22 Temmuz 2014 Salı

Yabancı

Albert Camus denilince edebiyat alanında ilk akla gelen eserlerden bir tanesi elbette ki 1942 yılında yayınlanan Yabancı'dır. Yabancı da ayrıksı bir bireyin toplumdaki yargılanışı ve bu yargılanma sonunda da kendisini sorgulayış anlatılır.

Aslında romanın ana temasında hayata, eylemlere, duygulara, çevreye, beklentilere ve insanın kendisine yabancılaşması ele alınır. Romanın ana karakteri olan Mersault ise gözlemciliğinin yanı sıra kimi zaman umursamaz kimi zaman kabullenmiş, hayatta derinlik aramayan, ayrıksı ve kendini dış hayattan soyutlamış bir karakterdir. Kendisinden uzaklaşmış bir bireyken, ölüme yaklaştıkça kendine karşı farkındalığı da artmıştır.

Romanın başında malum ana karakter Mersault'un annesinin vefat ettiğini görürüz. Mersault annesinin cenazesine gitmiş olmasına rağmen geri döndüğünde ise hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmiştir. Hatta kendisine sevgili dahi bulmuştur. Günler, haftalar geçer ve Mersault, komşusu ve sevgilisiyle birlikte sahile giderken, komşusu Raymond'un belalılarıyla karşılaşır. Sahilde oluşan bu gerginlik sonucunda ise Mersault istemeden de olsa belalılardan birini öldürür. İşlediği bu cinayet sonrasında ise mahkemeye çıkar ve böylece iç hesaplaşmaları da başlamış olur.

Yabancı'nın girişinde kahramanına annesinin ölüm haberi verildiğinde, onun hissettiği sıkıntı, Kafka'nın Değişim'inde Bay Samsa'nın böcek olduğunda hissettiği sıkıntı ile bir nevi eş değerdir. Çünkü her iki karakter de patronlarının keyfinin kaçacağı düşüncesiyle tedirgin olmuştur.

Felsefik bir görüşün bu denli başarılı bir şekilde bir kitabın içerisinde kendisine yer bulması gerçekten de kolay rastlanacak türde bir şey değildir. Zira üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen yazarın en çok satılan kitaplarından biri olan bu kitabı düşündükçe aklıma Camus'un söylediği şu sözler geliyor.

"Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir."

İşte bazı eserler vardır ki, üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen daha bir anlamlı, daha bir güzel ve sevilesi olurlar. Aynı Yabancı ile kocaman bir dev olan Albert Camus gibi...

14 Temmuz 2014 Pazartesi

O Muhteşem Hayatınız...

Malum son zamanlarda hayatımda bir sürü değişiklikler yaptım. Önce işimi değiştirdim, ardından da yaşadığım şehri. Durum böyle olunca, o an'a kadar ki yaşam tarzımın bir parçası olan kitaplarla da bağım otomatikman yarıya inmiş oldu. Yarıya inmiş olmasının nedeni kitaplardan vazgeçmiş olmam değildi elbette. Kaldı ki ailemin bana kazandırdığı en önemli şeylerden biri olan okuma alışkanlığından öyle bir kalem de vazgeçmem düşünülemez bile. Olay tamamen adaptasyon sürecini atlatmamla alakalıydı, hepsi bu kadar. Adaptasyon sürecini atlatıp atlatamadığım, yaşadığım şehri benimseyip benimsemediğim her ne kadar tartışılsa da, sabırla beklediğim o mucizeyi tekrardan yakaladım. Ve eski okuma hızıma bir kez daha kavuştum.

Kaldı ki bu 10 günlük dilim içerisinde sizce kaç tane kitap bitirmişimdir?

1...
2...
3...
4...
5...!

Evet, evet yanlış duymadınız. Tüm yoğunluğuma rağmen bu 10 günlük dilim içerisinde tam tamına 5 tane kitabı deyim yerindeyse, neredeyse yalayıp yuttum. Okumadım, adeta yaşadım. Her bir hikaye de kendimden bir şeyler buldum. Roman karakterinin peşine takıldım ve beni de gittiği yere götürmesine izin verdim. Sonuç; tarifi olmayan kocaman bir mutluluk şeklinde bana geri döndü. O da ayrı mesele :) Şimdilerde bütün iş sırasıyla okuduğum kitaplara blogum da yer vererek, sizlerle paylaşmaya kaldı.

