24 Ekim 2014 Cuma

Müjde: Kitap Mevsimi Başlıyor

Koca bir sene içerisinde kitapkurtlarının beklediği o büyük an'a kavuşmaya artık sayılı günler kaldı.
Gerçi bu sene İstanbul'da olmadığım için bu fuar heyecanını yaşayamayacağım ama olsun.
En azından giden arkadaşlarımı takip ederek, o duygumu bir nebze de olsa bastırırım.
Bastırır mıyım?
Yok canım daha neler...
Zira bu yazdığıma benim bile inanasım gelmedi.
İstanbul Kitap Fuarı, 8 Kasım Cumartesi günü tam tamına 33. kez Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi'nde kitapseverlerle buluşmaya hazırlanıyor efendim!

16 Kasım'a kadar ziyaret edilebilecek olan fuara Türkiye ve yurtdışından olmak üzere 850 yayınevi ve sivil toplum kuruluşu da katılım gösterecek. Birbirinden güzel kitaplara kavuşacak olmanızın dışında söyleşi, panel, çocuk etkinlikleri ve dinletilerle birlikte 270 etkinliğin gerçekleşecek olması da cabası elbette.

Onur yazarının Atilla Dorsay olduğu fuar, kitapseverleri sinemanın uzun yolculuğuna söyleşiler, paneller, müzik dinletileri ve sergilerle tanıklık etmeye davet ediyor. Fuar süresince oyuncu, yönetmen ve yazarların katılımıyla Atilla Dorsay'ın sinema eleştirmenliği, yazarlığı ve yaşamı üzerine de söyleşiler gerçekleştirilecek.

Fuarın bu seneki onur konuğu ise Macaristan olacak. İlgilenenler için hatırlatma yapmakta yarar var. Onur ülke Macaristan pavilyonunun açılışı Kültür İşlerinden Sorumlu Macaristan İnsan Kaynakları Bakanı Dr. Zoltan Balog tarafından 8 Kasım 2014 Cumartesi günü yapılacak. Macaristan'ın da yer alacağı Uluslararası Salon bu yıl 8 - 11 Kasım tarihleri arasında 35 ülkeden 91 yayınevini ağırlayacak.

Gabriel Garcia Marquez ise Tüyap'ta Kolombiya Büyükelçiliği'nin düzenlediği anma etkinlikleri kapsamında  Marquez okurlarını selamlayacak. Anma etkinliği 15 Kasım 2014 Cumartesi günü Gabriel Garcia Marquez'in Hayatı, Eserleri ve Türk Halkının Marquez Edebiyatına Bakışı, yazar tarafından kurulan Ibero - American New Journalism Vakfı Genel Müdürü Jaime Abello ve Türkiye'den yazar Seçkin Selvi'nin katılımıyla gerçekleştirilecek.

Unutmadan 33. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarını hafta içi günlerde 10.00 - 19.00, haftasonu ise 10.00 - 20.00 saatlerinde ziyaret edebilirsiniz. Öğrenci, öğretmen, emekli ve engellilere girişin ücretsiz olduğu fuarın giriş bedeli ise bu sene 5 TL.

Fuara gidecek olan arkadaşlarıma özel not: Lütfen benim yerime de fuarın tadını çıkarın!


22 Ekim 2014 Çarşamba

Yeni Doritos Reklamını Sen Çek, 1 Milyon Dolar Kazanma Şansını Yakala!



2007 yılında Doritos, ABD’deki hayranlarını Amerikan Futbol Ligi’nin sezon finali olan Super Bowl sırasında yayınlanmak üzere kendi Doritos reklam filmlerini çekmeye ve göndermeye davet ederek, kendi Super Bowl fenomenini yarattı. Bu reklamlar, yapan kişinin çektiği şekliyle aynen yayınlandı ve Super Bowl sırasında yayınlanan, tüketicilerin yarattığı ilk reklam filmleri oldu!


Doritos, bu muhteşem organizasyonla sevenlerini 1 Milyon Dolar kazanma şansı ve bunun yanı sıra 1 sene boyunca  Hollywood’daki Universal Pictures Stüdyoları’nda Elizabeth Banks gibi yıldızlarla çalışma fırsatı yakalamaya çağırıyor.


