tudem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İşte Benim Hikayem!


Hikaye yazmak istiyor ama nereden başlayacağını bilmiyor musun? Zihnin fikirlerle dolup taşsa da masanın başına geçince bunları nasıl yazıya dökeceğin konusunda endişeli misin? Büyük bit heyecanla hikayeni yazmaya başlayıp sonra bir noktada tıkanıyor musun? İşte o zaman bu kitap tam sana göre!

Yazmak için sadece hayal gücüne sahip olmak yetmez. Harika bir fikri olağanüstü bir hikayeye dönüştürebilmek için izlemen gereken bazı önemli adımlar var. Görülmemiş girişlere, görkemli gelişmelere ve süper sonlara imza atarak belki de hayatının en güzel hikayesini yazabilirsin.

Simon Cheshire'ın yazmak isteyen ya da yazı konusunda kendisini geliştirmeyi amaçlayan okurlar için özel olarak hazırladığı bu kapsamlı kitap, türünün en iyi örneklerinden olup zevkli alıştırmalar ve renkli görseller eşliğinde kurmacanın doğasını anlatıyor. Kitabı eline alan her yaştan okurun içindeki gizli yazarı uyandırmayı hedefleyen Benim Hikayem, aynı zamanda öğretmenlerin sınıf içi çalışmalarında da kullanabilecekleri bir el kitabı niteliği taşıyor.

İlham verici ve yol gösterici öneriler, iyi bir kurgu, cancanlı karakterler ve yaratıcı hikayeler için pek çok fikir Benim Hikayem'de genç yazar adaylarını bekliyor.

Benim Hikayem, tanınan bir yazar olman için sana yardımcı olacak ilham verici fikirlerle dolup taşıyor. Havada uçuşup duran bu fikir balonlarından birkaçını yakalamaya ne dersin?

Haydi o zaman!

Şimdi kaleme sarılıp hayalindeki hikayeyi kağıda dökme vakti. Ne duruyorsun, bunca zamandır başkalarının hikayelerini okuduğun yeter. Artık yazma sırası sende!


"Kiralık Canavar" arıyorum

Rico ve Oskar serisinin ödüllü yazarı Andreas Steinhöfel, sevginin karşı konulmaz gücü üzerine kaleme aldığı olağanüstü kitabıyla edebiyatseverlerin zihninde bir kez daha derin bir iz bırakacağa benziyor.

Büyüdüğünde ünlü bir opera sanatçısı olmayı hayal eden Gianna'nın hayatta iki büyük tutkusu vardır: Avazı çıktığınca arya söylemek ve doyasıya korku filmi seyretmek.

Sesi zarar görmesin diye yaz - kış boynuna taktığı kırmızı atkısıyla dikkatleri üzerine çeken Gianna'nın duyulmasından en çok korktuğu sırrı ise annesinden ve babasından gizli gizli gece yarısı evden kaçarak ay ışığı altında şarkı söylemesidir.

Operaya ve korku filmlerine doyamayan küçük divamız için hayat, evden kaçış maceralarıyla çok daha eğlencelidir. Tabii yine bu gecelerden birinde korkunç bir canavarla karşılaşmasını saymazsak eğer!

Bu canavar tıpkı çok severek izlediği korku filmlerindeki gibi simsiyah, kırmızı parlayan iri gözlere sahip ve kocamandır. Üstüne üstlük Gianna'nın en büyük korkusunun ne olduğunu bilmekte ve onu bununla tehdit etmektedir. Acaba canavar bu gerçeği kimden ve nasıl öğrenmiştir?

Etrafına saçtığı dehşete rağmen cesur dostumuzu bir türlü etkisi altına almayı başaramayan canavar, göründüğünden çok daha ürkünç olabilmek için bir şeyler yapmalıdır. Oysa Gianna kalbi taş tutan bu canavarın yüreğini ısıtacak yolun nereden geçtiğini çok iyi bilir.

Steinhöfel, kalbi taşlaşmaya yüz tutanlara ithaf ettiği Kiralık Canavar isimli kitabında, sevginin gücüne inanmanın korkulara boyun eğmekten çok daha anlamlı olduğunu savunarak, ebeveyn - çocuk ilişkileri üzerine sorgulamalarla dolu düşünsel bir yolculuğa davet ediyor.


