Fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bayan Peregrine'nin Tuhaf Hikayesi



Gizemli bir ada,
Terk edilmiş bir yetimhane ve tuhaf fotoğraflar...
İşte karşınızda 'Bayan Peregrine'nin Tuhaf Hikayesi'

Nedendir bilinmez resimli kitapları oldum olası hep sevmişimdir. O an için başka bir maceranın içerisinde nüfus ettiğimden midir yoksa hayal gücümün sınırlarında daha rahat dolaşmama yardımcı olduğundan mıdır bilinmez bir an da keyfin en haline bürünüveririm. Hem de ne keyif, anlatamam. Aynı geçtiğimiz günlerde su gibi akıp giden Bayan Peregrine'nin hikayesinde olduğu gibi...

Hikayemiz adı üzerinde oldukça tuhaf bir hikayeye sahip!
Kimine göre deli saçması, kimine göre ise muhteşem bir çalışma!
Sizin seçiminiz bu noktada hangisinden yana bilmiyorum ama benim yanıtım malum ;)
Yine de duymak -pardon okumak- isteyenler için hemen belirteyim.
Tek kelimeyle "Süperdi!"
Zira bitmesin diye sürekli dua ettiğim, biraz daha benimle kalsın diye okurken tasarruf yoluna gittiğim, ama her seferinde de kendimi okumaktan alıkoyamadığım muhteşem bir serüvendi benim için Bayan Peregrine'nin Tuhaf Hikayesi!

Kitabın genel türüyle ilgili de ne desem bilemedim doğrusu. Macera desem macera değil, fantastik desem tamamıyla fantastik değil. Biraz oradan biraz da buradan derken kelimelerin sihirli dünyası bu kitapta kendisine hayat bulmuş diyebilirim.

Bu arada kitabın içerisinde yer alan tüm o enteresan fotoğrafların hepsinin gerçek olması da işin tuhaf tarafı olsa gerek, ne dersiniz? Evet, evet yanlış duymadınız. Kitabın içerisinde yer alan tüm fotoğraflar, farklı farklı koleksiyonculardan ödünç olarak kullanılmış imajlar olunca insanın aklına da şu soru geliveriyor.

Bu fotoğraflar gerçekse -ki gerçek- kim tarafından nerede ve hangi zaman aralığında çekildi?
En önemlisi de günümüze nasıl geldi?
Zira bahsettiğim fotoğraflar öyle alışık olduğumuz karelerden ibaret de değil!
En basiti havada duran bir kız veya en akrobatik hareketleri benden ala kim yapacakmış şaşarım modundaki kişileri bile tarumar edecek görsellerden bahsediyorum. Kolay değil, insan neredeyse mala bağlayıp, boyut atlıyor.

1980 doğumlu Amerikalı yazar Ransom Riggs tarafından yazılan kitap, korkunç bir aile trajedisi yaşayan 16 yaşındaki Jacob'un babasıyla birlikte oldukça uzak bir adaya yolculuğa çıkmasıyla başlıyor.

Yetim olan dedesinin anlattığı hikayelerle büyüyen Jacob, çocukluğunun büyük bir bölümünü dedesiyle birlikte geçirmiştir. Fakat dedesinin anlattığı o hikayeler ne yazık ki aile büyükleri tarafından pek hoş karşılanmaz. Çünkü dedesinin anlattığı hikayeler bir çocuğa anlatılacak tarzda hikayeler değildir. Gizemli bir adadaki gizemli bir yetimhaneyi ve oradaki çocukların başlarına gelenleri anlatan dede Abe bir gün vefat eder ve Jacop da babasıyla birlikte dedesinin anlattığı o adaya gitme kararı alır. Oysa o adaya giderken başına neler geleceğinden bihaberdir.

Sonrası mı?
Sonrası malum...
Her bir satırı dolu dizgin geçen muhteşem bir macera!

İthaki Yayınları'ndan çıkan "Bayan Peregrine'nin Tuhaf Hikayesi", okurken son
derece keyif alabileceğiniz, anlatım dili ve kurgusuyla da tek kelimeyle sizi sizden alacak bir kurguya sahip, benden söylemesi.

Eğer fantastik - macera ikilisinin yaratacağı bu büyüleyici akıma kendinizi kaptırmaya hazırsanız şimdiden keyifli okumalar dilerim.

Dipnot: Aman canım bu kitabın tadı pek bir damağımda kaldı diyorsanız serinin 2. ve 3. kitapları olduğunu da ayrıca not düşelim ;)

O Muhteşem Hayatınız...

