.

Küçük bir dipnot hediye kitapların çocuk kitabı olması halinde - ki çocuğunuz varsa özellikle belirtin - boyama kitabı ve renkli boya kalemleri benden size küçük bir sürpriz şeklinde olacak. Haberiniz olsun :)))

Peki yorumlarınızı almaya ne zaman başlayacağım... Kitabın ilk duyurusunu yapıp, talihli kitabı belirttikten sonraki süreçte 5 gün boyunca yorumlarınızı bekleyeceğim. 5. günün sonunda ise yapacağım çekilişle şanslı kişiyi belirleyip kazananın duyurusunu buradan gerçekleştirmiş olacağım.

Tabii daha çok kitap ve hediye kazanabilme şansınızın olmasını istiyorsanız da eğer izleme butonuna bir tık yaparak, takibe geçmeniz gerektiğinide unutmayın.

Bu ayın ilk talihli kitabı "BALIK ÇORBASI"

Bakalım bu güzel kitap kime gidecek, hangi şanslı kişinin kitaplığındaki yerini alacak... Bekleyip, görelim bakalım :))

12 yorum :

Aşkın Formülü Yok: Zıt Kutuplar Birbirini Çeker...

19:43 ebru altin 0 Comments


Aspenger Sendromunu açık konuşmam gerekirse eğer geçtiğimiz günlerde seyrettiğim Aşkın Formülü Yok filmine kadar bilmiyordum. Daha sonra merak edip araştırdığımda hastalığın sosyal etkileşimde zorluklar, sınırlı stereotipik ilgi ve etkinliklerle tanımlanan otistik spektrum bozukluklarından birisi olduğunu öğrendim.
Film deyip geçmeyeceksin işte... Kaç dakikaya sığdırılmış olursa olsun insana öğretecek birçok öğeye çoğu zaman sahip olabiliyor, şekil a'da görüldüğü üzere...
Benim adım Simon...
18 yaşındayım...
Uzayı, halkaları ve bana iyi bakan ağabeyim Sam'i severim...
Duygulardan, başkalarından, değişikliklerden ve Hugh Grant'in oynadığı romantik komedilerden hoşlanmam. Çünkü benim Aspenger Sendromum (AS) var... Dolayısıyla insanlar için önemsiz olan herhangi birşey benim hayatımı mahvedebilir. Bundan dolayı sistematik ve düzenli bir yaşam, hayatımı kolaylaştıran etkenlerden sadece birisidir...
İsveç'in geçtiğimiz sene Oscar adayı olan Aşkın Formülü Yok, genç yetenek Andreas Öhman'ın yönetmenliğini yaptığı 3. filmi. Filmin kahramanı olan Simon'un çok sevdiği ağabeyi Sam'i kız arkadaşı terketmiştir. Ayrılmanın yarattığı etkiyle birlikte Simon'unda hayatı ister istemez alt üst olmuştur. Hastalığı nedeniyle aşk ve duygu hakkında birşey bilmeyen Simon, parlak zekasını kullanarak tamamen bilimsel yöntemlerle ağabeyi Sam'e yeni bir sevgili bulmayı kendine görev edinir. Bu görevinin altından başarıyla kalkacak mı derseniz de eğer izleyip görün derim...

PS: Film her ne kadar ilk etapta ağır aksak başlamış olsa da, tam bırakmaya niyetlendiğiniz anda sizi birdenbire içine çekebilecek kıvama getiriyor, haberiniz olsun. O yüzden biraz daha sabredip, sonuna kadar izleyin derim, benden söylemesi. Şimdiden iyi seyirler...

0 yorum :

İşte Altın Küre Adayları...

11:00 ebru altin 0 Comments

Hem Hollywood dünyasının hem de bağımsız sinemacıların heyecanla beklediği Akademi Ödülleri'nden sonra Amerika'nın en prestijli ödül töreni olan 69. Altın Küre Ödülleri için adaylıklar bugün Türkiye saatiyle 15.00 civarında Kaliforniya Beverlyhilton'da düzenlenen bir törenle ilan edildi.

69. Altın Küre Ödülleri'nin sinema kategorisindeki tam listesi ise şu şekilde...



En İyi Film (Drama)
The Descendants
Hugo
Yardımcı (The Help)
Zirveye Giden Yol (The Ides of March)
Kazanma Sanatı (Moneyball)
Savaş Atı (War Horse)

En İyi Film (Komedi / Müzikal)
50/50
Artist (The Artist)
Nedimeler (Bridesmaids)
Paris'te Gece Yarısı (Midnight in Paris)
Marilyn ile Bir Hafta (My Week wih Marilyn)

En İyi Yönetmen
Woody Allen - Paris'te Geceyarısı
George Clooney - Zirveye Giden Yol
Michel Hazanavicius - Artist
Alexander Payne - The Descendants
Martin Scorsese - Hugo

En İyi Erkek Oyuncu (Drama)
George Clooney - The Descendants
Leonardo DiCaprio - J.Edgar
Michael Fassbender - Utanç
Ryan Gosling - Zirveye Giden Yol
Brad Pitt - Kazanma Sanatı

En İyi Kadın Oyuncu (Drama)
Glenn Close, Albert Nobbs, Voloa Davis - Yardımcı (The Help)
Rooney Mara - Ejderha Dövmeli Kız (The Girl With The Dragon Tattoo)
Meryl Streep - Demir Leydi (The Iron Lady)
Tilda Swinton - Kevin Hakkında Konuşmalıyız (We Need to Talk About Kevin)

En İyi Erkek Oyuncu (Komedi/Müzikal)
Jean Dujardin - Artist
Brendan Gleeson - The Guard
Joseph Gordon - Levitt - 50/50
Ryan Gosling - Çılgın Aptal Aşk (Crazy, Stupid, Love)
Owen Wilson - Paris'te Geceyarısı