Unutulmaz Deneyim 


Bu yıl 9. kez düzenlenen Doritos Crash the Super Bowl’u kazananlar, büyük ödül olarak milyonlarca dolar para ödülü ve hayatlarının sonraki aşamalarında da farklı iş teklifleri aldılar. Örneğin; kendi yaptığı “Fashionista Daddy” reklamıyla 2013 yılında Crash the Super Bowl yarışmasında büyük ödülü kazanan Mark Freiburger, “Transformers 4”ün setinde yönetmen Michael Bay ile birlikte çalışma fırsatı elde etti. Mark, bugün büyük bir yetenek ajansı tarafından temsil ediliyor ve Universal ile FOX gibi dünya çapındaki stüdyoların film projelerinde yer alıyor.


Katılma Sırası Sende


Siz de hazırlayacağınız 30 saniyelik reklam filmini  (sözlü ise İngilizce) www.doritos.com.tr ‘de belirtilen teknik özelliklerle hazırlayıp tüm dünyanın beğenisine sunmak için 9 Kasım 2014’e kadar reklam filminizi çekip, rüya gibi bir iş ve 1 Milyon Dolar sahibi olmak için geri saymaya başlayabilirsiniz!


Katılım koşulları ve tüm detaylar için www.doritos.com.tr’yi ziyaret edebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

12 Ekim 2014 Pazar

Kırtasiye Malzemelerini Kim Sevmez ki

Rengarenk kalemler ve orijinal not defterleri kimin hoşuna gitmez ki?
Çocukluğumdan bu yana kalem ve not defteri delisi olarak artık olayı bir tık daha öteye götürmeye karar vermiş bulunmaktayım.
Hayal gücümün sınırlarında dolaşacağım not defterlerini artık kendim yapacağım. İlk başta olanlar biraz amatör işi olacaktır belki ama zamanla bunu da aşarım diye düşünüyorum, ne dersiniz?

Not: Benim gibi kendi not defterlerini kendi yapmak isteyenler için aşağıdaki video birebir benden söylemesi :)

9 Ekim 2014 Perşembe

“Sahnede yaşamak için varım, oynamak için değil”

Onu ilk Dr. Stress ile tanıdık. Ardından ise kitleleri televizyon karşısına sürükleyen, İkinci Bahar dizisindeki Medet karakteriyle evlerimize konuk eder olduk. Sahnelerin küçük dev adamı, on parmağında on marifet olan Nedim Saban ile sahneledikleri çocuk oyunları başta olmak üzere tiyatro ve tiyatroya dair herşeyi konuştuk.

12 yaşında çocuk oyunları yazarak adım attığınız tiyatro hayatınızın bugünlere geleceğini hiç tahmin eder miydiniz? O günlere geri döndüğünüzde aklınızdan neler geçiyor?

Yapmak istediklerimin çok az bir kısmını gerçekleştirdim sadece. Mesleğimde başarılı olmuş olabilirim ancak hedeflediğim ve düşlediğim çok farklı şeyler vardı.

12 yaşında çocuk oyunları yazmaya nasıl karar verdiniz? Sizi özellikle çocuk oyunları yazmaya iten güç ne oldu?

Şu an otopark olarak kullanılan tarihi Tepebaşı Tiyatrosu yanmış, kurtarılan terzihanesi ise deneysel sahneye döndürülmüştü. Orada "Birlikte Oynayalım" adlı bir interaktif çocuk oyununu izledim ve oyuna dahil oldum. O cumartesi sabahını hiç unutmam. Tiyatro ateşi içime düşüp, beni yakmaya başlamıştı. Daha sonra çocukların oynadığı Yarın Bütün Dünya oyununu seyrettim Harbiye'de. O kadar etkilendim ki her cumartesi aynı oyuna gitmeye başladım. Artık haftanın 6 gününü, haftada 1 gün tiyatroya gitmek için yaşıyordum. Ve her hafta okuduğum Milliyet Çocuk Dergisi'nde Unicef'in yarışmasının haberini okuyunca, elim kendi kendine oyun yazdı.

Çocuk oyunlarını kaleme alırken konuları nasıl buluyor ya da oluşturuyorsunuz? Bu anlamda size esin kaynağı teşkil edecek şeyler neler?

