Ekşilina'nın hayret verici maceraları...

Evvel zaman içinde, "Yaşam bir tavakekidir" demiş bir Peynir Generali. Bazen tuzlu bazense tatlı. Oysa asıl önemli olan, tadı nasıl olursa olsun bu tavakekinin değerini bilmekmiş aslında...

Muhalif kişiliğiyle tanınan 12 yaşındaki Ekşilina'nın dünyası bir anda başına yıkılır. Eksimistan adını verdiği dört odalı evlerinde, seksen dört saksı bitkisi ile mutlu bir yaşan sürdüren Eksilina'nın annesi ve babası ayrılıyordur. Kahramanımız, dünyanın en uzun kahvaltı sofralarının kurulduğu, her masanın altında günün birinde ünlü olacak genç bir sanatçının gizli resimlerinin keşfedilmeyi beklediği bu evden yani krallığından ayrılmak zorundadır.

Hanginiz kurulu düzeninden, alıştığı hayattan ve sevdiği ortamdan ayrılmak ister ki? Şehrin diğer ucunda mini minnacık plastik bir eve taşınmak, tuhaf bir okula kaydolmak veya sinir bozucu sınıf arkadaşlarıyla aynı havayı solumak kimin umurunda! Ekşilina, tüm bunların üstesinden gelip, ait olduğu yere, yani Ekşimistan'a geri dönüp krallığını yeniden fethetmeye karar verdi bir kere...

Alman Gençlik Edebiyatı Ödüllü yazar Finn - Ole Heinrich ile çizer Ran Flygenring'in ince bir mizahi üslupla hayat verdikleri Ekşilina - Yıkık Dökük Krallığım, çekirdek aile yaşantısındaki ani değişiklikler, duygularla başa çıkma, ayrılık ve hastalık gibi çocuklar üzerinde derin izler bırakan hassas konuları ustalıkla ele alan çarpıcı bir kitap.

Ekşilina'nın hayret verici maceralarının ilkinde, dostumuzun yıkık dökük krallığına geri kavuşmasını izlerken okurken) dumanı üzerinde tüten koca bir kupa dolusu sıcak çikolata içmeye ne dersiniz?

Siz hiç kütüphanede bir aslan gördünüz mü?

Günlerden bir gün kütüphaneye bir aslan gelir. Koca cüssesiyle etrafta salınıp, kitap koridorları arasında kaybolduktan sonra okuma köşesindeki minderlerin üzerinde uyuyakalır. Başta görevliler olmak üzere herkes biraz şaşırsa da kimse ne yapması gerektiğini bilemez. Çünkü kütüphane kuralları arasında aslanlarla ilgili hiçbir madde yoktur.

Kısa sürede kütüphaneyi benimseyen ve ortama ayak uyduran aslan, çalışanların işlerini kolaylaştırmakla kalmayıp, kütüphaneyi ziyaret eden çocukların da sevgisini kazanır. Günler geçtikçe kütüphanenin maskotuna dönüşen sevimli aslan hiç usanmadan kütüphaneye gelmeye devam eder. Taa ki karşılaştığı kötü bir olay nedeniyle kütüphane kurallarını ihlal etmek zorunda kalana kadar.

Amerikalı yazar Michelle Knudsen, kütüphaneye bir aslan sokarak küçük okurları kütüphaneyle, oradaki kitaplarla ve kütüphanede bulunmanın gerektirdiği kurallarla eğlenceli bir şekilde tanıştırırken, Kevin Hawkes ise göz alıcı resimleriyle bu büyüleyici ortamı çocukların hayallerinde daha iyi resmetmelerini sağlıyor.

Yaşı kaç olursa olsun, herkesin yüzünde sıcacık bir gülümseme bırakan Kütüphanedeki Aslan, insana okuma sevgisi aşılayan mucizevi kitaplardan...


Dedemin Uçan Dairesi

Bamya anıtı ile Lahana anıtını duymuş muydunuz? Peki ya canlı bir çim biçme makinesi görmüş müydünüz hiç? Sizin de tonton bir dedeniz varsa eğer emin olun yalnız bunları görüp öğrenmekle kalmaz, uçan daire bile yaparsınız bir gün.