En İyi Kadın Oyuncu (Komedi / Müzikal)
Jodie Foster - Acımasız (Carnage)
Charlize Theron - Genç Yetişkin (Young Adult)
Kristen Wiig - Nedimeler
Michelle Williams - Marilyn ile Bir Hafta (My Week with Marilyn)
Kate Winslet - Acımasız Tanrı

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Kenneth Branagh - Marilyn ile Bir Hafta
Albert Brooks - Drive
Jonah Hill - Kazanma Sanatı
Viggo Mortensen - Tehlikeli İlişki (A Dangerous Method)
Christopher Plummer - Beginners

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Berenice Bejo - Artist
Jessica Chastain - Yardımcı
Janet McTeer - Albert Nobbs
Octavia Spencer - Yardımcı
Shailene Woodley - The Descendants

En İyi Senaryo
Artist - Michel Hazanavicius
The Descendants - Alexander Payne, Nat Faxon ve Jim Rash
Zirveye Giden Yol - George Clooney , Grant Hesloy ve Beau Wilimon
Paris'te Geceyarısı - Woody Allen
Kazanma Sanatı - Aaron Sorkin, Stecen Zailian

Yabancı Dilde En İyi Film
The Flowers of War (Çin)
In the Land of Blood and Honey (ABD)
Bisikletli Çocuk (Le Gamin au vélo) (Belçika)
Ayrılık (La Séparation) (İran)
İçinde Yaşadığım Deri (La Piel que Habito) (İspanya)

En İyi Animasyon
Tenten'in Maceraları (The Adventures of Tintin: Secret of the Unicorn)
Hediye Operasyonu (Arthur Christmas)
Arabalar 2 (Cars 2)
Çizmeli Kedi (Puss in Boots)
Rango

En İyi Özgün Müzik
Artist, Ludovic Bource
Ejderha Dövmeli Kız (The Girl With The Dragon Tattoo), Atticus Ross ve Trent Reznor
Hugo, Howard Shore
W.E., Abel Korzeniowski
Savaş Atı (War Horse), John Williams

En İyi Özgün Şarkı
"Hello Hello", Sevimli Cüceler Cino ve Jülyet (Gnomeo and Juliet)
"The Keeper", Machine Gun Preacher
"Lay Your Head Down", Albert Nobbs
"The Living Proof"; Yardımcı/The Help
"Masterpiece"; W.E.

0 yorum :

Merakla Beklediğim Film: Zenne...

10:22 ebru altin 2 Comments


Senaryosu gerçek öykülerden ve kişilerden esinlenilerek M. Caner Alper tarafından kaleme alınan Zenne, muhafazakar bir ailenin çocuğu olan Ahmet ve renklerini gizlemekten sakınmayıp İstanbul'un dans kulüplerinde zennelik yapan Can ile Türkiye'nin değer yargılarını çok iyi tanımayan Alman fotoğrafçı Daniel'in evrensel dostluk hikayesini anlatıyor.

Film, bu sıradışı üçlünün öyküsünü "aile kafesleri", "töre kuralları" ve 2008 yılına kadar eşcinsel erkeklere evrensel insan haklarına aykırı şekilde uygulanan askerlikten muafiyet prosedürleri üzerinden ele alıyor.

48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde, SİYAD Ulusal En İyi Film, En İYi İlk Film, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Tilbe Saran), En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Erkan Avcı) ve En İyi Görüntü Yönetmeni (Norayr Kasper) ödüllerini alan Zenne, daha sonra 17 - 24 Kasım 2011 tarihleri arasında Ankara'da düzenlenen Türkiye'nin ilk LGBT festivali Pembe Hayat KuirFest'te ise açılış filmi olarak gösterildi...

2 yorum :

Yeni Yılın Yerli Filmlerine Bakış...

22:29 ebru altin 1 Comments

Türk sinemasının en verimli döneminin yaşandığı şu günlerde, birbirinden sağlam senaryo ve güçlü oyuncu kadrosunun yer aldığı filmler, izleyicileriyle buluşma günlerini şimdiden iple çekmeye başladı. Yıl sonuna kadar görücüye çıkacak olan filmlerin arasındaki rekabetin galibini ise elbette ki her zaman olduğu gibi yine izleyici belirleyecek.

Yeni yılla birlikte izleyicileriyle buluşacak olan dumanı üzerinde işte en yeni filmler...

Bu Son Olsun
Yönetmen: Orçun Benli
Senaryo: Orçun Benli
Oyuncular: Volga Sorgu, Orhan Eskin, Ufuk Bayraktar, Engin Alkan, Hazal Kaya, Engin Altan Düzyatan

















Kendilerine Balat semtini mesken tutmuş beş evsizin hayattaki tek gayeleri, karınlarını doyurmak ve en büyük tutkuları olan şaraptan bir gün bile olsun ayrı kalmamaktadır. Onlarla aynı mahallede yaşayan ve sol gruplardan birine üye olan Sinan ile Lale arasında gönül ilişkisi vardır. Sokaklarda başlayan hikaye, bir dizi yanlışlıklar komedisi sonucu evsizlerin kendilerini siyasi mahkumlarla birlikte aynı cezaevinde bulmasıyla devam eder.

Kurtuluş Son Durak
Yönetmen: Yusuf Pirhasan
Oyuncular: Belçim Bilgin, Demet Akbağ, Mete Horozoğlu

















Her türlü şiddete karşı harekete geçen altı kadının provokatif, fantastik hikâyesi... Nikaha 2 hafta kala nişanlısı tarafından terk edilen Psikolog Eylem, taşındığı mahalledeki ‘Saadet Apartmanı’nda her şeyi değiştirecek! Ve tüm kadınların kendilerini sorgulamalarına neden olacak.

