Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı


Her işe gidişinizde, "beni bırakıp, yine nereye gidiyorsun?" der gibi mahsun bakışlarla gözünüzün içine bakan, dönüşünüzle birlikte ise etrafınızda dört dönen bir köpeğin annesi veya babasıysanız, inanın dünyanın en güzel şeylerinden birini yapıyorsunuz demektir.
Bir kedi veya köpek anne - babası iseniz (veya kankası!) ne demek istediğimi eminim ki çok iyi anlıyorsunuzdur. Dünyanın en şapşal ama bir o kadar da sevimli yün yumağı olan oğluşumu hayatıma sokalı tam tamına 13 sene oldu. Birlikte büyüdük, büyürken nelere kızabileceğimizi gördük, güvenin ancak samimi ve içten bir sevgiyle oluştuğunu yaşadık, evde ve dışarıda uymamız gereken kurallarımızı oluşturarak birbirimizi tanıdık. Velhasıl birlikte büyüyüp, birlikte öğrendik.
Aman canım bir kedi veya köpekten ne öğrenebilirim ki diyorsanız da eğer, demeyin! Çünkü bal gibi de öğrenilebildiğini deneyimledik. Ancak deneyimlemediğimiz, kafamızda deli sorular misali dönüp dolaşan sorularla da zaman karşılaşmadık değil hani. Misal, "Ben yokken, acaba bütün gün evde ne yapıyor? Bütün gün miskin miskin yatıp eve gelmem mi bekleniyor yoksa vur patlasın çal oynasın misali yaramazlığın dibine mi vuruluyor, hala çözebilmiş değilim!"
İşte tüm bu soruların cevabını bulmak için haftalardır ha bugün ha yarın izlerimin planlarını yaparken, sevgilimciğimin sinemaya gidelim mi teklifiyle, kendimi bir anda Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı isimli animasyon filminde buluverdim. İyi ki de bulmuşum zira uzun zamandır bu kadar keyifli bir film izlediğimi ne yalan söyleyeyim hatırlamıyorum.

Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı, sahiplerinin minik birer melek olarak gördüğü ve bağrına bastığı evcil hayvanların sahipleri yokken ki hayatını ele alıyor.
Farklı türdeki hayvanlar - içinde atmacasından kedisine, köpeğinden tavşanına kadar biri sürü hayvanlar var - sahipleri evden çıkarken, onlara hüzünlü bakış atarak, onları yolcu ettikten sonra bir araya geliyorlar. Ondan sonrası vur patlasın çal oynasın misali!
Manhattan'da bir apartman dairesinde; sahibi Katile ile mutlu bir hayat yaşayan Terrier türü Max, sahibinin bir gün eve kırma bir köpek olan Luke'u getirmesiyle birlikte gözden düştüğünü hissetmeye başlar. İkili arasında başlayan rekabet ise kısa sürede yerini yeni bir işbirliğine bırakır. Nitekim Snowball adlı beyaz tavşan, sahipleri tarafından terk edilmiş tüm ev hayvanlarını örgütleyerek, evlerinde mutlu yaşayan hayvanlara ve sahiplerine büyük bir komplo planlamaktadır.