Gelin Çocuklar Birlikte Düşünelim!

"Düşünceler Özgür, Düşünmek Özgürlüktür"
Gelin Çocuklar Birlikte Düşünelim!

Çocuk ve yetişkin hakları, şiddetin olmadığı bir dünya, kadın - erkek eşitliği, medya bilinci, çevre ve demokrasi...

Tüm bunlar çağdaş toplumun temel kavramlarından sadece bazıları. Peki bu kavramların ne kadarını biliyorsunuz, ne kadarı günlük yaşantınızın bir parçası olarak sizinle yaşıyor?

Bu sorulara yanıt vermekte zorlanıyorsanız, Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu'nun Gelin Çocuklar Birlikte Düşünelim adlı yardımcı uygulama kitabı tam size göre!

Öğrencilerin yeni öğrendikleri ama anlamlandırmakta zorlandıkları toplumsal kavramları mercek altına alan bu kaynak kitap sayesinde hem çocuklar hem de eğitimciler düşünce denizinde özgürce yüzmenin tadını çıkaracak!

Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu ve annesi Nazan İpşiroğlu'nun proje mimarlığını üstlendiği Gelin Çocuklar Birlikte Düşünelim'in çıkış noktası, günlük yaşamda sıklıkla karşılaşılan olaylara dayanıyor. Kitabın özgün kurgusu ise gerçek ve kurmacanın iç içe geçtiği yepyeni bir yönteme göre hazırlanmış. İkilinin okurlarına bir de küçük sürprizi var: "Konuk Okuyucu".

Kitapta düşünceden düşünceye konan Lale ve Murat adında beşinci ve altıncı sınıfa giden iki farklı öğrencinin kavramları anlama ve öğrenme serüvenlerine biri daha eşlik ediyor. Kim mi? Tabii ki siz...

Bildiğimizi düşündüğümüz kavramların üzerinden bir daha geçmek, onları yeniden inşa etmek ve dünya algımızı yeniden şekillendirmek için Gelin Çocuklar Birlikte Düşünelim!

Arkadaşım Nasreddin Hoca...

Yüzyıllardır pek çok farklı toplumun ve kültürün ortak belleğine renk ve mizah duygusu katmayı başarmış Akşehirli büyük halk kahramanı Nasreddin Hoca ve fıkraları, kapsamlı bir derleme ile günümüz çocuklarının kalbini yeniden fethetmeye geliyor...

13. Yüzyıldan günümüze, dilden dile dolaşan hikayeleri ile eleştirirken güldüren, bunlarla da yetinmeyip üzerine bir de düşündüren büyük bilge Nasreddin Hoca, her çocuk gibi edebiyatımızın değerli kalemlerinden Süleyman Bulut'un da en sevdiği halk figürlerinden biriymiş. Birkaç arkadaş biraraya gelip, sohbet ettiklerinde söz dönüp dolaşıp hep Nasreddin Hoca'ya gelirmiş. İşte o zamanlar başlamış Süleyman Bulut'un Nasreddin Hoca'ya ve nükte dolu fıkralarının ardında gizlenen mesajları açığa çıkarma oyununa olan merakı...

Arkadaşım Nasreddin Hoca, hep yanıldığı gibi, fıkraların gelişigüzel sıralandığı bir kitap değil. Çocukluğundan başlanarak, Hoca'nın değişik dönemlerine ait fıkralar, dokuz ayrı başlık altında toplanarak Süleyman Bulut tarafından, kıssadan hisse şeklinde yeniden yorumlanmış. İlham Evrenoğlu'nun Nasreddin Hoca fıkralarının ruhuna sadık kalarak, resimlediği bu güzel çalışma, çocuklarla sınırlı kalmayıp her yaştan okurun ilgisini  çekebilecek türden.

Bay Çiklet ve Kiraz Ağacı...

İngiliz çocuk edebiyatının genç yıldızlarından Andy Stanton'un fırtına gibi esen "Bay Çiklet" serisi akıllara durgunluk veren yepyeni hikayeleriyle yoluna devam ediyor.