Bizim Cenk'in dedesi bir alem. Gün geliyor kah herkesin akıl danıştığı bir bilgeye, kah içi içine sığmayan şakacı bir çocuğa dönüşüveriyor. Bakmayın siz onun köyde sakin bir yaşam sürüp mısır, buğdağ, domates ektiğine. Elinden gelse aya merdiven dayayıp yıldızlara tırmanacak kadar hayalperest biri o aslında. Bir bakmışsınız atık malzemelerden bir tarihi eser yapmış, bir bakmışsınız altın kavun ektikleri tarlada korkuluk olmuş.

Cenk'in geç yaşta arkeolojiye merak saran babaannesi de dedesini aratmayacak kadar muzip biri. İnsan sıcacık evini, mis gibi tarlasını bırakıp, binlerce yıl öncesinden kalma kap kaçak peşine düşer mi hiç? Sahi, Cenk büyüyünce ne olsa acaba? Gerçi rüyalarında sürekli bir meslekten ötekine konuyor ama aklı bir hayli karışık son zamanlarda. Acaba amcası gibi "Dünya kazan ben kepçe" deyip farklı ülkelerde iş peşinde mi koştursa, yoksa deneyimli bir etnolog veya korkusuz bir kaptan mı olsa?

İnsanın hayalleri ve başarma inancı olduktan sonra üstesinden gelemeyeceği iş yok kuşkusuz. Eh bir de eğer Cenk'inki kadar muzip mucit bir dedesi varsa değmeyin keyfine!

Yaratıcı kalemiyle edebiyatseverleri şaşırtmayı seven ödüllü yazar Koray Avcı Çakman, Dedemin Uçan Dairesi adlı öykü kitabında sıradışı yetişkinlerle meraklı çocukları farklı ortamlarda buluşturarak, meslek seçimi ve kırsal - kentsel yaşam üzerine düşünsel bir yolculuğa çıkarıyor okurlarını...



Bugün 19 Mayıs...

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'mız Kutlu Olsun...



Kitabınızın okunduktan sonra ağaç olmasını ister miydiniz?

Keyifle okuduğunuz bir kitabı okuyup bitirdikten sonra ne yapıyorsunuz?
Aslına bakarsanız verilecek cevaplar az çok bellidir.
Ya kitaplığınıza koyuyor, ya da bir arkadaşınızla paylaşıyorsunuzdur.
Ama bu noktada sizden beklediğim cevap bunlar mı? Elbette hayır!

Geçenlerde bir haber kanalında gezerken denk geldiğim haber karşısında ne yalan söyleyeyim Wouww oldum. Arjantin'de basılan "Mi Papa Estuvo en la Selva" (Babam Ormandaydı) adlı çocuk kitabı okunduktan sonra ekilebiliyor ve birkaç hafta içinde de ağaç oluyormuş.

Peki tohumlar nerede diyorsanız hemen söyleyeyim.
El yapımı olan bu kitabın her sayfasına özenle tek tek tohumlar yerleştirilmiş. Ekilebilir kitap projesi, 8 - 12 yaş arası çocuklara aslında doğal kaynakların önemini anlatabilmek için hazırlanmış. Kitabın dikkat çekmek istediği konuyu Greenpeace'den bir veriyle desteklemek de mümkün.

Bu arada kitap, ekolojik mürekkep ve asitsiz kağıt kullanılarak yapılmış. Projenin bir diğer amacı da kitapların da çocuklarla beraber büyüyebileceğini göstermek.

Kitabın yayıncısı Pegueno Editor Yayınevi, web sitesindeki açıklamada ekilebilir kitap projesini, "okuduğunuz herşey zihnimizdeki kütüphanenin bir parçası. Bu yüzden okumak içimizdeki kök salan ve bizi değiştiren bir eylem. Bir kitabı ekme işi, insanları çevre konusunda duyarlı olmak konusunda cesaretlendiren, olan duyarlılığı ve farkındalığı artıran bir eylem" cümleleriyle açıklamış.

Ekilebilir kitap projesi, gerçekten de ayakta alkışlanacak bir uygulama diye düşünüyorum.
Eh ne diyelim darısı bizim yayınevlerinin başına...