Şu aşamada daha çok sosyal sorumluluk projelerinde yoğunlaşıyoruz. Örneğin Geberit adlı kuruluş bizi arayıp, dünyanın su kaynaklarının tükendiği ve su tasarrufu hakkında bir proje yapmak istediklerini söyledi. Bu sorunun ne kadar büyük olduğunu bilmiyordum. Biraz araştırdıktan sonra oyun kendi kendini yazmaya başladı zaten. Hayvanları da çok sevdiğim için sokakta yaşamak zorunda kalan hayvanları yazdım. Zaten Goody bu konuda çok duyarlıydı ve bir proje yapma heyecanı taşıyordu. Geçtiğimiz yıl Anavarza Bal firmasıyla tanıştım. Hem tarihi bir kenti sahiplenmeleri, hem de doğal hayat konusundaki duyarlılıkları beni çok etkiledi. Arıların dünyasını araştırdım, onları çok sevdim ve doğal dengeler konusunda bir oyun yazdım.

Röportajın devamını Çocuk Rehberi'nde okuyabilirsiniz. Röportaja ulaşmak için tık tık yapalım lütfen http://bit.ly/1tFemla

8 Ekim 2014 Çarşamba

"Grinin Elli Tonu" Başımıza Ne İşler Açmış Meğerse, Haberimiz Yok!

Grinin Elli Tonu sağlık sorunlarına mı yol açıyor?

Birçok gazetede eminim ki bununla ilgili belli başlı haberlere dün denk gelmişsinizdir. Konu bir hayli ilginç ve üzerinde bolca tartışılacak nitelikte. Araştırma sonuçlarına katılanlar olabileceği gibi katılmayanlarda eminim ki çıkacaktır. Peki ben bu noktada neredeyim, hemen söyleyeyim. Açıkçası ben bu araştırma sonucuna katılmayanlardanım.

Tüm seriyi olmasa da ilk iki kitabı ben de okudum. Kaldı ki ben kitap okurken okuma eylemini epeyce abartanlardanım. Abartanlardanım diyorum çünkü neredeyse okumaktan ziyade olayın içerisine girip bizzat olayları yaşıyorum. Durum böyle olunca yapılan bu araştırma da benim için tamamen anlamını yitirmiş oluyor.

Düne geri dönüp haberi biraz hatırlayalım mı? Radikal Gazetesi'nde yer alan haberde aşağıdaki şu satırlara yer verilmişti.

"Michigan Eyalet Üniversitesi'nden uzmanların yaptığı araştırmaya göre E.L James'ın ses getiren serisini okuyan 18 ile 24 yaşındaki kadınlar birden fazla partner sahibi olmaya ve aşırı içki içmeye yatkın. Daily Mail'in haberine göre araştırmada Grinin Elli Tonu'nun genç kadınların psikolojisi üzerinde etkisi olduğu ortaya çıktı. Araştırmacılar romanı okuyan kadınların, okumayanlara göre yeme bozukluğu işaretleri gösterme ve sözlü şiddet uygulayan partnerlerle birlikte olmaları ihtimalinin de yüksek olduğunu belirtti.

Michigan Eyalet Üniversitesi'nden araştırmacı Amy Bonomi, "Eğer kadınlar romanı okumadan önce yeme bozuklukları yaşıyorsa, Grinin Elli Tonu'nu okumak bu semptomları yineler ve bununla bağlantılı olan travmayı kötüleştirebilir. Aynı şekilde eğer romanı araştırmamızda ortaya çıkan sağlık sorunlarını yaşamadan önce okumuşlarsa kitabın bu davranışların başlangıcını etkilemiş olması muhtemel sözleriyle araştırma sonuçlarını yorumladı."

İlginç, çünkü haber öncelikle bir ihtimal üzerinden kurgulanıyor. Dolayısıyla kesinliği tartışılır. Peki bu araştırma kaç denek üzerinde yapılmış ve deneklerin davranışlarında nasıl bulgulara rastlanmış. O da askıda kalıyor. Hadi onları da geçtim. Ortada şöyle bir bulgu var ki yeni jenerasyonun davranışlarında gözlenen saldırganlık, sokak jargonuyla konuşma, 0 beden sevdası ve bilumum çok eşlilik olayları ne zamandır olan birşey. Bu kitabın piyasaya çıkış tarihi ise yanılmıyorsam 2011 yılına denk geliyor. Dolayısıyla 2011'den öncede yukarıda sayılan detaylar birçok kızda zaten görülüyordu. Bunun için bir kitabın üzerinden varsayımlar yapmak yerine olayın sosyolojik boyutu ele alınmalı diye düşünüyorum.