Malum son zamanlarda hayatımda bir sürü değişiklikler yaptım. Önce işimi değiştirdim, ardından da yaşadığım şehri. Durum böyle olunca, o an'a kadar ki yaşam tarzımın bir parçası olan kitaplarla da bağım otomatikman yarıya inmiş oldu. Yarıya inmiş olmasının nedeni kitaplardan vazgeçmiş olmam değildi elbette. Kaldı ki ailemin bana kazandırdığı en önemli şeylerden biri olan okuma alışkanlığından öyle bir kalem de vazgeçmem düşünülemez bile. Olay tamamen adaptasyon sürecini atlatmamla alakalıydı, hepsi bu kadar. Adaptasyon sürecini atlatıp atlatamadığım, yaşadığım şehri benimseyip benimsemediğim her ne kadar tartışılsa da, sabırla beklediğim o mucizeyi tekrardan yakaladım. Ve eski okuma hızıma bir kez daha kavuştum.

Kaldı ki bu 10 günlük dilim içerisinde sizce kaç tane kitap bitirmişimdir?

1...
2...
3...
4...
5...!

Evet, evet yanlış duymadınız. Tüm yoğunluğuma rağmen bu 10 günlük dilim içerisinde tam tamına 5 tane kitabı deyim yerindeyse, neredeyse yalayıp yuttum. Okumadım, adeta yaşadım. Her bir hikaye de kendimden bir şeyler buldum. Roman karakterinin peşine takıldım ve beni de gittiği yere götürmesine izin verdim. Sonuç; tarifi olmayan kocaman bir mutluluk şeklinde bana geri döndü. O da ayrı mesele :) Şimdilerde bütün iş sırasıyla okuduğum kitaplara blogum da yer vererek, sizlerle paylaşmaya kaldı.

Buraya kadar iyi güzel, hoş! Peki bundan sonrasında paylaşımımıza Oya Baydar'ın kaleme almış olduğu "O Muhteşem Hayatınız" ile devam etmeye ne dersiniz? Evet mi? Öyleyse kelimelerimin peşine takılıp okumaya devam edin.

Yazar, "O Muhteşem Hayatınız" isimli romanında büyük bir opera sanatçısı Diva, ona hayran bir Toplayıcı ve Diva'nın kızı Arya üzerinden toplumsal hafızamızı ele alırken, arka planda da Dersim'de yaşananları hatırlatıyor!

Romanın en önemli kişisi, uluslararası çapta ün kazanmış, yabancı sahnelerde, ünlü operalarda başrol oynamış bir opera sanatçısı, bir primadonna'dır. Bir gün elinde, fotoğrafları olduğunu söyleyen bir koleksiyoncu arar. Adamın bu resimler için hiçbir para talebinin olmadığını söyleyişi ise diva'nın konuyla ilgilenmesine neden olur.

Primadonna'nın sesinin de aynı zamanda hayranı olan koleksiyoncu, fotoğrafları göstermek için onu koleksiyonlarının bulunduğu yazlık eve götürür. Konuşmaları ise Toplayıcı'nın Diva'nın yaşamını dikkatle izlediğini yansıtır. Bazı günlerde fotoğrafları gösterirken yaptığı açıklamalar da olur. "İtalyan Dışişleri Bakanı'nın önünüzde eğilip, elinizi öptüğü fotoğraf: La Scala'daki göz kamaştırıcı La Triviata başarısının ardından değil mi? Peki ya İngiltere Kraliçesi'ne ne demeli? İngiltere Kraliçesi'ne takdim edilirken kraliçeyi gölgede bırakan fotoğrafınız; limuzinden inerken şoförlerinizin tuttuğu şemsiyelerin altında, uzun eteklerinizle bir siyah kuğu gibi süzülmeniz..."

Gerçekten de muhteşem bir hayat, üstelik rakipsiz bir ses...

Ve romandaki her bir karakter adeta günümüze ulaşmayı başaran birer sembol niteliğinde!

Bana göre romanda Toplayıcı resmi tarihi simgelerken; Diva Türkiye'yi, kızı Arya ise günümüz Türk insanını simgeliyor.

Gayet dozunda ve doyurucu nitelikte olan bu roman için yazarın çok iyi araştırma yaptığı da açık bir şekilde ortada.

Primadonna ve o muhteşem hayatı...

Gerçekten de söylenildiği gibi muhteşem bir hayat mı acaba?

Yoksa sürprizlerle dolu bir ilişkiler yumağı mı?

Sonucu öğrenebilmek için Oya Baydar'ın ustaca kurguladığı bu muhteşem kitabı mutlaka alıp, okuyun derim, benden söylemesi...



Otobüs Duraklarınız Kitaplarla Zenginleştirilse Fena mı Olur?