Buraya kadar iyi güzel, hoş! Peki bundan sonrasında paylaşımımıza Oya Baydar'ın kaleme almış olduğu "O Muhteşem Hayatınız" ile devam etmeye ne dersiniz? Evet mi? Öyleyse kelimelerimin peşine takılıp okumaya devam edin.

Yazar, "O Muhteşem Hayatınız" isimli romanında büyük bir opera sanatçısı Diva, ona hayran bir Toplayıcı ve Diva'nın kızı Arya üzerinden toplumsal hafızamızı ele alırken, arka planda da Dersim'de yaşananları hatırlatıyor!

Romanın en önemli kişisi, uluslararası çapta ün kazanmış, yabancı sahnelerde, ünlü operalarda başrol oynamış bir opera sanatçısı, bir primadonna'dır. Bir gün elinde, fotoğrafları olduğunu söyleyen bir koleksiyoncu arar. Adamın bu resimler için hiçbir para talebinin olmadığını söyleyişi ise diva'nın konuyla ilgilenmesine neden olur.

Primadonna'nın sesinin de aynı zamanda hayranı olan koleksiyoncu, fotoğrafları göstermek için onu koleksiyonlarının bulunduğu yazlık eve götürür. Konuşmaları ise Toplayıcı'nın Diva'nın yaşamını dikkatle izlediğini yansıtır. Bazı günlerde fotoğrafları gösterirken yaptığı açıklamalar da olur. "İtalyan Dışişleri Bakanı'nın önünüzde eğilip, elinizi öptüğü fotoğraf: La Scala'daki göz kamaştırıcı La Triviata başarısının ardından değil mi? Peki ya İngiltere Kraliçesi'ne ne demeli? İngiltere Kraliçesi'ne takdim edilirken kraliçeyi gölgede bırakan fotoğrafınız; limuzinden inerken şoförlerinizin tuttuğu şemsiyelerin altında, uzun eteklerinizle bir siyah kuğu gibi süzülmeniz..."

Gerçekten de muhteşem bir hayat, üstelik rakipsiz bir ses...

Ve romandaki her bir karakter adeta günümüze ulaşmayı başaran birer sembol niteliğinde!

Bana göre romanda Toplayıcı resmi tarihi simgelerken; Diva Türkiye'yi, kızı Arya ise günümüz Türk insanını simgeliyor.

Gayet dozunda ve doyurucu nitelikte olan bu roman için yazarın çok iyi araştırma yaptığı da açık bir şekilde ortada.

Primadonna ve o muhteşem hayatı...

Gerçekten de söylenildiği gibi muhteşem bir hayat mı acaba?

Yoksa sürprizlerle dolu bir ilişkiler yumağı mı?

Sonucu öğrenebilmek için Oya Baydar'ın ustaca kurguladığı bu muhteşem kitabı mutlaka alıp, okuyun derim, benden söylemesi...



26 Haziran 2014 Perşembe

Şu aralar ne okuyormuşum?

Benim için günün kitabı: Yeşil Peri Gecesi - Ayfer Tunç
Peki siz şu aralar ne okuyorsunuz?

Babam ve Ben


Bol ödüllü Fransız yazar Patrick Modiano ve Pıtırcık serisinin dünyaca ünlü çizeri Jean - Jacques Sempe, Paris'in nostaljik sokaklarından New York'un gökdelenlerle dolu geniş caddelerine uzanan sıcacık bir öyküde buluşturuyor bizi: Babam ve Ben.

Biraz yaramazlık, renkli hayaller ve bolca dans! Dünyaya bir çift gözlüğün ardından bakan kahramanımız Catherine, bu özelliğinden ötürü kendini bir hayli ayrıcalıklı hissediyor. O iki ayrı dünyayı keşfetmenin mucizesini yaşayan şanslı kişilerden. Gözlüklerini taktığında algıladığı gerçek dünya ile çıkardığında gördüğü tatlı, bulanık ve pürüzsüz dünya onu uçsuz bucaksız hayallere sürüklüyor. Üstüne üstlük bir rüyadaymışçasına dans ettiği bu hayal dünyasını babasıyla paylaşmak, Catherine'i her şeyden, hatta ileride annesi kadar iyi bir dansçı olma arzusundan bile daha çok mutlu ediyor.

