Kadıköy'deki Tiyatro Festivalini Kaçırmayın...

12:01 ebru altin 0 Comments

Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali, bu yıl 10. yılını kutluyor. Bu yıl da birbirinden profesyonel tiyatrocuların oynayacağı oyunlar, 1500 kişilik amfi tiyatroda izleyici ile buluşacak.

Her yıl Kadıköylülerin yaz akşamlarında sanatı doya doya yaşayabilmeleri için düzenlenen Tiyatro Festivali, bu yıl 30 Haziran - 18 Temmuz 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu'nun "Beni Unutma" isimli oyunu ile başlayacak olan festival, Volkan Severcan Tiyatrosu'nun "Canlı Yayın" isimli oyunu ile son bulacak.

Festivalde ayrıca Nazım Oyuncuları, gündeme dair göndermeleri olan "Barış... Barış... Barış" adlı oyunu sergileyecekler.

Festivalin vazgeçilmezi Genco Erkal ise, Dostlar Tiyatrosu'nun Aziz Nesin'dn uyarlanan "Nereye Gidiyoruz" oyununu sahneye koyacak.

Kadıköylülerin yoğun ilgi gösterdiği festival, 19 gün boyunca her akşam saat 21.00'de, farklı bir tiyatro oyunu ile ücretsiz olarak izleyici ile buluşacak.

Tarih: 30 Haziran - 18 Temmuz 2012
Saat: 21.00
Yer: Selamiçeşme Özgürlük Parkı

0 yorum :

Ne Duruyorsun, Sen de Katıl: İşte Yeni Yarışmamız...

14:05 ebru altin 7 Comments

Hatırlayacağınız üzere geçtiğimiz günlerde sizlere Diana Cooper'ın yazmış olduğu üçlemenin ilkini oluşturan Taşların Sessizliği isimli spritüel bir kitaptan bahsetmiştim.

Şimdi ise sizlere şunu sormak istiyorum. Bugün kendinizi Diana Cooper'ın kaleme aldığı serinin ikinci kitabını kazanacak kadar şanslı hissediyor musunuz?

Cevabınız bugün ve bunu takip eden 7 günlük dilim içerisinde evet ise hiç durmayın ve aşağıda yer alan sorumuzu cevaplandırdıktan sonra diğer detayları da yeri getirdiğinizden emin olarak çekilişimize katılın.

Çekilişe katılım hakkını kazanabilmeniz için yapmanız gerekenler...
1. Yarışma sorumuzu doğru cevaplandırmanız...

2. Sosyal medyada Maya Kitap'ı beğenmeniz

https://twitter.com/#!/mayakitap

https://www.facebook.com/mayakitap

3. İzlenimlerin Derinligi'ni hala izlemeye almadıysanız tık tık yapmak suretiyle izlemeye almanız ve kendi sayfalarınızda sözkonusu yarışmamızdan çevrenizdeki insanları haberdar etmeniz...

Yapmanız gerekenler sadece yukarıdakilerden ibaret. 6 Temmuz Cuma günü saat 22.00'ye kadar yarışmamıza doğru yanıt verenler arasından yapacağım çekiliş doğrultusunda şanslı 2 kişiye serinin ikinci kitabı niteliğindeki Güç Şifreleri'ni hediye edeceğiz.

Sizlerden ricam yarışmaya katılım koşullarını yerine getirdikten sonra adınızı soyadınızı ve size ulaşabileceğim e-mail adreslerinize özellikle yer vermeyi unutmamanız. O halde gelsin sorumuz, hepinize şimdiden bol şanslar...

İşte sorunuz...

Diana Cooper'ın yazmış olduğu Güç Şifreleri, ülkemizde hangi yayınevi tarafından yayınlanıyor?





7 yorum :

Talihlimiz Kim Olmuş, Okuyalım - Öğrenelim :))

13:36 ebru altin 4 Comments

Ayın 29'u olmuş, hiçbiriniz yahuu noldu bu çekilişin sonucu, meraktan öldük, bittik demiyorsunuz. Ee alacağınız olsunn emii :))

Malum geride bıraktığımız bu 10 günlük dilim içerisinde çekilişe koyduğumuz kitap, çok satanlar listesinde uzun süre ilk sıralarda yer alan, isminden ötürü de oldukça ilgi çeken kitaplardan birisi olan P*ştoloji'ydi...

Yaklaşık 25 ilgili katılımcı arasında, random.org aracılığıyla yapmış olduğum çekilişte günün talihlisi sevgili Gülin Özgür oldu.

Gülincim kitabını en kısa zamanda kargoya verip, göndereceğim. Umarım keyif alarak okuyacağın kitaplardan birisi olur.
            

4 yorum :

Saatleri Ayarlama Enstitüsü...

16:53 ebru altin 4 Comments

“Sahibinin en mahrem dostu olan, bileğinde nabzının atışına arkadaşlık eden, göğsünün üstünde bütün heyecanını paylaşan, hülasa onun hararetiyle ısınan ve onu uzviyetinde benimseyen, yahut masasının üstünde, gün dediğimiz zaman bütününü onunla beraber bütün olup bittisiyle yaşayan saat, ister istemez sahibine temessül eder, onun gibi yaşamaya ve düşünmeye alışır.”