Bu arada Snowball’un sevimli bir tavşan olduğuna da sakın ola ki kanmayın. Zira film boyunca en çok sözü geçen kişilerden biri olduğu illüzyonuyla karşı karşıya gelinde, bebek yüzlü küçük canavar tabirini kendisi için kullanmadan edemiyoruz.
Görsellik konusunda oldukça başarılı bir renk kontrastı sağlayan, sekans geçişleri sırasında ise ışık kullanımıyla gönlümüzde taht kuran filmin müzikleri ise filmi bir çocuk filmi olmaktan kurtaran en önemli ögeler arasında yer alıyor.
Çılgın Hırsız ve Minyonlar’a imza atan Chris Renaud’un yönetmenliğini üstlendiği filmin yapımcılığını ise Illumination’un kurucusu ve CEO’su Chris Meledandri ile Janet Hearly gerçekleştirmiş.
Bu arada filmin orijinal seslendirme kadrosuna da değinmeden geçmek istemiyorum. Her ne kadar izleyeceğim filmleri orijinal diliyle seyretmeye özen göstersem de bazı zamanlarda Türkçe dublajlı olarak seyrettiğim zamanlarda olabiliyor. Bu animasyon da dublajlı olarak seyrettiklerimden biriydi işte. Unutmadan filmin dublaj kadrosunda Güldür Güldür ekibinin en yetenekli isimlerinin yer aldığını da hemen söyleyelim.
Şiddet ögelerinin azlığı, farklı türler arasındaki arkadaşlık bağının gücü ile film gerçekten de öne çıkmayı fazlasıyla hak ediyor.
Ve sen!
Eğer hayvanların içinde olduğu her şeye ben de varım diyorsan, hele ki evde seni bekleyen bir şaşkın tüylü oğlun veya kızın varsa, üstüne bir de benim gibi evde yalnız kaldığında neler yapıyor acaba diye düşünüyorsan, The Secret Life of Pets veya ülkemizdeki adıyla Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı isimli bu filmi mutlaka izlemelisin!

Kids of City'den muhteşem bir kitap kazanmaya ne dersiniz?

İzlenimlerin Derinliği isimli blogumun kardeş sitesi niteliğini taşıyan Kids of City'den muhteşem bir kitap kazanmaya ne dersiniz?
Cevabınız Evet ise bu büyük geri sayımı biraz daha heyecanlandıralım ve Kids of City - Kitap yarışmamızı başlatalım.
Kids of City'nin facebook sayfasını beğendikten sonra; #KidsofCity #Hediyeyağmuru #ÜçKediBirDilek etiketi ile postu kendi sayfanda paylaşıp, en az 3 arkadaşını etiketle. Kids of City'nin facebook sayfasındaki paylaşımın altına yorum olarak katıldım yaz ve Kids of City'den hediye kitap kazan.
2 Ağustos - 9 Ağustos tarihleri arasındaki paylaşımlar değerlendirmeye alınacaktır. Paylaşımlar yarışma süresince herkese açık olmalıdır. Şartları eksiksiz yerine getirenler arasında yapacağım çekilişle 1 kişi, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık dan çıkan Üç Kedi Bir Dilek isimli kitabın sahibi olacaktır.
Kazananlar 10 Ağustos 2016 Çarşamba günü Kids of City facebook sayfasından açıklanacaktır.
Tüm takipçilerime şimdiden bol şans dileriz...

In The Heart of The Sea: Denizin Ortasında Çekişmeli Bir Macera

Uçsuz bucaksız okyanusun ortasında dev canlılarla edilen amansız mücadele. Balinalar ve avcılar... Devasa kuyruklarıyla oluşturdukları dalgalar altından görülen Güneş'in ışıltısı...


Film, Amerikalı yazar Herman Melville'in dünyaca ünlü romanı olan Moby Dick'den esinlenmiş gibi dursa da aslında Nathaniel Philbrick'in In The Heart of The Sea: The Tragedy of The Whaleship Essex kitabından uyarlanmış, filmiş yönetmenliğini ise A Beautiful Mind, Cindirella Man ve Rush gibi başarılı filmlerden tanıdığımız Rom Howard yapmıştır.

Filmde aydınlatma için balina yapı gereksiniminin tedariğini sağlamak üzere 1820 yılında Essex ismindeki gemiyle denize açılan bir grup denizcinin başına gelen felaketler konu alınıyor. Balina avcılığına yaptığı gönderme ile In The Heart of The Sea ince bir kapitalizm eleştirisini de yapmayı ihmal etmiyor.


İspermeçet avlamak üzere yola çıkan Essex; devasa bir balinanın saldırısı sonucunda parçalanır. Mürettebattan kurtulanlar küçük bir tekneyle Pasifik Okyanusunun ortasında hayatta kalma mücadelesi verir. Yiyecekleri tükendiğinde ise ölen arkadaşlarını yemeye başlarlar. Hayatta kalan 8 kişinin yaşadığı bu olay; 1850 yılında Amerikalı yazar Herman Melville'nin yaratacağı efsanevi Moby Dick'in de temellerini atmış oluyor. In The Heart of The Sea bu nedenle Moby Dick efsanesinin nasıl ortaya çıktığı ile ilgili de izleyicilerini aydınlatıyor.