Amerika'da yaşayan annesinden uzaktaki küçük bir kız çocuğunun "kahraman" babasıyla Paris'te geçirdiği çocukluk günleri, kimi zaman komik kimi zaman duygu yüklü anılarak dönüşüyor.

Gerçek dünya bir parça sıkıcı mı?
Merak ediyorsan eğer, Catherine'in peşine takıl, sen de dünyaya başka bir gözle bak.

14 Haziran 2014 Cumartesi

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi...

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi! İtiraf etmeliyim ki daha önce hiç bu kadar uzun bir kitap ismi duymamıştım. Nitekim bu başlık İletişim Fakültelerinde ısrarla başlıkların kısa olmasını dikte eden birçok hocanın da tezine ters durumda. O halde neymiş? Uzun başlıkta bal gibi olabilirmiş, kalıplara sıkışıp kalmamak gerekirmiş. Açıkçası yazım diline dair en küçük bir fikrim bile olmayan Ayfer Tunç ile tanışmamda bu kitapla birlikte oldu. Ne yalan söyleyeyim, iyi ki olmuş. Zira başından sonunda kadar tek kelimeyle 'bayıldım'. Darısı yazarın diğer kitaplarını alıp, okumaya kaldı artık.

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi, inanılmaz bir hızda seyreden, durmadan kendini çoğaltarak gelişen bir roman. Mekan ve zaman sınırı tanımayan; bir ucu 19. yüzyılda, bir ucu günümüzde, yazınsal bir Türkiye panoraması. Şaşırtıcı bir öykünün bittiğinin sanıldığı yerde, okuru olmadık bir öyküyle yeniden afallatan bir insan manzaraları kitabı. Yazar, Karadeniz'in küçük bir kentinde, denize sırtını dönmüş bir akıl hastanesinden yola çıkarak, akıllara durgunluk veren kişilerin  yaşam zincirlerinden müthiş eğlenceli bir roman örüyor.

Kitabı soluk soluğa okurken, Türkiye'nin bütün hallerini yaşayacak, belki de insanlığın ortak hikayesiyle yüzyüze geleceksiniz. Ayfer Tunç, sade ve akıcı dili, zekice kurgulanmış olaylar örgüsü ve zaman zaman da komik, acı yüklü ve trajik sonlarla bir sonraki hikayenin de başlangıcına davet çıkarıyor. 19. yy'dan günümüz Türkiye'sine köprüler kuran romanda, bir Anadolu kentinde başlayıp, karakterlerin izinde, İstanbul'dan Avrupa'ya, kimi zaman Kanada ve Amerika'ya kadar uzanan hikayeler yer alıyor.

Kitap, delilikle normallik arasındaki ince çizginin nasıl kolay aşılabileceğini, aslında normal olduğunu düşündüğümüz bencilliğin bu ince çizginin etrafında her an diğere tarafa geçmeye hazır olduğunu gösteriyor. İlginç karakterlerin yanısıra hastanede acemi mimarın tasarımından kaynaklanan eksik yanlarıyla engelli bir karakter gibi vücut buluyor.

Ne yalan söyleyeyim bu kadar karakteri birbirine ustalıkla bağlamak açıkçası öyle her yiğidin baba harcı değil. Böylesi bir zevkten mahrum kalmamak için bu nedenle siz, siz olun bir an önce bir Ayfer Tunç kitabı edinin derim. Emin olun pişman olmayacaksınız...

2 Haziran 2014 Pazartesi

Tudem.com eni yüzü ve içeriğiyle karşınızda...

30 yıllık deneyim, 8 markası, 1000'in üstünde yayını ve 150'den fazla bayisiyle sektörün en büyük kuruluşlarından biri olan Tudem Yayın Grubu'nun websitesi yenilendi.