Tahmin edileceği üzere bu sözler maalesef ki bana ait değil. Maalesef diyorum çünkü gerek kadın olsun, gerekse de erkek hepimizin vazgeçilmez aksesuarlarının başını çeken saat için böylesi bir tanımlamayı, açık konuşmam gerekirse eğer bu denli başarılı ve etkileyici bir şekilde ben yapamazdım.

Çoğu kişinin bildiği üzere Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 1961 yılında kaleme aldığı Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Türk insanının doğu ve batı arasında bocalamasını irdeleyen bir başucu romanı niteliğindeki eserlerden birisi kıvamındadır…

Küçük yaşta, bir saatçinin yanına çırak olarak giren Hayri İrdal, zamanla saatlere karşı özel bir ilgi duyar ve br süre sonra saatlerle kafayı bozup, bütün yorumlarını saatlere göre yapmaya başlar. Birinci Dünya Savaşı sırasında askere gider ve dört yıl sonra tekrardan evine, İstanbul’a geri döner.

Abdüsselam Efendi’nin kızı Zehra’yla bir evlilik yapar yapmasına ama kısa bir süre sonra eşini kaybeder. İspiritizma Cemiyeti’ne gidip gelirken orada ikinci karısı Pakize ile tanışıp, evlenir.

Borç almak için gittiği bir arkadaşı onunla Halit Ayarcı’yı tanıştırır ve bu andan itibaren hayatı değişen Hayri İrdal, hayatı boyunca ona minnet duymaya başlar.

Halit Ayarcı, Hayri İrdal’ın parasızlığına çözüm olsun diye Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı bir kurum oluşturur ve başına da Hayri İrdal’ı getirir.

Maddi anlamda artık sorunu kalmayan Hayri İrdal, bazen Enstitü’nün ne işe yaradığını merak edip sorgulasa da keyfine diyecek yoktur. Ancak bu keyif sadece Hayri beye mahsus değildir. Bu keyfe ortak olanlar arasında Hayri beyin karısı ve baldızları da dahil olmuştur. Bir anda etrafında bir sürü eş, dort, akraba belirmiştir.

Her ne kadar bu bolluk eşinin kendisini Halit Ayarcı ile aldatmasına yol açsa da bunun farkına varamayacak kadar da saftır. Karısı doğan kızının adını Halit Ayarcı’nın adını devam ettirmesi için Halide koyduğu halde bu aldatmanın farkına dahi varamaz. Arada bir Halit Ayarcı’yı sevdikleri için kızlarının büyüdükçe ona benzediğini söyler.

Gel zaman git zaman sonra Amerika’dan gelen bir ekip, Enstitü’nün işlevinin kalmadığını ve kapanmasının daha doğru olacağını bildiren bir rapor hazırlayarak bildirimde bulunur.

Enstitü kapatılacakken Halit Ayarcı devreye girer ve kapanmasına enger olur. Onca insanın işinden olmaması için bir çare bulmak lazımdır. Acaba nasıl bir çare düşünmüşlerdir?

Büyük Ümitler, Küçük Hakikatler, Sabaha Doğru ve Her Mevsimin Bir Sonu vardır şekilde dört bölümden oluşan Saatleri Ayarlama Enstitüsü, II. Abdülhamit döneminde geçen, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde de yaşayan Hayri İrdal’ın anıları şeklinde kurgulanan başarılı kitaplardan birisidir.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Dergah Yayınları'ndan yayımlanan bu eşsiz yapıtını hala okumadıysanız eğer emin olun çok şey kaçırıyorsunuz...



4 yorum :

Salai'nin Yumurtası...

23:34 ebru altin 3 Comments


Geçen yazdan bu yana Leonardo da Vinci’nın bir şekilde kıyısında köşesinde yer aldığı kitapları açıkçası elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Kimisine hemen denk geliyorum, kimisine ise tamamen tesadüf eseri…

Nitekim geçtiğimiz günlerde bir solukta okuduğum Salai’nin Yumurtası’da tesadüf eseri denk geldiklerimdendi. Vatan Gazetesi’nin beğenerek okuduğum kitap ekinde bu kitaba denk gelmiş ve soluğu bu kitabın peşinde kendimi koştururken almıştım.

Malum yarı tarihi öykülerin en popüler kahramanıdır Leonardo da Vinci… Ezoterik inanç sisteminden tutun da, üstün zekasıyla tasarladığı ve sırrı hala çözülemeyen resimlerine kadar türlü türlü edebiyat üstadlarının hikayelerinde yer bulmuştur.

Kitapları Avrupa çapında ses getiren ve yazdıkları nedeniyle Vatika’nın tepkisini çekerek, İtalya’da yayımlanamayan eserlerin sahibi olan karı kocayı, yani Rita Monaldi ve Francesco Sorti’ye Salai’nin Yumurtaları’nda ne yalan söyleyeyim bir kez daha hayran kaldım.

Bu müthiş ikili son derece eğlenceli bir tarihi polisiye kurgu içinde kaleme aldığı Salai’nin Yumurtası’nda, okuru Roma sokaklarında gizli bilgiler içeren bir kitabın peşinden sürüklüyor.