Sıradışı olan yazar; mizahi anlatımı, tekerlemeyi andıran kelime oyunları ve muhteşem benzetmeleriyle okurlarını kahkahaya boğuyor. David Tazzyman'in karikatürvari çizimleri ise her yeni kitapta daha bir vazgeçilmez oluyor.

Aylardan marttı ve yaklaşan bahar ateşi, Limonlu Bayır kasabasını dört koldan sarmaya başlamıştı. Limonlu Bayır'ın çılgın sakinlerinden Friday O'Bilir, Üçüncü Billy William, Martin Çamaşırhane, Yaşlı Nine, Jonathan Şapırtı, Bay Çiklet ve daha pek çoğu, deli danalar gibi ilkbaharın gelişini bekliyordu.

Körpecik, özelcik bir bahar sabahı, Yaşlı Nine'nin "Kadim zamanlar geri geldi!" şeklindeki haykırışlarıyla inlemeye başladı. Yoksa Yaşlı Nine'yi bu kadar korkutan şey, eski ruhlarla dolu korkutucu Runtus Ormanı'ndaki Runtus'muydu? Peki bu kadar zamandır sesi soluğu çıkmayan Runtus neden geri dönmek için bu tazecik bahar zamanını beklemişti?

Yaşlı Nine'yi yol gösterici olarak belirleyen Runtus, kasaba ahalisini kendine çekebilmek için herkesi bir kiraz ağacı etrafına topladı.

Kasabalının en değerli eşyalarının peşine düşmüş olan Runtus'un asıl niyeti ne olabilirdi? İşte Polly ve elektrikli kasları olan zencefilli kurabiye Alan Taylor'ın en çok merak ettikleri şey de buydu.

Bay Çiklet ve Üçüncü Billy William ortalıklarda olmadığına göre bu işte parmakları olduğu kesindi. Peki ama nasıl?

Runtus Ormanı'nda geçen bu gizem dolu arayışta Polly ve zencefilli kurabiye okul müdürü Alan Taylor'a bu kez yüzlerce, hatta binlerce evcil hayvan, yani tırtıllar, uğur böcekleri ve yaprak bitleri eşlik ediyor.

Eski dostlar bu macerada yeniden "Kaydırı Kuppak İkili" Bay Çiklet ve muhteşem yardakçısı Üçüncü Billy William'ın peşine düşüyorlar.

Çocuklarınız için gayet eğlenceli bir kitap olabilir, haberiniz olsun :)

İlk Aşk...

Herşey gibi aşk da bir oyunla başlar. Zamanla gelişen, derinlere kök salan bu garip duygu çoğu zaman da hüsran ve acıyla son bulur. Belki de ilk aşkın önlemez kaderidir bu...

Aşkla ilk kez tanışan çocukların, hissettikleri karmaşık duyguları, kalp çarpıntılarını, karın ağrılarını ve kalp kırıklıklarını anlamaları artık hiç de zor değil.

"Aşık Oldum" (İlk Aşk) adlı bu derlemede, çocuklar ilk aşkın beraberinde getirdiği buruk duyguları sadece kendilerinin yaşamadığını görerek rahatlayacak ve tam olarak tarifini yapamadıkları bu hissin gerçekten aşk olup olmadığını okudukları öykülerin ışığında kavramaya çalışacaklar.

Çocuk edebiyatının usta yazarlarından Ayla Çınaroğlu ve Aytül Akal'ın hayata geçirdiği "Aşık Oldum" adlı bu derleme, çocuklara bir zamanlar yetişkinlerin de aynı duyguları hissettiklerini aslında onlardan çok da farklı olmadıklarını anımsatmak üzere hazırlanmış özel bir çalışma. İlk Aşk'larını cesurca itiraf ederek kağıda döken ve gelecek nesillere kendi çocuklarından küçük birer sevda buketi sunan 22 isim bu kitap için bir araya geldi.

Yıllarca unutulmayacak, dönüp dönüp okunacak "Aşık Oldum", sevgililer gününde sevdiğinize hislerinizi dile getirmenize yardımcı olacak anlamlı bir armağan...