Okurların, öğretmenlerin, kütüphanecilerin, araştırmacı ve eleştirmenlerin kullanımına sunulan yeni websitesinde Tudem Yayın Grubu'nun tüm kataloglarına, marka ve yayınlarına, yazarlar ve çizerlerle ilgili ayrıntılara ulaşmak çok kolay.

Yeni web sitesinde, öğretmenlerin edebiyat kitaplarını sınıfta daha rahat kullanabilmesi için alanında uzman kişiler tarafından özenle hazırlanan "öğretmen içerikleri" de yer alıyor. Bu belgelerde her kitaba ait teknik bilgilerin yanısıra, müfredatla ilişkilendirilmiş kazanımlar, sınıf etkinlikleri ve tartışma konuları bulunuyor.

Kitaplar hakkında fikir sahibi olmak adına ön okuma şansı sunan tadımlıklarda yine tudem.com'un sunduğu yeniliklerden.

Yeni tasarımı ve içeriğiyle kullanıcılarak birçok kolaylığı beraberinde sunan tudem.com'da satın almak istediğiniz kitaplara ulaşmak ve işleminizi gerçekleştirmek için sitedeki alışveriş bölümünü yada Apple Store'dan yüklenebilen Tudem uygulamasını kullanmanız yeterli.

Çok yakın zamanda e-kitap satışına da başlayacak olan yenilenmiş web sitemizde bayilerin sipariş işlemleri dahil birçok işlemi yapabildikleri bayi bölümü ve Tudem Yayın Grubu'nun düzenlediği sınavların cevap anahtarları ile sonuçlarına yer verilen sınavlar bölümü de bulunmakta.

Kurulduğu günden itibaren getirdiği yeniliklerle sektöre öncülük eden Tudem Yayın Grubu yeni websitesiyle de bu geleneği sürdürüyor. 

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Can Dostum...

Esprili köşe yazarı W. Bruce Cameron'un 52 hafta boyunca New York Times Bestseller listesinde kalan ilk romanı Can Dostum ile tanışmam açıkçası bundan 5 ay önce Antalya'ya taşındığım döneme denk gelen ve arkadaşımın mutlaka okumalısın diyerek getirdiği kitap üzerine olmuştu. Farklı isimlerle birçok kez dünyaya gelen bir köpeğin gözünden insan hayatının en büyük sorularına cevap arayışı anlatılıyordu, kitapta!

Ben kimim, nereye gidiyorum ve niçin buradayım? Kulağa oldukça basit gelen ancak derinliği olan ve cevapları yalnızca sizde saklı soru kalıpları...

Köpeklerin dünyasına ve aklına kendince bir bakış açısı sunan Can Dostum'un ana karakteri, masum bir bakış açısına ve inandırıcı bir sese sahip olan Bailey. Kahramanımız hikaye süresince birçok yaşam sürüyor ve dört farklı isimle karşımıza çıkıyor. Bazen erken gelen bir ölüm, bazen dolu dolu yaşanmış mutlu bir yaşam sonrasında geliyor. Köpeğin ağzından içinize adeta işleyecek şekilde anlatılan bu duygusal hikaye, okuru ilk olarak bir kadın tarafından kurtarılan ve uyutulmak zorunda kalan oyunbaz dört küçük köpek yavrusundan biri "Toby" ile karşılıyor. Ardından ise Bailey isimli bir Golden Retriever olarak yeniden karşımıza çıkıyor ve Ethan adlı küçük bir çocuğun köpeği oluyor. Ethan büyüyüp üniversiteye gittiğinde ise yaşlanarak ölüyor. Sonrasında ise karşımıza Ellie ismindeki K-9 biriminin yıldız köpeği olarak çıkıyor.

Hayatının anlamını bulabilmek için her hayata gelişinde eski yaşamlarını da yanında taşıyan bu köpekle birlikte onun dünyasını ve öğrendiklerini görmek ise onu daha fazla sevme ve bağlanma imkanı tanıyor.

Animal Planet'ten Dina Zaphiris'inde dediği gibi "Elimden bırakamadım. Bitirdiğimde kısa süre önce ölmüş olan köpeğinin bu kitap aracılığıyla benimle konuştuğu hissine kapıldım." Aynen benim de olduğu gibi...