Babalığı ve ustası Leonardo da Vinci tarafından Amerika’nın keşfine dair bir kitabı bulmakla görevlendirilen Salai, farkına varmadan Roma’da büyük bir komplonun tam ortasına düşer.

Cebinde yüklü miktarda para ve üzerinde güzel kıyafetlerle Roma sokaklarını dolaşırken, Yenidünya’yı keşfedenin Amerika Vespucci olmadığını öğrenir. Üstelik kıtanın gerçek kaşifi Kristof Kolomb, Papa VIII. Innocentius’un herkesten gizlediği oğludur.

Bu sırra ortak olan Salai çenesini tutmasını bilmeyen, kaba saba, kadın düşkünü, cahil bir köylüdür. Ustasının istediği kitabı ele geçirebilmek adına boyundan büyük kurnazlıklara başvurur. Papalık jurnalcileri, Alsaslı kilise karşıtları, kıskanç, zengin kocalar ve Romalı düzenbazların işin içine girmesiyle de kendisini Floransa zindanlarında bulur.

Gerçek tarihsel kişiliklerle donattıkları romanda, yazarlar okuru bilinmezlerle dolu bir keşif yolculuğuna ortak ediyorlar.

Salai’nin bu eşsiz macerasına ortak olup, Roma’nın tozlu sokaklarında dolaşmayı arzu ederseniz, döneminin dilini akıcı bir üslupla okura aktaran bu müthiş ikilinin kaleminden çıkan ve Kırmızı Kedi Yayınları tarafından yayımlanan Salai’nin Yumurtası’nın kesinlikle kaçırmayın derim…

3 yorum :

Balayında Ölüm...

19:12 ebru altin 4 Comments

Ege ve Akdeniz kıyılarına erkenden gelip yerleşen sıcak hava dalgası, üst kesimlerde malum daha yeni yeni kendini göstermeye başladı. Durum böyle olunca da baharın tadını doğru düzgün çıkaramayan bizler, birdenbire kendimizi Haziran ayının sıcaklarına kapılmış, gider bulduk.

Eh mevsimlerden de yaz olunca hele, çoktan hülyalara dalar olduk. Programlarımızı ve rotamızı da belirlediğimize göre bundan sonrasında yapılacak bütün iş, bavulumuzun içine girecek yazlık kitaplarımızı seçmeye kaldı.

Hem okurken beni çok fazla yormayacak, hem de çetrefilli ilişkiler silsilesi içerisinde olmayacak bir kitap arıyorum diyorsanız eğer müjde… Aradığınız tüm kriterleri bünyesinde barındıran bir kitap biliyorum çünkü…

Jaden Skye ismini açıkçası kitabı elime alana kadar hiç duymamıştım. Kimdir, nedir, ne türde kitaplar yazara dair en küçük bir fikrim dahi yokken, yayınevi sahibinin “Bu yaza damgasını vuracak bir kitap olacak.

Temmuz ayı gibi de serinin ikincisi çıkacak, bilginiz olsun.” sözleriyle kendimi kitabı kucaklayıp, eve götürürken buldum.

İyi ki o sözlerin çekim alanına kapılmışım. Zira kitabın 3 saatlik süre içerisinde nasıl bittiğini dahi anlamadım. Kurgusuna, yazım diline hayran oldum. Bu noktada böyle bir yazarı nasıl atlamışım ben diye hayıflandığımı belirtmeme gerek yoktur umarım…

Agatha Christie’nin yolunda emin adımlarla giden ve Amerika’da çok satanlar listesinde uzunca süre kendisine yer bulan kitap, yukarıda da belirtmiş olduğum gibi Jaden Skye imzalı…

Orijinal adıyla Death By Honeymoon olarak bilinen ve Burak Tugan imzasıyla Türkçe’ye çevrilen “Balayında Ölüm”, Tramvay Yayın Grubu tarafından yayımlanarak, raflardaki yerini alan romantik – gerilim türündeki çalışmalardan birisi niteliğinde…

Her zaman gizemden, garip ölümlerden, yalanlardan, aldanmalardan ve gerçeğin üstün gelen gücünden beslenip, kendini geliştiren yazarı, Balayında Ölüm kitabında da yine bu olayların üzerine giderken görüyoruz.

Her ne kadar kitap ana karakterler Cindy ve Clint üzerine kurulmuş olsa da hikaye balayında eşini kaybeden kadın karakter Cindy üzerinden ilerliyor.

Cindy ve Clint, balaylarını geçirmek üzere Barbados’un en tehlikeli sularının hüküm sürdüğü batı tarafını kendilerine seçip, bir otele yerleşirler. Clint’in ailesinin yoğun baskı ve engellemelerine rağmen çift, birlikte çok güzel zaman geçiriyordur. Ancak balaylarının 2. günü onları kötü bir sürpriz bekler.

Sörf tutkusuyla bilinen Clint, Cindy’in rahatsızlanması üzerine 2 saat sonra kumsalda buluşmak üzere sözleşerek, tek başına sörf yapmaya gider. Cindy’nin uyuyakalıp da, sözleştikleri saatte kumsala inmemesiyle birlikte ise işler adeta sarpa sarar.