Ps: İlk aşklarını anlatan yazarlar kısaca; Alper Akal, Aşkın Güngör, Ayla Çınaroğlu, Ayla Kutlu, Aytül Akal, Bilgin Adalı, Biray Üstüner, Çiğdem Gündeş, Fatih Erdoğan, Handan Derya, Mavisel Yener, Mehmet Atilla, Mehmet Güler, Mustafa Delioğlu, Muzaffer İzgü, Bilay Yılmaz, Nur İçözü, Saadet Ceylan, Seza Kutlar Aksoy, Y. Bekir Yurdakul, Yasemin Yener, Zeynep Aliye...

Veli'nin Trampeti...

2006 yılında Uluslararası Çocuk Kitapları Kurulu (IBBY) onur listesinde yer alan ve 2008 yılında Hans Christian Andersen Ödülü'ne aday gösterilen usta yazar Ayla Çınaroğlu'nun okul öncesi çocukları için hazırladığı Veli dizisi, yepyeni bir öykü ile kaldığı yerden devam ediyor. Adını merak ediyorsanız da eğer hemen söyleyeyim, Veli'nin Trampeti...

Veli ile kitapların renkli dünyasına adım atan minikler, bugüne dek pekçok şey öğrendiler ondan. Dostları minik kuş, sincap, Sarman ve Çomar'la birlikte kah kırmızı bir topun peşinden koştular, kah lezzetli bit kurabiyeyi paylaşmanın sevincini yaşadılar. Hayvanların, renklerin, ölçülerin, şekillerinde, mevsimlerin, doğanın, arkadaşlığın, paylaşmanın, sevginin kısacası hayat ile ilgili birçok şeyin önemini, değerini ve güzelliğini Veli gösterdi onlara. Göstermeye de devam edecek. Şimdi sıra sesler ve müzik kavramında...

Veli'nin çok sevdiği bir trampeti vardır. Günlerden bir gün bahçeye çıkıp, trampetini çalmaya başlar. Dom! Dom! Dom! Ama hep aynı ses. Sıkıcı değil mi? Veli'ye göre trampetin çıkardığı sese yeni sesler eklemek gereklidir. Peki ama nasıl? Boş bir şişe, bahçe kovası, bahçe kenarındaki çit, minik kuşun cıvıldaması, Sarman'ın miyavlaması, Çomar'ın havlaması bir araya gelirse nasıl bir orkestra olur dersiniz?

Şiirsel dili ve kendine has özel resimleme tekniğiyle hem gözlere hem de kulaklara hitap eden bir çalışma hazırlayan Ayla Çınaroğlu, bu kitabı ile yine minik okurlarının gözdesi olacak.

Güneş Arkasına Baktı...

Çocuk edebiyatına benzersiz bir üslup kazandıran Kemal Özer'in, bir daha hiç yaşanmayacak kadar güzel anılar biriktirdiğini söylediği çocukluk yıllarından ilham alarak yazıya döktüğü, tadı damağınızda kalacak sımsıcak yeni öyküsü an itibariyle işte karşınızda duruyor...

Kemal Özer'in çocuklar için yazdığı her öykü bambaşka diyarlara götürür okurlarını... Kah keyifli bir tren yolculuğuna, kah sinemanın büyülü dünyasına, kah renkli bir çiçek dürbününden çıkılacak rüya gibi bir yolculuğa...

Kemal Özer'in anlattığı öyküler o denli gerçektir ki okur kendini öykünün kahramanı yerine koymaktan bir türlü alamaz. Hayal dünyasına dalıp, gider...

Güneş Arkasına Baktı, Kemal Özer'in ailesindeki en baskın karakterlerden biri olan ve yazarın hayatına şekil vererek duruşunu ve direncini güçlendiren anneannesini ve onunla olan ilişkisini anlatıyor minik okurlarına...

Kemal Özer'in anneannesi o denli farklıdır ki kimselere benzemez. Hatta mahalledeki tüm çocuklar, onun torunu olduğu için Özer'i kıskanırlar bile...

Neden mi, tabii ki bu sıradışı anneannenin güçlü, mücadeleci, dirençli, becerikli ve sevimli hallerinden ötürü. Anlattığı herşey kulağa masal gibi gelen, pişirdiği böreklerin tadı mahalleden mahalleye dolaşan, elişlerindeki becerisi dillere destan olan bir anneanneyi kim sevmez ki...