Başrollerde yönetmenin 2013 tarihli filmi Rush'da da izlediğimiz Chris Hemsworth, Cillian Murphy, Benjamin Walker, Brendan Gleeson gibi oyuncular bulunmakta. Oyunculuk bakımından vasatın üstünde bir performans sergilenmiş olsa da, Cillian Murphy faktörünün filmde kattıklarını es geçmemek lazım.


Filmin renk tonlarında hakim olan yeşil ağırlıklı renkler genel anlamda atmosfere uymakla birlikte, izleyicilere verilmek istenen denizin ortasında kalmışlık hissini başarılı şekilde seyirciye aktarıyor. Hikaye olarak sıradan olan filmi izleten en büyük etkenler aksiyon sahnelerinin çokluğu ve görsel efekt kullanımındaki başarı.

Sonuç olarak Ron Howard gibi bir yönetmenin diğer başyapıtlarını göz önüne almadan izlerseniz filmden daha fazla zevk alabilirsiniz. Çünkü yönetmenin diğer filmleriyle kıyaslama içine girildiğinde maalesef sınıfta kalıyor.


The VVitch: Adım Adım Cadılaşmak

Ortaçağ İngiltere'sinde gri bulutlarla kaplı ormanın ve dinin çemberine kısılmış bir aile...

William ve Katherine; çiftçilikle geçimini sağlayan beş çocuklu dindar bir ailenin ebeveynleridir. Bir gün aldıkları kararla yaşadıkları kasabayı terk ederek kimsenin olmadığı bir bölgeye yerleşme kararı alırlar. Amaçları dinlerini istediklerini gibi yaşayıp, mısır yetiştirerek insanlardan uzakta geçimlerini sağlamaktır. Fakat işler istedikleri gibi gitmez. Yavaş yavaş karanlığın çukuruna doğru çekilirler.


Ektikleri mısırlar çürümekte ve tarımdan yeterli verimi alamamaktadırlar. Thomasin, yeni doğan kardeşi Sam ile oyun oynarken Sam bilinmeyen bir sebepten ötürü kaybolur. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra Thomasin, kardeşi Caleb ile oynarken ikiz kardeşlerini korkutmak için cadı olduğunu söyler.

En küçük kardeşlerinden başlayan lanet, hepsini sarar. Caleb'in de ormanda kaybolmasıyla işler gittikçe daha da kötü bir hal alır. İkizlerin annesine ve babasına Thomasin'in cadı olduğunu söylemesiyle kendini olmadığı bir şekilde bulan Thomasin için kendini bu durumdan kurtarması gerekmektedir.

Filmin yazar ve yönetmeni olan Robert Eggers'ın ilk uzun metraj filmi olan The VVitch: A New - England Folktale; gerek gerilim unsurlarını doğru yerlerde kullanarak, gerekse gri tonlardaki sisli görüntüleriyle izleyiciyi içine çekmeyi başarıyor.


Ormanın içindeki yalnız kalmışlık duygusunu atmosferiyle doğru şekilde vererek, gerilim dozunun dengesini başarılı bir şekilde ayarlamış.

Korku filmi olmayan, bir gerilim filmi olan The VVitch; dönemin insanlarının bakış açılarını ve bağnazca yaklaşımlarını perdeye aktarmaktadır. O dönemde yaşayan insanlar dinlerine çok bağlı ve cadılardan da korkuyordu.

Cadılığın simgesi olan dans etmek, şarkı söylemek, oyun oynamak türünden aktiviteleri yapan birisini gördüklerinde cadı yaftasını yapıştırarak cezalandırıyorlardı. Bu cezayı vermek için cadı mahkemeleri bile kurulmuştu.