Cindy kumsala indiğinde herşey için artık çok geçtir. Çünkü Clint’in denizdeki board’u dışında kendisine ait hiçbir belirti yoktur. Uzunca arayışlar sonrasında genç adamın cesedi yakınlarda bir yerdeki kıyıya vurur.

Yerel polisler tarafından ölüm tutanakları birdenbire gelişen Med – Cezir’den dolayı boğularak öldüğü yönündedir. Ama ne var ki o gün deniz, Med – Cezir etkisi yapamayacak kadar sakin ve adeta çarşaf kadar güzeldir.

Bir gazetede olay araştırmacısı olarak çalışan Cindy, bunun sıradan bir boğulmadan ziyade cinayet olduğundan artık sonuna kadar emindir. İşaretleri takip ettikçe başta kendisi olmak üzere çevresindeki herkes zarar görmeye başlar.

Tehditler ve yüksek meblağlarla susturulmaya çalışsa da kesinlikle yılmaz ve herşeye rağmen olayların üzerine gitmeye devam eder. Bütün bunları çözebilmesi için artık tek bir çaresi kalmıştır. Tüm acılarına rağmen Barbados’a tekrardan gitmek…

Genç ve güzel bir kadının, aşkına olan bağlılığını, keskin zekası ve önsezileriyle ispatlama aşamasında karşısına çıkan her türlü zorlukla nasıl mücadele ettiğine şahit olmak istiyorsanız, Balayında Ölüm kaçırılmaması gereken kitaplardan birisi niteliğinde

Balayında Ölüm kitabıyla birlikte yeni bir maceraya doğru yelken açıp, yazın tadını çıkartmanız dileğiyle, iyi okumalar…

4 yorum :

Haftanın Çekilişi: P*ŞTOLOJİ...

19:12 ebru altin 29 Comments

İstediğini elde etmesini ve kolayca paçayı kurtarmasını bilme sanatı olarak bilinen P*ŞTOLOJİ ile ilgili detayları merak ediyorsanız eğer bu fırsatı kaçırmayın derim.

Zira bu hafta şanslı bir kişinin kitaplığına gidecek olan kitabımız, tam da bu konuya parmak basıyor.

Bu kitabın sahibi mi olmak istiyorsunuz? O halde yapacaklarınız çok basit...

Öncelikle Matrax Kitap'ı sosyal medyada takibe alıyorsunuz.

Blogu hala takibe almadıysanız, takibe alıyorsunuz...

Son olarak adınızı ve size ulaşabileceğim e-mail adresinizi 28 Haziran Perşembe gününe kadar yazıp, çekilişe katılıyorsunuz. Hepsi bu kadar :)

Hepinize şimdiden bol şans...

29 yorum :

Prometheus...

22:43 ebru altin 8 Comments

Ridley Scott'ın adını Prometheus'la duyduğumdan bu yana büyük bir merakla filmin vizyona girmesini bekliyordum. Ha bugün ha yarın derken de onca yoğunluk ve koşuşturmacanın arasında kendimi arkadaşımın eşliğinde sinemaya atıverdim. Alien ile bir janrı yeniden yaratan ve bilimkurgu ile korkuyu mükemmel bir biçimde birleştiren ünlü yönetmen Ridley Scott, malum zamanımızın ve janrının en önemli filmlerinden olarak kabul gören Blade Runner'ı yapmıştı.
Son filmi Prometheus'da da aksiyon, gerilim, korku ve daha birçok türü harmanlayarak ortaya şahaser kıvamında bir çalışma koydu. Yunan mitolojisinin en şanlı titanı olan Prometheus etkisinden yeni Solaris yaratma amacıyla yola çıkan film, yaratık fenomenine doğru, bizlere adeta güncel bir ön bölüm önerisi sunuyor gibi...

Filmde, çığır açarak yeni bir mitoloji yaratan Scott, insan ırkının dünya üzerindeki köklerini araştıran bir ekibin hikayesini anlatıyor.

İnsan ırkının dünya üzerindeki köklerini araştıran bilimadamları, çeşitli antik çağ uygarlıklarının kalıntılarından elde edilen verilerin ortak bir hedefi işaret ettiğinden artık emindirler. İki genç doktorun başı çektiği bilimsel bir ekibin de içinde yer aldığı Prometheus adlı uzay gemisi, evrenin derinliklerindeki bizimkine benzer bir güneş sistemine doğru yola çıkarlar.

Nitekim insanoğlu, çeşitli kazılarda ve mağaraların dibinde tarih boyunca yapılagelmiş resimlerde ortak bir yan keşfetmiştir. Dev bir tanrıya tapan ve bunu yaparken de yıldızları işaret eden insan figürleri. Kaldı ki en son 2089 yılında İrlanda'da bir mağarada benzer resimler bulunur. Hem de tam 3 bin 500 yıllık...

Atalarımızın uzayda bir yerlerde olduğuna hükmeden bir devlet, büyük bir şirketin sponsorluğunda uzaya bir gemi ve yeterince de uzman yollar. Buldukları ise bir tür uzay üssündeki dev yaratıkların milyonlarca yıl ötesinden gelen cesetleridir.