Dirayeti, kendine güveni ve ileri görüşlülüğüyle Kemal ÖZer'in hayatında önemli bir rolü olan ve yazarı gelişim çağında oldukça etkileyen bu anneanne modeli, eminiz, tüm okurların hoşuna gidecek. Geleceğe bu denli umutla bakan, her karanlığın ardından mutlaka ışığın geleceğini savunan bir anneanneden daha iyi ne olabilir ki?

Güneş Arkasına Baktı
Yazan: Kemal Özer
Resimleyen: Reha Barış
+8 yaş
www.tudem.com.tr

Tudem Yayınları'ndan Yeni Bir Kitap: Koyasan...

Dünya çapında fenomen haline gelmiş 12 kitaplık "Ucubeler Sirki" serisinin ödüllü yazarı Darren Shan'dan çok özel bir korku kitabı: Koyasan...

Koyasan'ın yaşadığı köyde bir dere, derenin üzerinde bir köprü ve az ilerisinde de bir mezarlık bulunmaktadır. Çocuklar gün boyunca köprünün öte tarafında oyun oynarken, Koyasan köprüye bile yaklaşamamaktadır. Ta ki küçük kardeşi bir gün mezarlığa doğru koşup geri gelmeyene dek. İşte ne oluyorsa bundan sonra oluyor Koyasan'ın hayatında. Korkularıyla yüzleşerek mezarlığa doğru ilerlediğinde başına neler geleceğini hep birlikte göreceğiz.

PS: Bende bu kitabı henüz okumadım. Merakla okuyup, buradan tanıtımını sizlere yapmak için sabırsızlanıyorum...

Savaş Atı...

Hayvanlarla insanları birbirinden ayıran en temel özellik bilindiği üzere insanların ekstra konuşabilme ve düşünebilme yetisinin olmasıdır. En azından otoriteler tarafından kabul gören tanımlama bu yöndedir. Ancak biraz kurcaladığımızda bu kanıksanmış düşüncenin kişilere göre farklılık gösterdiğini rahatlıkla görürüz.

Peki siz hiç evinizde bir evcil hayvan beslediniz mi? İçmek için kendinize aldığınız bir bardak suyu, gözünüzün içine bakıp, ortak olmak isteyen bir canlıyla paylaştınız mı? Üzüldüğünüzde size mahzun gözlerle bakıp, yanınızdan ayrılmayan veya işten geliş saatinizde camda - balkonda yolunuzu gözleyen, evinize geldiğinizde ise üzerinize atlayıp sizi en derin sevgiyle yalayıp öpen bir köpeğiniz, kediniz oldu mu?

Veya kimbilir her gün sütünüzü sağmadan önce konuştuğunuz ineğiniz, yumurtasını sizin için hazırlayan bir tavuğunuz, kuzunuz, atınız oldu mu? Onlarla hiç konuşma şansınız oldu mu? Olduysa ne güzel, demek ki şanslı kişilerden birisiymişsiniz. Açıkçası bende o şanslı olanlar kategorisine giriyorum.

Zira daha bebekken gelip, şimdilerde kocaman bir adam olan, saf bir şekilde sevdiğim, büyük bir sadakat ve sevgiyle bana bağlı bir köpeğim, oğlum var…
Her canlının sevilmeye ve bunu görmeye ihtiyacı vardır. Siz küçücük bir sevgi verirsiniz, o ise size kocaman bir tutkuyla bağlanır. Bir de bakmışsınız en yakın arkadaşınız, sırdaşınız olmuş.

Bana bu satırları yazdıran aslına bakarsanız geçtiğimiz günlerde Tudem Yayınları’ndan Yaprak Hanımın göndermiş olduğu “Savaş Atı” isimli kitap oldu da diyebilirim.

Her ne kadar çok merak etsemde elimde bitirilmeyi bekleyen başka kitaplar olduğu için okuma eylemine ancak 3 gün sonra başlayabildim. Kıyısından köşesinden hikayenin içine girmek üzere sayfalarda gezinmeye başlamadan önce uzun uzun kapağına baktım. Okumayı düşünürseniz eğer sizde bu kapak tasarımı nasıl bir intiba bırakır bilemiyorum ama ben tek kelimeyle hayran oldum.