Filmin müzikleri atmosfere uygun olarak, aniden hızlanan ve insanı huzursuz edecek bir şekilde hazırlanmış.


Özellikle Harvey Scrimshaw'ın Caleb'in ormandan döndükten sonraki oyunculuğu ve Anya Taylor-Joy'un son sahnelerdeki performansları dikkat çekici. Tabii Game of Thrones dizisindeki Lysa Arryn rolüyle gördüğümüz Kate Dickie'nin oynadığı Katherine karakterinin hakkını da vermek lazım.

Keçinin olduğu sahnelerde izleyiciyi germeyi başaran Black Philipp'i de tebrik ediyoruz.

Son olarak filmin amacının bir korku filmi olmadığını, dönemin gerçek hikayelerinden yola çıkan bir gerilim filmi olduğunu ve o zamanda yaşayan dindar insanların nasıl bir bakış açılarının bulunduğunu vurgulamak olduğunu söyleyebiliriz.


Everest: Zirveye Dokunanlar


Düşük oksijen, şiddetli fırtına, kar ve 8000 metre yükseklikte zirveye dokunmak için verilen yaşam mücadelesi…

Yönetmenliğini Baltasar Kormákur’un yaptığı Everest, 1996 yılında Everest’e tırmanış düzenleyen iki dağcı takımının başından geçen yaşanmış bir olaya dayanıyor. İki rakip olan Rob Hall ve Scott Fisher; Everest’e ticari tırmanışlar düzenlemektedir. İkisinin de amacı; aynı anda takımlarını zirveye ulaştırmaktır. Sert geçen hava koşullarına rağmen ekip liderleri geri dönme kararı almazlar. Çünkü diğer ekip zirveye ulaşırsa geri dönenin ticari itibarını zedelenecektir. Bu nedenle şartlar ne kadar zor olursa olsun zirveye ulaşmada kararlıdırlar.

Şiddetli fırtına ve tırmanış yolundaki halatların onarılması gerekliliği iki takımı da zor durumda bırakır. Bir yandan hava koşullarına göğüs germeye çalışan dağcılar diğer yandan da donanımlarını sağlamlaştırmak zorundadırlar. Ancak sorun sadece bunlarla da sınırlı değildir. Çünkü oksijen yetersizliği gibi başka büyük problemleri de vardır.

Filmin başrollerinde Jason Clarke, Jake Gyllenhaal, Josh Brolin, Emily Watson ve Keira Knightley bulunuyor.


Açıkça söylemek gerekirse cast seçimi yerinde gibi görünse de Jake Gyllenhaal gibi bir oyuncuyu çok fazla kullanamamış yönetmen. Oysa Donnie Darko ve Night Crawler filmlerinde mükemmel performans sergileyen Jake Gyllenhaal rolü gereği bu filmde biraz sönük kalmış. Keira Knightley’in ise elinde telefonla uzanarak salya sümük ağlamak dışında başka pek bir rolünü maalesef göremiyoruz. Terminatör serisinin son halkası olan Genisys ve Dawn of the Planet of the Apes’de dikkatleri üzerine çeken Jason Clarke ise rolünün hakkını vermiş.

Ekipteki diğer katılan dağcıların hikayelerine daha fazla yer verilseymiş izleyicinin empati kurması daha kolay olacakmış.

Genelde felaket filmlerinin en büyük handikapı olan CGI kullanımında ise Everest geçerli not almayı başarıyor. Yapay görünmeyen ortamlar ve çığ sahneleri gerçeği aratmayacak cinsten. Filmdeki ölüm sahnelerinin abartılı biçimde verilmemesi gerçekçiliği daha da üst seviyelere çekmekte.

Sonuç olarak Everest 1996 yılında meydana gelen ve 8 dağcının ölümü ile sonlanan trajik zirveye tırmanış hikayesini izleyiciye başarılı şekilde yansıtırken, diğer yandan da faciada yaşamını yitiren dağcılara saygı duruşunu esirgemiyor.




You can replace this text by going to "Layout" and then "Page Elements" section. Edit " About "