Doğrusunu söylemek gerekirse eğer yapımın kalitesine ve etkinliğine doğrudan katkı yapan, her biri birer sanat şaheseri mertebesindeki H.R. Giger tasarımları, tek kelimeyle şapka çıkartılacak türden...
Gerek Vickers'ın Fifth Avenue'daki lüks bir daireye benzeyen yaşam alanı, fazoili piyano, swarovski avize ve her türlü tıbbi soruna robotic müdahale yapabilen - ki buna ameliyatta dahil - yüksek teknolojili bir medikal ünite de film boyunca gördüğümüz nice güzelliklerden sadece birkaçı...

Ejderha Dövmeli Kız'dan tanıdığımız güzel oyuncu Noomi Rapace ve oynadığı birçok filmle başarısından söz ettiren yakışıklı oyuncu Michael Fassbender'in başrolü paylaştığı filmde Charlize Theron, Guy Pearce ve Idris Elba'da performanslarıyla göz dolduran oyunculardan...

Gladyatör, Alien, Cennetin Krallığı, Robin Hood gibi unutulmaz filmlerin yönetmeni Ridley Scott'un en büyük projesi olan Prometheus'da, efsanevi yapımcı ve yönetmen Blade Runner'dan bu yana ilk bilim kurgusuyla yeniden karşımızda...

Prometheus'un, bilimkurgu sevenler için son yıllarda gelen en iyi filmlerden birisi olduğunu söylemeye gerek yok sanırım, hala filmi izlemediyseniz mutlaka fırsat yaratıp izleyin derim. Emin olun pişman olmayacaksınız...

8 yorum :

Süper Gazeteciler...

20:17 ebru altin 1 Comments

Gençlerin büyük beğeniyle okuduğu Süper Gazeteciler serisi, Erinç Kaan tarafından yenilenen resimleri ve kapak tasarımları ile okurlarına yepyeni bir "Süper Gazete" deneyimi sunuyor.

Son on yılın en çok okunan gençlik romanlarından biri olan Süper Gazeteciler serisi, yedinci sınıfa giden dört arkadaşın kendi çabalarıyla hazırlayıp dağıttıkları "Süper Gazete" üzerine çalışırken karşılaştıkları serüvenler üzerine kurulu heyecan dolu bir maceraya açıyor kapılarını.

Kitaba hayat veren dört gencin arkadaş ilişkileri, okul ve aile yaşantıları ile ergenlik sorunlarının büyük bir içtenlikle aktarıldığı serinin sürükleyici dili ve heyecanlı öyküsü, okurlarını daha ilk sayfalarda serüvene katmayı başarıyor.

İlk kitapta, Evren ve Yener, "Süper Gazete"ye renk katmak için röportaj konusu aramakla meşgulken, gazetede çalışmak için ısrarda bulunan Elif ve Selin'i atlatabilecekler mi dersiniz? Karışık bir bulmacaya dönüşen bu garip maceranın en büyük merak konusu ise kaçırılan kişinin kimliği oluyor. Peki, böylesi bir durumla karşı karşıyayken polise nasıl bir geri bildirimde bulunmayı önerirdiniz?

Süper Gazeteciler
Yazan: Aytül Akal
http://www.tudem.com/
(+10 yaş)

1 yorum :

"Bırak Dağınık Kalsın" Bakın Kimin Oldu :))

00:38 ebru altin 2 Comments

Sesimi duyan var mı? Yoksa yok mu yahu...
Aman yapmayın, etmeyin sakın. Ehh bugün cumartesi. Bu da dolayısıyla klasik bir çekiliş gününe ve şanslı bir kişinin belirlenmesi anlamına geliyor malum...

Sonuç itibariyle CarpeDiem Kitap ile ortaklaşa yürütmüş olduğumuz "Bırak Dağınık Kalsın" isimli kitabı kazanan arkadaşımız sevgili Sultan Kocaer oldu.


Kendisini şimdiden tebrik eder, kitabını kendisine gönderebilmem için iletişim bilgilerini ebrualtin@gmail.com adresine göndermesini rica ederim. Keyifle okumanız dileklerimle...

NOT: İzlenimlerin Derinliğine desteklerini esirgemeyen CarpeDiem Kitap'tan sevgili Anıl Hanım'a ilgi ve sıcak üslubundan dolayı çok ama çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız :)

2 yorum :

2. Minik Duyuru

11:59 ebru altin 2 Comments

Yazımın başlığında kullanmış olduğum gibi sizlere geçtiğimiz yarışmaya dair küçük bir değişikliği belirtmek amacıyla minik bir duyuru yapmak istiyorum arkadaşlar. Bildiğiniz gibi Maya Kitap'ın destekleriyle geçtiğimiz hafta cumartesi günü bir yarışmamızı daha sonuçlandırmış ve kazanan arkadaşlarımızı buradan açıklamıştım.