Hüzünlü ama bir o kadarda gururlu bir atın gözünden yansıyan askerler vardı, kapağın üzerinde… İsmi malum! Savaş Atı…

Kitabın sayfalarını özenle çevirmeye başladığımda şu notla karşılaştım. “Bu kitap, I. Dünya Savaşı’nda yaşanan fakat dile getirilemeyen o katliamları tıpkı kendilerine benzeyen insanlarla çatışan askerlerin gözünden anlatıyor.”

Bu cümle dahi kitabı merak etmem için yeterli birşeydi açıkçası. Usta öykücü Michael Morpurgo, I. Dünya Savaşı döneminde geçen, “Savaş Atı” isimli romanını Joey adlı bir atın ağzından kaleme alıyor.

Bir atın ağzından anlatılanlar karşısında yadırgamadan kanıksadığınız karakter Joey ile rahatlıkla empati yapabiliyorsunuz. Bu uzun ve tehlikeli yolculuk sırasında doğal olarak yol arkadaşınızda Joey oluyor. Gururlu, mağrur ve diğerlerinden farkını hemencecik gözler önüne seren Joey…

Altı aylık bile değilken annesinden koparılan ve hayvan pazarına götürülerek açık arttırmaya çıkarılan Joey, hayatın dikenli yollarına doğru ilk adımını atıyor ve sarhoş bir adama satılıyor. Niyeti bir buzağı almak olan adamın oğlu Albert, Joey’u görür görmez ona hayran kalıyor.

“Albert ve annesinin karanlığa doğru yürümelerini izledim. O an ömür boyu sürecek bir arkadaşlığın temellerinin atıldığını anlamıştım. Aramızda ansızın içgüdüsel bir güven ve sevgi bağı olmuştu. Aslında her atın çocuklara karşı içgüdüsel bir sevgisi vardır. Çünkü çocukların ses tonları daha yumuşaktır ve ufak tefek oldukları için tehlikeli görünmezler.” diyordu Joey kitabın bir bölümünde…

Soğuk uzun kışlar ve puslu yazlar birbirini kovalarken Albert ve Joey beraber büyüyerek asla unutulmayacak bir dostluk kurmuşlardı aslında farkında olmadan. Ta ki günlerden bir gün bankaya olan ipotek borcunu ödemek için paraya ihtiyacı olan Albert’ın babası, Joey’u 40 pound karşılığında İngiliz ordusuna satana kadar…
İşte Joey için hayatın acı dolu gerçeği de o andan itibaren başlıyor.

Çiftlik atından bir süvari atına dönüşen Joey, yeni tanıştığı ve uzun yıllar yol arkadaşı olacağı TopThorn ile cepheden cepheye koşarak herkesi kendisine hayran bırakıyor.

Yıllar süren savaş boyunca müttefik ve düşman kuvvetleri cephelerinde başına türlü türlü şeyler geliyor. Hatta bir ara esir bile düşüyor. Ancak herşeye rağmen mutlaka bir gün eski dostu Albert’a kavuşacağını ümit ediyor.

Ya Albert… O da en az kadim dostu kadar bunun hayaliyle yanıp tutuşuyor elbette. Sizce yolları kesişmiş midir yoksa kesişmemiş midir? Bu noktada kesişip, kesişmediğine dair herhangi bir ipucu vermeyeceğim ama kitaba dair şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Savaş Atı son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan birisiydi…

Merak edenler için kitaba dair küçük anektodlar…•

***** “Savaş Atı” gerçek boyutlu kukla atların kullanıldığı tiyatro oyunuyla, İngiltere’de 10 yıldır sahneleniyormuş…

***** I. Dünya Savaşı sırasında İngilitere’nin kırlıklarında panoramik bir manzarada çekilen sadakat, umut ve azmin öyküsünün anlatıldığı Savaş Atı, Steven Spielberg’inde gözünden kaçmamış olsa gerek ki beyazperdeye uyarlanmış. Gösterime girer girmez izleyeceğim çalışmalardan birisi…

Şimdiden merakla beklemeye başladım bile, sizde kaçırmayın derim :) Ama önce okuyun, sonra gidip izleyin…

SAVAŞ ATI
Yazar: Michael Morpurgo
Çeviren: Arif Cem Ünver
Tudem Yayınları