Zenne
Yönetmen: M. Caner Alper, Mehmet Binay
Senaryo:Kerem Can, Giovanni Arvaneh, Ünal Silver, Rüçhan Calışkur














İstanbul’a fotoğraf çekimleri yapmak üzere gelmiş Alman fotoğrafçı Daniel Bert, bir gece kulübünde Zennelik yapan Can ve doğulu muhafazakar bir aileden gelen Ahmet ile tanışır. Abartılı ve antipatik kıyafetler içindeki Can, gizlerle dolu Ahmet ve Afganistan’dan ‘hasarla’ dönmüş Daniel, birkaç karşılaşma ve tartışmanın ardından arkadaş olmayı başarırlar.

Berlin Kaplanı
Yönetmen: Hakan Algül
Oyuncular: Ata Demirer, Tarık Ünlüoğlu, Necati Bilgiç

















Ayhan Kaplan Berlin’de yaşayan, geçimini boksörlük ve bodyguardlık yaparak sağlayan bir Türk vatandaşıdır. Ayhan ve antrenörü Cemal için işler pek yolunda gitmemektedir. İkisi de artık hayattan bir mucize beklemektedir. Filmimiz olası bir mucize ihtimalini anlatmaktadır.

Sen Kimsin
Yönetmen: Ozan Açıktan
Oyuncular: Tolga Çevik, Köksar Engür, Toprak Sergen, Pelin Körmükçü

























Tekin (Tolga Çevik) ve emekli trafik polisi yardımcısı İsmail abi (Köksal Engür), kaybolan bir kızı bulmak için, hayatları pahasına her türlü tehlikeyi göze alır. Sıradan bir kayıp kız vakasının peşinde başlayan hikâye, hesaplaşmaların, oyun içinde oyunların geliştiği bir maceraya dönüşür. Kim masum kim suçlu birbirine karışır. Hafiyelerimizin tek bir hatası vardır, o da kendi yöntemlerini kullanmak.

Fetih 1453
Yönetmen: Faruk Aksoy
Oyuncular: İbrahim Çelikkol, Devrim Evin, Dilek Serbest












Hollywood standartlarındaki etkileyici prodüksiyonuyla bugüne kadar Türkiye’de gerçekleştirilen en iddialı yapım olan Fetih 1453, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethini en gerçek haliyle gözler önüne serecek. Film altyapısından senaryosuna, kullandığı teknolojiden dekor ve kostümlerine kadar Türk sinemasında birçok ilke imza atıyor. Sadece sanal gerçeklik teknolojisine 2 milyon dolar bütçe ayıran film, Türkiye’de yapılan en görkemli film olacak.

Güzel Günler Göreceğiz
Yönetmen: Hasan Tolga Pulat
Oyuncular: Buğra Gülsoy, Feride Çetin, Barış Atay Mengüllü













Hasan Tolga Pulat'ın yönettiği paralel hikayeler draması Güzel Günler Göreceğiz, bir gün içinde ve İstanbul’da geçiyor. Hikaye, beş farklı karakterin - Cumali, Ali, Figen, İzzet ve Anna- kesişen yollarını anlatıyor ama hiç kimse bir diğerinin farkında değil, dolayısıyla da birbirlerinin hayatlarına müdahaleleri yok. Günün sonunda ise aslında insanların müdahale ettiği hayat ortaya çıkıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Buğra Gülsoy, Feride Çetin ve Barış Atay Mengüllü isimleri öne çıkıyor...

48. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde yarışan yapım En İyi Film Ödülü'ne layık görüldü...

Eşruhum Eşzamanı
Yönetmen: R. Şanal Günseli
Oyuncular: Uğur Çavuşoğlu, Aylin Kabasakal, Zeynep Utku

Yeryüzünden çok farklı ve uzak bir boyutta bütünlüğünü tamamlamış enerji dolu bir varlık çevresine ışık ve sevgi saçmaktadır. Bu varlığını dünyaya inip, sürdürmek ister. Fakat dünyada olup-biten kaos bu varlığı ikiye ayırır ve uzaklaştırır. Şimdi sevgi dolu her iki ruh birbirini eşini aramaktadır...

















R.Şanal Günseli ve Işık Günseli’nin gerçek hayat hikayelerinden yola çıkarak 2005 yılında yazdıkları Eş Ruhumun Eş Zamanı isimli kitaptan aynı adla sinemaya uyarlanan yapım Türkiye'in ilk kuantum filmi olma iddiasında. Filmde Aylin Kabasakal ve Uğur Çavuşoğlu başrolleri paylaşırken Deniz Seki, Musa Uzunlar gibi ünlü simalar da konuk oyuncu olarak yer alıyor...

Toprağın Çocukları
Yönetmen: Ali Adnan Özgür
Oyuncular: Erkan Can, Ufuk Bayraktar

Yaşadığı çingene kampı saldırıya uğrayınca canını kurtarmak için kaçan Karika, aynı çevrede köy enstitüsünde öğrenim gören Cevher tarafından kurtarılır. İsmail Hakkı'nın desteğini alan Cevher, kimsesiz kalan kızı enstitü içerisine yerleştirerek ona barınacak yer sağlar.


















Fakat bu durum köy halkının hiç hoşuna gitmez ve enstitüye çingeneyi kapı dışarı etmesi için baskı yapılır. Enstitünün varlığından oldum olası rahatsız olan bölge komutanı Necip bir baskın gerçekleştirerek müdür Kemal Öğretmen’i gözaltına alır.
çıkan bu olaylar gözaltına alma süreci, yurt genelinde varlığını sürdüren köy enstitülerinin kapatılma dönemiyle denk düşmektedir. Kemal Öğretmen'in suçsuzluğu nihayetinde ispatlanır ama köy enstitülerinin makus kaderi değişmez...