Bildiğiniz gibi kazanan arkadaşlarımız Beyaz Kitaplık ve Bidolukitap olmuştu. Ancak Bidolukitap'ın sahibesi sevgili Zehra'ya 2 mail, bloguna da 1 adet mesaj bırakmış olmama rağmen geri dönüş yapılmamış olmasından dolayı bidolukitap'ın yerine yedeklerde olan başka bir arkadaşımızı devreye sokmuştum. O arkadaşımızın da maillerini check edip, geri dönüş yapmamasından dolayı yedeklerdeki ikinci arkadaşımızı belirlemiş bulunmaktayım. Bu durumda yedekler listesinden 2. yedek talihli kişi sevgili Uğur Güneş olmuştur.

Sizlerden ricam katıldığınız yarışmalarda hakkınızın yanmaması için çekilişin açıklanacağı tarihleri takip edip, sürekli kontrol ettiğiniz iletişim adreslerinizi vermeniz yönündedir. Vakit ayırıp buraya kadar okuduğunuz için hepinize teşekkür ederim.

Taşların Sessizliği isimli kitabı 2. yedeklerden kazanan arkadaşımız Uğur Güneş olmuştur. Kendisini tebrik eder, iletişim bilgilerini ebrualtin@gmail.com adresine göndermesini rica ederim.

Hepinize keyifli ve mutlu bir gün dileklerimle...

2 yorum :

Güç Şifreleri...

20:39 ebru altin 0 Comments

Diana Cooper'ın sürükleyici ve yüksek tempolu macera romanı Güç Şifreleri, hepimiz için çok önemli spritüel bir mesaj taşıyor.

Ezoterik dönemlere ait, Atlantis'ten gelen parşömenin bilgileri eşliğinde Marcus, Joanna ve Helen'i Avustralya'da nefes kesici maceralar bekler.

Parşömenin bahsettiği Güç Şifreleri'ni keşfetmeye çalışırken tehlike, heyecan ve büyük zorluklarla karşılaşırlar.

Aslında Güç Şifreleri, evrenin özünün insanlığa açıklanmasının ilk adımıdır. Karşılacakları tehlikenin ciddiyetinin ise işte o zaman farkına varırlar.

Güç Şifreleri, evrenin iyiliği için spiritüel öğretilerle birlikte, Aborjin kültürününde erdem ve bilgeliğini eski Lemuria medeniyetinin bilgileriyle harmanlıyor.

Cooper, Taşların Sessizliği'nde olduğu gibi bu romanında da okurlarını spiritüel bir yolculuğa çıkarıyor. Güç Şifreleri, Diana Cooper'ın spiritüel roman serisinin ikinci kitabıdır.

0 yorum :

Korsan Okulu Serisi...

16:38 ebru altin 2 Comments

Önümüzdeki birkaç gün içerisinde malum karneler alınacak ve çocuklar uzun bir yaz tatili sürecinin tadını çıkarmaya başlayacaklar.

Kimi tatile gidecek, kimi bisikletiyle dolaşacak, kimi de yaz okullarının yolunu tutup, çeşitli aktivitelere katılacaklar. Kısacası yoğun eğitim süreci içerisinde fırsat bulamadıkları sosyalleşme olgusunun tadını çıkaracaklar.

Tabii bu aşamada zaman buldukça kah renkli, resimli hikayelerin arasında kaybolacak, kah uzunca maceralara doğru yelken açacaklar.

Hangisini tercih ederlerse artık. Aslında geçtiğimiz günlerde tam da sizin afacanlara hitap edecek bir kitap serisi geçti elime... Hele de denizciliğe meraklı yanları da varsa hani, değmeyin keyiflerine misali...

Çocuklar ve gençler için yazdığı kitaplarla ünlenmiş Amerikalı yazar Brian James tarafından kaleme alınan bu seri, Burak Tugan aracılığıyla dilimize uyarlanarak, Tramvay Yayıncılık'tan küçük okurlarına seslenmek üzere raflardaki yerini almış.

Bir korsan gemisinde, birbirinden farklı karakterlere sahip öğrencilerin olduğu bir okul düşünün. Adı her ne kadar korsan olsa da, hemen hepsi iyi birer denizci olabilmenin peşinde koşan küçümenlerdir oysa...

Hikaye boyunca, Deniz Faresi isimli gemide gelişen maceraları, korsan çocuk Pete'ın ağzından büyük bir heyecan içerisinde okuruz. Aslında Pete, daha dokuz yaşında olmasına rağmen kendi deyimiyle dokuz yıl dokuz ay boyunca korsan gemilerinde yaşamış ve korsancılık hakkında herşeyi bilen birisidir.

Peki ya diğer çocuklar? Aaron, Vicky, Inna, Gary... Tabii bir de korsan Clegg... Zira Clegg geminin en yaşlısı ve korsan çocukların da akıl hocasıdır ki çocukların başı ne zaman sıkışsa ona danışmakta bulurlar çareyi...

Bu durum karşısında Clegg ne mi yapar? Elbette her zaman onlara korsancılıkla ilgili hikayeler anlatır.

Tabii bu küçük korsanların dışında geminin olmazsa olmazı Çürük Diş'i de unutmamak lazım. Zira kendisi görüntüsü ve pis kokusu itibariyle zaten unutulacak bir karakterimiz de değildir hani :)

Yayınlandığı her ülkede ilgiyle karşılanan Korsan Okulu, "Yılan Adasının Laneti", "Eyvah Hayalet Gemi Pruvamızda", "Açık Denizde Saldırı", "Casuslar Limanı", "Mürettebat Hastalanıyor", "Korsan Kampı" ve "Batık Gemi Geçidi" olmak üzere toplam 7 kitaptan oluşuyor.