İstanbul trafiğinin keşmekeşliğini bilmeyen yok!
Hele de bizzat bu metropol'de yaşıyorsanız, ömrünüz yollarda metro, tramvay ve otobüs beklemekle geçer.
En az trafikte oyalanma süreniz 2 saat. Aşağısı cidden kurtarmıyor, olsa dükkan sizin zaten.
Peki bu trafik sorunu sadece İstanbul'a mı mahsus?
Elbette ki hayır!
Son zamanlarda hemen her il de benzer sorunlar yaşanmıyor değil hani.
Peki bağzı (!) belediyeler bu trafik sorununa nasıl çözüm üretiyorlar?
Maalesef bir çözüm üretebildikleri yok!
Mevcut olanı daha da sarpa sarmaktan başka bir şey yapmıyorlar.
Peki ya otobüs, metro vs. bekleyenler için ne gibi alternatifler üretiyorlar derseniz...
Gelin birlikte bir göz atalım, derim. Ne dersiniz?
Hadi atalım diyorsanız da eğer bu ilginiz karşısında cidden hayran kaldığımı söylemeden edemeyeceğim.
Ancak ne var ki belediyelerin bununla ilgili de herhangi bir uygulaması bulunmamakta.
En fazla 4 kişinin oturacağı soğuk ve metalik oturma alanları yaparak işin içinden çıkıyorlar.
Ruhsuz, tek düze ve delikli oturma alanlarıyla bizleri başbaşa bırakıyorlar, sağolsunlar!
Yaratıcılık had safhada olunca (!) ancak bu kadarını yapabiliyorlar çünkü...
Oysa otobüs beklerken kitap - gazete vs. okuyabileceğimiz bir ortam olmuş olsa ne de güzel olurdu.
Bence tüm bağzıı belediyelerin Kolombiya'daki bu otobüs durağını kendilerine örnek almaları lazım.
Fotoğrafta da gördüğünüz gibi mini bir kütüphane şeklinde tasarlanan durakta, otobüsünüzü beklerken zamanı boşa geçirmemek için kitaplardan yararlanabiliyorsunuz. Tabii aracınıza binerken geri bırakmak şartıyla.
Açıkçası kitaptan tutunda günlük gazetelere, belediyelerin yaptığı çalışmaların bültenlerine kadar her türlü kaynağı buralarda muhafaza ederek, insanların beğenisine sunmak gayet akıllıca bir davranış olur. Belediyeler bu denli griye ve betonlaşmaya kafa yoracaklarına böyle yararlı şeyler de yapabilirler gibime geliyor, ne dersiniz?
Böyle bir mini kütüphaneyle duraklarımız zenginleştirilse fena mı olur?
Bence çokta güzel olur!
Hatta Asu Maralman'ın da dediği gibi "Olur olur, bal gibi olur!"

Romanlardan Uyarlanan Yemek Masamıza Buyurmaz mıydınız?

Evet, evet yanlış duymadınız!
Romanlardan Uyarlanan Yemek Masamıza Buyurmaz mıydınız, dedim :)
Eğer ki böyle bir yemek daveti kaçmaz diyenlerdenseniz ve hafiften midenizden de sesler gelmeye başladıysa Dinah Fired'in romanlarda geçen yemeklerden esinlenerek çektiği fotoğraf serisine buyruns :))
Şimdiden afiyet olsun...

Çavdar Tarlasında Çocuklar 


Oliver Twist

Alice Harikalar Diyarında

Moby Dick


Pera Fest ile Etkinlikten Etkinliğe...

Bu yıl 11. gerçekleşen Uluslararası Pera Fest, Ghetto'da yer alan kick-off etkinliği Amsterdam Klezmer Band konserinin ardından, 2 Ekim'de ana programını uygulamaya başladı. Disiplinlerarası yaklaşımıyla İstanbul'un diğer festivallerinden farklı bir kimlik kazanan ve çok kültürlülük temasını öne çıkaran Pera Fest'in bu yıl ki programında, günümüz yaratıcı endüstrileri içinde öncülüğü tartışılmayan sinema sanatına ilişkin çok sayıda etkinlik, Ekim ayının 16'sına kadar devam edecek.

Bu etkinlikler arasında ise İstanbul İtalyan Kültür Merkezi işbirliğiyle düzenlenen Antonioni Retrospektifi, Türvak'da Metin Erksan ve Müşfik Kenter anısına Sevmek Zamanı gösterimi, Lush Kabare'de Antalya Film Festivali Jüri Başkanı Istvan Szabo ile söyleşi öne çıkıyor.

Pera Fest çevçevesinde Bahçeşehir Üniversitesi'nde açılacak olan sergilerden ilki Filiz Kutlar'ın Kutsal ve Büyülü Mekanlar adlı fotoğraf sergisi olacak. Serginin açılacağı 5 Ekim akşamı, üniversitenin Fazıl Say Oditoryumunda Barok'tan Romantizm'e başlıklı bir dinleti de yer alacak. Dinletide mezzo soprano Özay Günay'a piyanoda Aylin Özuğur eşlik edecek. Festival etkinlikleri Beyoğlu Alt'da Özay Fecht & Kent Mete'nin caz konseri, Nesrin Kazankaya'nın yazıp yönettiği Tiyatro Pera'nın Ah Smyrna'm, Güzel İzmir'im oyunu da yer alacak.