Yapımcılığını filmde Kemal Öğretmen olarak yer alan Erkan Can'ın yönetmenliğini ise Ali Adnan Özgür’ün üstlendiği filmde, Ufuk Bayraktar,Şebnem Sönmez,Bahtiyar Engin, Suzan Kardeş, Müge Boz, Türkü Turan, Banu Başeren, Ezgi Mola, Serdal Genç ve Ezel Akay da yer alıyor. Film bir dönemin tarihi portresini sinemaya taşıma iddiasında...

1 yorum :

20 Bin Kadın Bu Oyunu Oynuyor...

15:31 ebru altin 0 Comments



















Tayvan’ın en büyük oyun firmalarından biri olan Wayi şirketinden lisanslanan Kehanet, 15 Ekim 2011 tarihinde Joygame tarafından Türkiye’ye getirildi. Joygame.com üzerinden ücretsiz oynanabilen Kehanet’i oynayanların sayısı kısa sürede yüz bine yaklaşırken kadın oyuncu sayısı da 20 bine ulaştı.

Özellikle erkek oyuncuların daha fazla rağbet gösterdiği MMO-RPG (çevrimiçi çoklu oyunculu) türüne ait bu oyunda, kadın oyuncuların yüzde 20’lik bir oranla yer alması Türkiye’de bir ilk olarak dikkat çekiyor.



















Her gün oyuncu datası artarak büyüyen Kehanet oyununda oyuncuların karakterlerinin kendi aralarında evlenip güçlerini birleştirmeleri oldukça ilgi görüyor. İnsan ırkı dışında Naiti veya Vata gibi birçok ırkı seçerek oynayabileceğiniz oyun, sunduğu görsel kaliteyle de dikkatleri çekiyor.

Aralık ayında düzenlenen GameX oyun fuarında hayranlarını biraraya getiren Kehanet’te, yüzlerce görev, 5 ırk ve 32 farklı sınıf bulunuyor.

















Kehanet’in beğenilen devasa büyüklükteki haritalarında dolaşmanızı kolaylaştıracak binek hayvanlar, hayal gücünüzü zorlayacak uçan halılar, bisikletler ve bulutlar yer alıyor.

0 yorum :

Hep birlikte 5. Palto Film Günleri Etkinlerine Gidiyoruz...

15:00 ebru altin 2 Comments

Eskişehir Film Festivali deneyimi ile yola çıkan bir grup arkadaşın, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sinema Kulübü ve İletişim Bilimleri Fakültesi'nin de desteğini alarak bundan 5 sene önce hayata geçirdikleri Palto Film Günleri, kente yeniden sinema coşkusunu taşımaya hazırlanıyor.

Gerek program dahilinde gösterilecek filmler, gerek söyleşiler ve atölye çalışmaları ile zenginleşen etkinlik, Anadolu Üniversitesi Yunusemre Kampüsü içerisinde yer alan Sinema Anadolu bünyesinde gerçekleştirilecek.











11 uzun metrajlı filmin gösterileceği film günleri 18 Aralık Pazar günü gerçekleştirilecek açılış töreninin ardından, “Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm" filmi ile başlayacak. Film gösteriminin ardından KafePi'de açılış partisi de düzenlenecek.

Felix Van Groeningen'e 2010 İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nü getiren aynı zamanda Belçika’nın 2010 En İyi Yabancı Film Oscar adayı olan "Çölde Kutup Ayısı/De Helaasheid der Dingen", David MacKenzie'nin yönetmenliğinde çekilen ve insanların duyularını birbir kaybetmesi üzerine farklı bir kıyamet senaryosu sunan "Yeryüzündeki Son Aşk/Perfect Sense", Woody Allen’ın geniş kitlelerce de beğenilen son filmi "Paris'te Gece Yarısı/Midnight in Paris", JKim Jee-woon’un son filmi "Şeytanı Gördüm/Akmareul boatda", Özcan Alper’in ödül toplamaya aday ikinci filmi "Gelecek Uzun Sürer"; Icíar Bollaín'in Gael García Bernal'ı başrole taşıdığı İspanya’nın Oscar adayı olan son filmi "Yağmuru Bile/También la lluvia", Rus yönetmen Andrei Zviaguintsev imzalı Elena ve David Cronenberg'in psikanalize el attığı son işi "Tehlikeli İlişki/A Dangerous Method", dünya sineması seçkisinde Eskişehirliler ile buluşacak filmler arasında.

Kendisi de bir Anadolu Üniversitesi mezunu olan ve kara-mizah türüyle adı beraber anılan yönetmen Onur Ünlü'nün son filmi "Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi"; Nuri Bilge Ceylan Cannes tescilli son işi "Bir Zamanlar Anadolu"da ve açılış gecesinde gösterilecek olan "Behzat Ç.: Seni Kalbime Gömdüm" programın yerli yapımları arasında yer alıyor. Ayrıca tüm bu yerli yapımların gösterimi sonrası film ekibinden oyuncular da söyleşi için Eskişehir'de olacaklar.

Eskişehir'i renklendiren film günleri boyunca Sinema Anadolu’nun fuayesinde Gökçe Pehlivanoğlu’nun gözünden Set – Up kareleri sergisini takip etmenin yanı sıra, 20 Aralık Salı günü, yerli sinemamızın en önemli görüntü yönetmenlerinden Uğur İçbak'ın görüntü, çekim teknikleri ve kamera teknikleri üzerine gerçekleştireceği atölye çalışması da katılımcıları bekliyor...