İşte bu yedi kitaplık seri; eğlenceyi ve macerayı harmanlayarak komik bir dille anlatmaktan da kusur kalmıyor. Kaldı ki her maceranın sonunda öğrenilecek, alınacak bir ders illa ki oluyor, benden söylemesi...

Eğer siz de maaile denizi seviyorsanız ve bu korsan okulunda da neler oluyormuş böyle diyorsanız, uzun ve heyecanlı maceraya şimdiden hazır olun derim.




2 yorum :

Balıklar Tiyatroda...

19:00 ebru altin 0 Comments

Ödüllü şair - yazar Mehmet Atilla, kaleme aldığı birbirinden güzel romanların ardından, buram buram yaz kokan sevimli bir öykü kitabıyla küçük okurlarını selamlıyor.

Balıklar Tiyatro'da, Ağustos ayının tam ortasında, güneşin pırıl pırıl parladığı bir yaz gününe götürüyor bizleri. Üstelik yaz tatilinin keyfini çıkaran Serap, Erkan ve Tuğrul eşliğinde...

Aynı sitede oturan bu üç kafadar son dört gündür tüm boş zamanlarını balık avlamakla geçiriyor. Aslında Serap'ın bu işe pek gönlü olmasa da, her seferinde kendini Erkan ve Tuğrul'un peşine takılmış bir şekilde buluyor.

Hava sıcak, ortalarda kimsecikler yok. Yaşıtları denizin, güneşin tadını çıkaradursun bizim acemiler balıkçılık hevesinde!

Balık avlamanın püf noktalarını yazan bir kitapla ve eşten dosttan aldıkları birkaç tavsiyeyle çıktıkları bu yolda, her seferinde hezimete uğradıklarını söylememiz sizin hiç de şaşırtıcı olmaz herhalde! Öyle kitapla, nasihatle balık tutulur mu hiç!

Tecrübe gerekir, tecrübe... Ne olursa olsun, bu işe en çok sevinenler ise kuşkusuz oltadaki yemlerin tadına bir türlü doymak bilmeyen kurnaz balıklar oluyor.

Yine bir av günü, kasaba merkezinden epeyce uzaktaki bir köşede yer alan Taş İskele'de, balıkların peşine düşen dostlarımızın karşısına birkaç gizemli adam çıkıveriyor. Üç arkadaş, adamların asıl niyetlerini tam olarak kestiremeseler de, rahatsızlık duyuyorlar bu anlamsız karşılaşmalardan.

Balık yakalayamamanın getirdiği buruklupa bir de bu adamların yarattığı gerilim dolu münakaşanın yansımaları eklenince işler bir anda sarpa sarıyor. Serap, Erkan ve Tuğrul'un karşısına çıkan bu garip adamlar kim olabilir dersiniz? Peki, denizden yüzerek gelen gizemli bir kadının bu adamları nereden tanıdığı hakkında fikri olan var mı aranızda?

Denizdeki balıkların bile gülerek izledikleri tesadüflerle dolu ilginç bir oyuna hazır olun!

0 yorum :

4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün...

18:41 ebru altin 3 Comments

Komünist rejim baskısının hüküm sürdüğü 1980'lerin Romanya'sında küçük bir kasaba… Olayın kahramanları ise son komünist lider Çavuşesku'nun döneminde, illegal yollardan kürtaj gerçeğiyle yüzyüze gelen Otilia ve Gabita isimli iki üniversite öğrencisi…
Her ne kadar filmin hikayesi bize bir ülkenin karanlık dönemlerinden genel bir tükenişin portresini çiziyor gibi gözükse de aslında bu tükeniş içerisinde ayakta kalmaya çalışan iki genç kızın, özellikle de Otilia'nın yaşadıklarına ortak ediyor.
Romanya'da yaşanan komünizmin son yıllarında hamile kalan Gabita, yakın arkadaşı konumunda bulunan Otilia'dan yasadışı yollardan olacağı kürtaj konusunda kendisine yardımcı olmasını ister. Otilia'nın olaya olumlu yaklaşmasıyla birlikte büyük bir koşuşturmaca ve korkulu bir macera start almış olur.

İlk aşamada hemen herşey kolay ve yolunda gibi gözükmüş olsa da, zorlukların devreye girmesi otel odasının kiralanmasıyla birlikte başlar. Soğuk ve diktatör resepsiyon görevlilerinin şüpheli bakışları ve ayaküstü yaptıkları sorgulamalardan bir şekilde nasibini alan Otilia, renginin anlaşılmadığı yalanlar eşliğinde odayı fiyatına bakmaksızın kiralamayı başarır ancak kendisine düşen görev elbette ki yalnızca bununla sınırlı kalmaz.
Otilia'nın kiraladığı otel odasından sonraki ikinci durağı ise kürtaj olayını gerçekleştirecek Bay Bebe ile iletişime geçmek şeklinde olur. Duyarsız, soğuk ve ucuzluğu tamamen gerçekçi boyutlarda işlenen Bay Bebe, iki yakın arkadaşın başına çok geçmeden psikopat kesilerek ahlaki boyutlarda söylemlerde bulunmaya çalışır, ancak yapacağı işten alacağı paranın bedelini daha önceki yalanlardan yola çıkarak yükseltmeyi de ihmal etmez.
Tabii böylesi bir macerada faturayı sırtlanan ise, bütün film boyunca oradan oraya, ürkek bir koşuşturmaca içerisinde olan Otilia olur.