Kaldı ki benim asıl düşüncem bu olayın çok güzel bir marketing olayıyla da bağlantılı olabileceği. Zira bu tip marketing çalışmaları birçok ülkede yaygın. İnsanlardan alınabilecek her yorum yeni projelere yelken açma da kullanılır ki, bunun da ne kadar akılcı bir uygulama olduğunu söylememe gerek yoktur herhalde. Tabii naçizane bu benim görüşümdür. Siz katılır veya katılmazsınız orasını da bilemem elbette.

Peki sizin bu konu başlığıyla ilgili düşünceleriniz neler?

Size göre de Grinin Elli Tonu davranış bozukluğuna yol açacak türde bir kitap mıdır?

Görüşlerinizi paylaşırsanız sevinirim.

7 Ekim 2014 Salı

Guguk Kuşu'nu Oynayacağını Duyduğunda...

Ken Kesey'in romanından sinemaya uyarlanan ve beyazperdenin kült filmleri arasında yer alan 1975 yapımı "Guguk Kuşu", Şakir Gürzumar yönetiminde Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu'nda sahnelenmeye hazırlanıyor. Provalarına başlanan oyunda Oktay Kaynarca, Jack Nicholson'ın başrolünü oynadığı filmdeki McMurphy karakterini canlandıracak olmanın heyecanı içinde. Kaynarca, 13 Aralık'ta Zorlu Center PSM'de prömiyer yapacak 'Guguk Kuşu'yla ilgili olarak Beş Oscarlı bu başyapıtı 80'lerde Elazığ'da izlemiş ve çok etkilenmiştim açıklamasında bulunuyor.

Kafesten Bir Kuş Uçtu: Guguk Kuşu'nu 2 sezon önce tam 5 kere izleyip, oyun bittiğinde de tabir-i caizse avuçlarımız patlayana kadar her seferinde ayakta alkışlayan birisi olarak diyebilirim ki, gidin ve mutlaka bu oyunu izleyip, o ambiansı soluyun. Kendi oyununuzun kahramanını bulun. Benim kahramanım bu oyunda tek kelimeyle Tekin Ezgütekin'di, bakalım sizinkisi kim olacak?

Oyuna dair görüşlerimizi merak edenler daha önce yazmış olduğum yazıyı tık tık yapıp okuyabilirler. http://bit.ly/Zs5FCK 


Kitap Nasıl Yapılır?

Bayram olgusunu bir kenara bırakıp, beni asıl ilgilendiren kısmın 3. gününde de tatili dibine kadar yaşamaya kaldığım yerden şekil a'da görüldüğü üzere devam ediyorum. Zira biliyorum ki bayram dönüşünde beni bekleyen onlarca iş olacak. Hal böyleyken tatilin son demlerini sizce yaşamamazlık eder miyim? Tabii ki hayır! O zaman gelsin kitaplar, gitsin filmler...

Gerçi bugünkü planlarım arasında her ne kadar okuduğum son kitabı sizlerle paylaşmak olsa da son dakika yaşadığım sürpriz kapı da kalma faciasından sonra bu planı değiştirmek durumunda kaldığımı da belirtmeden geçemiycem. Anahtarı yanında olup da içeri giremeyen ve yaşadığı bu bahtsız durumdan dolayı, bilmediği etmediği bir şehirde çilingirci arayışında olan kaç kişi vardır ki benden başka. Kapıyı açma karşılığında talep edilen rakamlara değinmiyorum bile. Git yeni kapı taktır daha iyi. Resmen soyguna çıkmışlar ama yemezler. 

Belki bir Clark Kent'imiz yok ama Clark'dan bozma Kent'ten olma tamamen yerli bir süper ustamız var. Hem de sudan ucuz. Sonuç itibariyle evime yaklaşık 4 - 5 saat sonra girmeyi başarıp, üstüne bir de olayı sadece 20 TL'ye kapatınca, kendimi kanepeye atıp, ohh be dedikten sonra son okuduğum kitabı yarına bırakmanın daha doğru olacağına kanaat getirdim. O sırada da aklıma kitap nasıl yapılır sorusu geldi. İnternette şöyle bir araştırma yapınca bakın ne buldum. Belki merak edenleriniz vardır diye sizlerle de paylaşıyorum.

Bakalım biz kitap kurtları için yetiştirilmeye çalışılan, mutfaktan yeni çıkmış kitaplar nasıl yapılıyormuş, gelin birlikte göz atalım, ne dersiniz?