5. Palto Film Günleri Jeneriği from Berkay Sargın on Vimeo.

2 yorum :

14. Uluslararası Randevu İstanbul Film Festivali

14:43 ebru altin 0 Comments

Türsak Vakfı'nın düzenlediği Uluslararası Randevu İstanbul Film Festivali, İstanbullu sinemaseverlerle 16 - 22 Aralık 2011 tarihleri arasında buluşuyor. Dünyanın en seçkin festivallerinde ödüle layık görülmüş fakat henüz Türkiye'de vizyona girme şansını bulamamış filmler, 2011 biterken izleyicilerle buluşturuluyor.

Festivalin zengin programını sinemaseverler Fransız Kültür Merkezi, Cinebonus Maçka G-Mall ve Beyoğlu Cine Majestik salonlarında takip edebilecekler. Randevu İstanbul,bütün sinemaseverlere ulaşabilmek adına bütün seanslar için öğrenci bilet fiyatlarını 5 TL, tam bilet fiyatlarını ise 6 TL olarak belirledi.

0 yorum :

Vladimir Komarov, Ses Verin Lütfen…

19:55 ebru altin 0 Comments

Çocukluk yıllarım… Yani siz deyin 5, ben diyeyim 6…. Odanın ışığını başkalarının yardımıyla açabildiğim yıllar yani, o kadar küçüğüm. Daha özel televizyonların olmadığı, mevcut kanal olan TRT ile yetindiğimiz yıllar kısacası…

Birazdan anlatacağım şey, sanmayın ki televizyonla ilgili… Hiç alakası bile yok çünkü… O yıllarda, yani çocukluğumun 5 ve 6′lı yaşlarına denk gelen yıllarda en sevdiğim şey aslında neydi biliyor musunuz? Babamın (ki gökyüzünden her dem bana bakan, yegane koruyucu meleğimdir kendisi) sürekli 19.00 dolaylarında radyoyu açıp, İstanbul Radyosu’nun radyo tiyatroları için hazırladığı oyunları dinletmesi olurdu.

Oyun bitene kadar kimseden çıt çıkmaz, herkes pür dikkat oyuna konsantre olurdu, evde. Oyun bittikten sonra ise kritik yapılır ve bir sonraki gün beklenirdi. Merakla ve sabırla…

Seslendirilen oyunları severek dinlememe rağmen, o seslerin kime ait olduğunu hiçbir zaman öğrenemedim. Benim için hep isimsiz kahramanlar olarak öylece bir köşede durdular kısacası. Ta ki dün akşama kadar…

Dün akşam diyorum çünkü uzun bir aradan sonra bir arkadaşımın daveti üzerine tiyatro sefası yapalım dedik. Sürekli sinema ve sinemaya dair kafa yoran ben, bu sefer arkadaşımla birlikte tiyatronun yolunu tuttum.

Kostümlerin, dekorların olduğu bir oyun değildi ama bu sefer ki… Çünkü bu sefer ki sahneye konan bir oyundan ziyade, bir Okuma Tiyatrosu’ndan ibaretti. Kısacası sadece seslerin, efektlerin ve müziğin eşliğinde bütün bir yaşamdan oluşan bir olguydu. Benim için bir nevi eskilere gidip, o çocukluğumun radyo oyunlarını dinlemek gibi bir şeydi…

Kulaklarda oyunu seslendiren oyuncuların sesleri, akıllarda ise imgesel bir boyutlama… Bir nevi oyunun yönetmenliğini üstlenip, söylemlerin yönlendirmesiyle, kendi başına oynatma! Yada kimisine göre hayal etme, canlandırma…

Bir suret canlandı o sırada hafızam da… Vladimir Komarov’un sureti… Bir Sovyet kozmonotu… Yada başka bir deyişle uzay görevi sırasında hayatını kaybeden veya belki de uzayın derinliklerinde kaybolan ama ne olduğunu hiçbir zaman bilmediğimiz ilk insanın sureti…

Komarov… Vladimir Komarov, Vostok 4 uçuşunda Pavel Popovic’in yedeği olarak ilk uzay uçuşunu, 1964 yılında Voskhod 1 ile gerçekleştirmiştir. Soyuz 1 aracı ile yaptığı ikinci uzay görevi sırasında ise yere çakılarak ölür. Oysa ki Soyuz 1, yeni uzay aracı Soyuz’un ilk uçuşudur ve diğer uzay araçlarının aksine Sovyetler, Soyuz’u insansız test uçuşu yapmadan, içinde Komarov olduğu halde uzaya gönderirler.

Gerekçe ise nettir… Soğuk savaş yıllarında, uzay yarışı nedeniyle Amerika ile rekabet içinde olan Sovyetler Birliği’nin, Lenin’in doğum gününe özel bir kutlama yetiştirmeyi istemesidir. Ancak uçuşun başından itibaren ortaya çıkan ciddi arızalar, Soyuz 1’in insanlı uçuş için hazır olmadığını gösterir.

Bunun üzerine kontrol merkezi, uzay aracını Sovyetler Birliği toprakları üzerinden ilk geçişinde indirmeye karar verir. Dünyaya dönmek üzere, yörüngeden çıkmadan Komarov, eşi ve asistanı ile telsizde kısa bir görüşme yapar.

Doğrultu sabitleme sistemi bozuk olduğundan kontrolsüz şekilde dönen uzay aracının içinde sıkışan Komarov, soğukkanlılıkla eşine veda eder. Ardından bir iki cızıltı duyulur… Ve… Son sözler!

Ancak o sözlerin ne olduğu hiçbir zaman belli olmaz. Oysa ki insanlar soracaklardır, en son ne söyledi diye… Biz aramızdan ayrılan Mehmet Baydur’un kaleme aldığı Vladimir Komarov oyununun sonunda söylenen cümleyi biliyoruz. Peki ya siz?

0 yorum :

Müthiş Film: Dedemin İnsanları...

11:21 ebru altin 0 Comments

Çocukluktan olgunluğa erişilene kadar ki evrede her daim şahit olduğumuz bir sözdü aslında "Siz göçmen misiniz?" sözü...