Meselenin gerçek muhatabı olmasına karşın özgüveni az kişiliğiyle türlü yalanlara sığınmaya çalışarak üzerindeki yükü taşımaktan kaçınan Gabita'ya karşı fedakarlığın her türlüsünü endişe dolu gözlerle sorunsuz bir şekilde yerine getirmeye çalışan Otilia, kısa sürede dönemin yarattığı sistemin acısını hem ruhunda hem de bedeninde hisseden kişi konumunda olup çıkar.

Her ne kadar filmin ilk yarım saatinde olay döngüsü pek idrak edilemese de otel sahneleriyle birlikte olayın gerçek yüzü yönetmenin yaptığı usta manevralarla birlikte gün yüzüne çıkmış oluyor.

Başrollerinde Anamaria Marinca ve Laura Vasiliu'nun bulunduğu, komünist rejimin ve Çavuşesku iktidarının son yıllarında geçen “4 Ay 3 Hafta 2 Gün”, Cristian Mungiu'nun ikinci uzun metrajı niteliğinde.

4 Ay 3 Hafta 2 Gün filmiyle Altın Palmiye kazanan Romanya sineması, insanın değersizliği ve bireyin bencilliğini Mungiu'nun mükemmel performansıyla gözler önüne sererken, Romanya sinemasının da Rönesans devrini yaşadığını bir kez daha izleyicilere göstermiş oluyor.

PS: Hükümet yetkilileri tarafından kürtaj konusunda akıl almaz açıklamaların yapılıp, yasaklanmaya çalışıldığı şu günlerde 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün filmini birçok insanın izlemesi gerektiğini düşünüyorum. Büyük bir yanlışa  sebebiyet vermemek için izleyin ve etrafınızdaki insanlara izletin derim.

3 yorum :

Yeni Kitap Çekilişimize Buyurmaz mısınız?

23:25 ebru altin 22 Comments

Az önce tanıtım yazısını yazdığım Bırak Dağınık Kalsın isimli kitabı eminim ki birçoğunuz merak etmiştir. Özellikle merak edenler için güzel bir haber vermek istiyorum. Ah bu kitabı mutlaka ben okumalıyım diyorsanız eğer yapmanız gereken şeyler basit...

Öncelikle Carpediem Kitap'ı sosyal medya'da http://www.facebook.com/carpediemkitap takip ediyorsunuz.

Ardından blogu hala takibe almadıysanız takibe alıp adınızı, soyadınızı ve size ulaşabileceğim bir e-mail adresinizi yorumunuzla birlikte bırakıyorsunuz. Tüm yapmanız gerekenler bunlardan ibaret.

Şanslı 1 kişinin kitaplığına gönderilecek bu güzel öykü kitabı için son katılım tarihi 9 Haziran Cumartesi saat 20.00'ye kadardır. Katılacak olan arkadaşlara şimdiden bol şans :)

22 yorum :

Bırak Dağınık Kalsın...

23:03 ebru altin 2 Comments

Bırak Dağınık Kalsın diyor yazar Seda Şener. Çokta doğru söylüyor hani. Birşeyleri toparlamaya çalıştıkça kalıpların içine gireriz ya çoğu zaman kimbilir belki de doğrusu yazarın da dediği gibidir.

Bırak dağınık kalsın! Düşünme, irdeleme, kasma... Sadece rahat ol ve anı yaşa! Seda Şener adını daha önce duymuş muydunuz bilemiyorum ama benim yazarla tanışmam açıkçası Bırak Dağınık Kalsın isimli öykü kitabıyla gerçekleşti.

Daha 26 yaşında olmuş olmasına rağmen hayatın acı - tatlı, hüzünlü - mutlu yönlerini çok güzel ve akıcı bir şekilde dile getirmiş, yazar. Okurken sıkılmıyor, sıkılmadığınız gibi sayfaları hızla açmak istiyorsunuz.

Kitap, sizi o denli sarıyor ki, nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile. Kitabı okuyup, bitirdiğim bir saatlik dilim içerisinde, her bir öyküsünde doğrusu kendimden birşeyler aradım. Kah buldum, kah bulamadım. Ama en çok yazarın Dostoyevski hayranlığına vuruldum. 

Yazar, "Kitaplarda yazmayan şeyler vardır hayatta. Hayatta olmayan şeyler de kitaplarda... İşyerindeki asık suratların altında uyuyan canavarı, Dostoyevski olmasa bir türlü anlamazdınız. Belki sezerdiniz ama anlamazdınız." demiş satırlarının bir köşesinde. Eh, çokta doğru söylemiş hani, doğru söze ne hacet değil mi ama...

Bırak Dağınık Kalsın
Seda Şener








2 yorum :