Kimbilir belki bir arayış, belki de yerlerinden yurtlarından buralara getirilen dedelerimizin bir parçası olabileceğini düşünme duygusuyla sorulan sorulardı bunlar. Hiç anlamazdım açıkçası, insanlar neden merakla bu soruyu sorarlar diye... Ta ki büyüyünceye kadar!

Artık büyüdüm ve biliyorum insanların arayışlarının nedenini... Bir yerlere ait olamama duygusuyla sorulan sorulardı bunlar aslında, kendine ait bir parça bulabilme, konuşabilme isteğiydi... Yalnızlık çekmeme isteğiydi bir nevi...

Evet, benimde dedelerim Ege'nin karşı kıyılarından gelip, göç etmişler. Burada yaşamışlar, buranın insanı olmuşlar. Ekmişler, biçmişler, üretmişler... Ekmeklerini paylaşmışlar, birlikte gülüp, birlikte ağlayarak yaşamışlar. Peki biz gavur muyuz? Elbetteki hayır, hepimiz Türk'üz, hepimiz kardeşiz aksine...

Bir an için geçmişe gidip, boğazınıza yumruk olan bir döneme şahit olup, kendinizden parçalar gördüğünüz veya görmeye çalıştığınız bir film "Dedemin İnsanları" işte...

Sokaklar, evler, şiveler, insanların sıcaklığı her biri çocukluğuma götürüp, yaz tatillerinde şahit olduğum, hayal meyal suretlere kazınmış o insanları anımsattı bana birden... Rakı sofrasında oturan Mehmet Bey'i izlerken, babam vardı sanki karşımda... Kimbilir o da her dublesinde kimlere selam göndermek, kimleri anmak isterdi... Diyorum ya kimbilir?

"Dedemin İnsanları", 70'erin sonlarında ufak bir Ege kasabasında geçiyor. Girit'ten mübadele döneminde sürülmüş bir dede ile torununun hikayesini, torununun gözünden anlatan bir film...

Yazı müjdeleyen karne günüyle başlayan film, ailenin on yaşındaki torunu Ozan'ı, dedesi Mehmet Bey'in sokakta diğer çocuklarla kavga ederken bulması ve kulağından çekerek kavgadan çıkarmasıyla giriş yapıyor.

Ozan, Ege'de küçük bir sahil kasabasında yaşayan 10 yaşında bir çocuktur... Girit göçmeni dedesi Mehmet Bey nedeniyle arkadaşları onunla gavur diye alay etmektedir. Yalnız kalmaktan korkan Ozan, başta dedesi olmak üzere ailesine kızar ve "Biz Türküz" diyerek, onlara kafa tutar.

Ozan’ın dedesi Mehmet Bey, kasaba eşrafından, saygın bir adamdır. Kasaba halkına kol kanat gerer, sorunlarıyla ilgilenip, onlara yardım eder.

Aslında daha yedi yaşındayken, ailesi zorla topraklarından kopartılıp, mübadeleyle Girit’ten göçen bir ailenin çocuğudur, Mehmet Bey. En büyük arzusu ise ölmeden evvel doğduğu toprakları görebilmektir. Bu özlemle de sık sık içinde mektuplar olan şişeleri Ege’nin mavi sularına bırakır.

Tüm cinematografik ögelerle küçük bir kasabada yaşayan on yaşında bir çocuk ve dedesinin hikayesi yansıtılır bize bu filmle birlikte. Çağan Irmak hakkında uzun uzadıya bir şey yazmaya, malum hiç gerek yok. Yine yapmış yapacağını ve bizi senaryosuyla bir yerlere ustalıkla alıp, götürmüş… Ne diyelim yüreğine sağlık.

Geçmişe yolculuk yapıp, hafızalarınızın dehlizlerine uzanmak isterseniz eğer Dedemin İnsanları filmini kesinlikle kaçırmayın derim. Kimbilir belki sizde kendi dedenizin insanlarını bulursunuz.

PS. Bu da benden size bir güzellik olarak gelsin bakalım... Rena Dallia sizin için "Gul Bahar" diyor...

0 yorum :

Sizinle Daha Önce Yatmış mıydık?

09:23 ebru altin 0 Comments

90′lı yıllar, malum ardı ardına açılan özel radyolarla büyük bir özgürlük patlamasının yaşandığı bir döneme denk geliyor. Nitekim o yıllarda hemen her evde yer alan radyolardan dinlemeye çalıştığımız programlarda çabası tabii…
Daha You Tube ve Dailymotion’un kol gezmediği günler… Dolayısıyla çekme kaset kültürünün oldukça yaygın olduğu, mevcut kasetin alttan alta çalan müziğiyle, üzerine çekilen şarkının kesişim noktası… İkisi de ayrı telden çalıyor kısacası… Hangisinin büyüsüne kendisini kaptırmak isterseniz hesabı yani…

Ve dönemin kültleşmiş programlarından Kaybedenler Kulübü… Kaç kişi bu programı hatırlıyor bilmiyorum ama radyo dinleme kültürüm olmuş olmasına rağmen ben böyle bir programın varlığından haberdar değilim. Belki de yaşımın tutmamış olmasından kaynaklıdır, bilmiyorum. Hoş, çok şey kaçırdım mı yoksa kaçırmadım mı ayırdına da varamadım doğrusu… (!)
“Hititler”, “Gelibolu” belgeselleri ile ilk yerli otomobili üreten mühendisleri anlattığı “Devrim Arabaları” filminin yönetmeni Tolga Örnek, gerçek bir hikayeden yola çıkarak, beyazperdeye uyarladığı yepyeni bir filmle geçtiğimiz Cuma günü seyirci karşısına çıktı. Hem de daha eğlenceli ve daha aykırı bir filmle… Yani 90’ların fenomen radyo programı “Kaybedenler Kulübü”nün iki kahramanın hikayesiyle…

İyi akşamlar sevgili dinleyici, sizinle daha önce yatmış mıydık? diye sorgulayan büyülü bir ses tonuyla başlıyor film. 90’lı yılların sonu… Alternatif kitaplar basan bir yayınevinin sahibi olan Kaan ile Kadıköy’de bar işleten, çok sıkı bir plak ve efemera koleksiyoneri olan Mete’nin birlikte yaptığı radyo programındayız… Filmin esas oğlanları, aralarında gelişen doğal diyalog ve geyik kavramına yönelik yürüyen programlarını, onları dinleyen kimse yokmuş gibi büyük bir rahatlıkla sürdürürler.

Nitekim bu esprili ve doğal hallerini dinleyen hayran kitlesinin giderek artıp, programın şöhretinin de hızla yayılmasına aldırış etmeden, Kaan ve Mete eski hayatlarına aynen devam ederler. Her gün başka kadınlarla yalnızlığını gidermeye çalışan Kaan ise aradığı aşkı Zeynep’te bulur ve bu aşkı, karakterlerindeki tüm farklılıklara rağmen tutkuyla yaşamaya çalışır.

Oysa ki Kaybedenler Kulübü’nün artık bir misyonu vardır. Zira dinleyenlerin kendi kaybını bulduğu kulüp, farkında olmadan aslında toplumun farklı kesiminden insanları bir araya getirerek, adeta bir ortak mahalle’de buluşturmuştur.

Kendi yalnızlıklarıyla bile sonuna kadar dalga geçerken, hayata karşı bir o kadar sert tutum da sergileyebilen, hayatın kıyısında yaşayan Kaan ve Mete’nin renkli hayatlarını yansıtan programın tutkunları da “Kaybedenler Kulübü”nün birer üyeleridir artık.

Filmin hikayesi radyo programından ibaret değil elbette… Kaybedenler Kulübü, yalnızlığı her yönüyle, ayrı ayrı hayatlarda, başka başka insanların gözünden adeta bir oya gibi işlemeyi ustalıkla başarıyor… 110 dakika süresince izlediğiniz filmde, belki ilk etapta birşey bulamayacaksınız ama biraz düşününce her bir karede aslında bir çok hayatın gizlendiğini de farketmiş olacaksınız.

Film, Kadıköy lifestyle, Nihilizm, Aşk, Hayalkırıklığı, Sistemin Çarkları gibi kavramlara inceden inceye değil, direk bodozlamadan gönderme yapan standart ötesi filmlerden birisi niteliğinde… Oyunculuk performansları ve soundtracklara ise diyecek sözümüz yok elbette. Çünkü her biri müthiş denebilecek düzeydeydi…

Radyodan gelen büyülü bir ses tonu ve akabinin de “İyi akşamlar dinleyici, sizinle daha önce yatmış mıydık?” söylemi… Yatıp yatmadığınızı bilmiyoruz ama yolunuz düşerse “Kaybedenler Kulübü”ne bir bakıverin derim…

0 yorum :

Kitaplar Konuşur, Engeller Yok Olur...

12:37 ebru altin 0 Comments

Son zamanlarda gördüğüm en güzel ve etkileyici reklamlardan birisi... Peki reklamla ilgili sizlerin düşüncesi nedir? Size göre nasıl bir reklam olmuş?


Kitaplar konuşur, engeller yok olur... ile TurkTelekom

0 yorum :

2. İtalyan Sinemasıyla Buluşma İstanbul 2011

12:23 ebru altin 0 Comments

2. İtalyan Sinemasıyla Buluşma İstanbul 2011 etkinliği, 10 - 16 Aralık tarihleri arasında, İstanbul İtalyan Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilecek.

Bu seneki filmle, Corriere della Sera Gazetesi'nin eleştirmeni Paolo Mereghetti tarafından 2011 senesinde Venedik, Roma, Londra, Berlin, Karlovy Vary, New York, Montreal, Tokyo ve Busan festivallerine katılan filmler arasından seçildi.

Etkinliğe katılan yönetmen ve oyuncular

11 Aralık 2011
- Marina Spada, Yarınım filminin yönetmeni
- Gabriele Spinelli, Son Dünyalı filminin başrol oyuncusu

12 Aralık 2011
- Remo Girone, İşler Tıkırında filminin oyuncusu

13 Aralık 2011
- Paolo Sassanelli, Yıldızların Çocukları filminin oyuncusu

14 Aralık 2011
- Claudio Cupellini, Huzurlu Hayat filminin yönetmeni

15 Aralık 2011
- Giuseppe Gagliardi, Tatanka filminin yönetmeni
- Rade Serbedzija, Tatanka filminin oyuncusu

16 Aralık 2011
- Francesco Lagi, Barış Görevi filminin yönetmeni

0 yorum :

Palandöken’de İki Parça Tahta...

09:19 ebru altin 0 Comments

Aygün Filiz’in yönettiği, görüntü yönetmenliğini ise Mustafa Filiz’in yaptığı Palandöken’de İki Parça Tahta adlı belgesel, 11 Aralık 2011 Pazar günü saat 15:00′de TRT Belgesel’de gösterilecek.

Belgeselde 1940’lı - 50’li yıllarda Palandöken Dağı’nda zor koşullarda kayak yapmaya çalışan eski milli kayakçıların hikâyesi anlatılıyor.

Son yıllarda kış sporları merkezi olma yolunda adımlar atan Erzurum’da o yıllarda gençler ellerine geçirdikleri 2 parça tahtayı kayak gibi kullanarak harikalar yaratıyorlardı. Orhan Barışık, Fevzi Tosun ve Metin Gez anılarıyla seyredenleri o yıllara götürüyorlar. Malzeme ve tesis olmazsa kayak olmaz gibi görünse de o yıllarda 2 parça tahtayla birçok ilke imza atıldı.

0 yorum :

Bolshoi Balesi…

09:06 ebru altin 0 Comments

Fındıkkıran, Kuğu Gölü, Don Kişot, Romeo & Juliet, Tarantela, Gidelle ve Spartacus gibi eserlere getirdikleri eşsiz yorum ve sıra dışı koreografileri ile Bolshoi Balesi, dünyanın hayranlıkla izlediği bir bale topluluğudur…

Dünyanın hayranlıkla izlediği ve Rusya’nın kültür mirası sayılan Bolshoi Balesi, 19. ve 20. yüzyılın Rus müzikal tiyatro ve balesi ile bale sanatını daha da ileriye taşıyarak, modern eserler oluşturmaktadır.



Topluluğu asırlardır zirvede tutan da “Fındıkkıran, Kuğu Gölü, Don Kişot, Romeo ve Juliet, Tarantela, Gidelle, Spartacus” gibi eserlere getirdikleri eşsiz yorum ve sıra dışı koreografilerdir.

Nitekim Bolshoi, bir repertuar tiyatrosu olup, repertuarındaki çok sayıda prodüksiyondan herhangi birini, herhangi bir gecede icra edebilecek kapasitededir. 2 ile 4 arası yeni prodüksiyonu programına alan topluluk, aynı zamanda eş sayıda eseri programından kaldırabilirde...

Topluluğun prodüksiyonlarında sahne alanlar, büyük çoğunlukla Bolshoi’un kadrolu sanatçıları olup, konuk sanatçıları ise nadiren sahneye alırlar. Kurulduğu günden itibaren bale ile anılan Bolshoi, Çaykovski’nin ünlü yapıtı “Kuğu Gölü”nün prömiyerini 4 Mart 1877’de Bolshoi’da yapmıştır. Sovyetler Birliği döneminde Bolshoi turneleri, ülke için önemli bir kültürel prestij kaynağı olup, mükemmel icra ve yorumuyla batıda giderek artan bir üne kavuşmuştur.

Gerek yetiştirdiği sanatçıları ve koreograflarının eşsiz yorumları, gerekse atölyelerinde hazırlanan çarpıcı dekor ve kostümleriyle Bolshoi, halen dünyanın en saygın topluluklarından biri olarak anılmaktadır.

0 yorum :

Kuğu Gölü Balesi...

16:13 ebru altin 0 Comments

Büyü bozulur ve kalan kuğular ise insana dönerler. Kızlar ise Odette ve prensin Kuğu Gölü’nün üzerine, cennete doğru giden ruhlarını izler. İşte böyle çıkar, Kuğu Gölü Balesi’nin hikayesi de…


Sarayında 21. yaş gününü herkes gibi dans ederek kutlayan Prens Siegfried’ın dikkatini genç kızlar ümitsizce çekmeye çalışır. Prensin annesi ise oğlunun artık evlenme yaşının geldiğini söyler. Okunu, yayını alıp, arkadaşlarıyla ava gider. Arkadaşlarının önünde yürüyen prens, zarif kuğuların yüzdüğü güzel bir göle rastlar. O sırada başında taç olan çok güzel bir kuğu görür. Ancak kuğu akşam olunca çok güzel bir genç kıza dönüşür. İsmi ise Odette’dir.

Günlerden bir gün kötü bir büyücü onu ve kız arkadaşlarını kuğuya çevirir. Gölün suları ise onlar için ağlayan ailelerin gözyaşlarından oluşur. Büyüyü bozacak tek şey ise bir erkeğin ona tüm kalbiyle aşık olmasıdır.

Tam prens, Odette’ye aşkını söyleyecekken, büyücü gelir. Odette’yi elinden alır ve kuğulara yüzmelerini emreder. Ertesi gün yaş günü kutlamalarına ise devam ederler. Prens’in annesi oğluna kızlardan birisini seçmesini ister. Prens’in aklıysa Odette’dir. Yine de annesinin hatırına kızlarla dans eder. O sırada büyücü, kendi kızını büyüyle Odette’e benzetip, dans salonuna getirir. Prens, kıza hayran kalır.


Olanları bilmeyen Odette ise pencereden onları izlemektedir. Prens, sahte Odette’e aşkını ilan ederken, gerçek Odette ise oradan kaçıp, gider. Prens ise hata yaptığını anlar.

Odette’in peşine düşer. Odette üzgün üzgün göle gidip, diğer kızların yani kuğuların arasına karışır. Kızı bulur ve olanları anlatıp, kızın kendisini affetmesini ister. Tam o sırada ise kötü büyücü ve kızı gerçek, korkunç yüzleriyle oraya gelirler. Büyücü, Prens’ten sözünü tutup, kendi kızıyla evlenmesini ister ve dövüşmeye başlarlar. Prens Odile ile evlenmektense, ölmeyi tercih edeceğini söyleyip, Odette’in elinden tutup, birlikte göle atlar.

Büyü bozulur ve kalan kuğular ise insana dönerler. Kötü büyücü ile kızını da suya atarlar. Onlarda Prens ve Odette gibi boğulurlar. Kızlar ise Odette ve prensin Kuğu Gölü’nün üzerine cennete doğru giden ruhlarını izlerler. İşte böyle çıkar Kuğu Gölü Balesi’nin hikayesi… İçinde yok, yok! Tutku, aşk, romantizm, acı, şehvet ve ihtiras… Hepsi bir arada ve hepsi tek bir dansın birleşimiyle Kuğu Gölü Balesi’nde…

PS: Yukarıdaki yazı Ebru Altın imzasıyla Mardan Palace Luxury Life Style Magazine dergisinde yayınlanmıştır...

0 yorum :