Bu kitapların sizin olmasını ister miydiniz?

16:36 ebru altin 43 Comments

Duyduk duymadık demeyin, kitaplığınızda Erdal Demirkıran'ın 2 adet kitabı için yer açın demem izlenimlerin derinliği üzerinden size yeni yeni kitaplar geleceğini anlatmaya yeterde artar sanırım. Evet, evet yanlış duymadınız. 2 adet kitap sadece tek bir kişinin kütüphanesindeki yerini almak üzere yola çıkacak. Peki bu kitaplar kime mi gidecek?













Ehh onu da bir zahmet yapılacak çekiliş belirleyecek arkadaşlar. Size düşen bu durumda blogu hala takibe almadıysanız takip alıp, kendi sayfanızda duyurmaktan ibaret olacak. Yorumlarınızı yazarken size ulaşabileceğim mail adreslerinizi de eklemeyi unutmayın sakın...

Çekiliş tarihi 23 Nisan Pazartesi günü saat 22.00'de sona ermiş olacak haberiniz olsunnnnnn :))

43 yorum :

Aşk Kuantumu...

19:36 ebru altin 14 Comments

Popüler Kültür'ün son zamanlarda bize sunmuş olduğu nimetlerden bir tanesi de herkesin malumu bitmek bilmeyen kuantum teorileri! Secret ile başlayan bu kavramı uyarlamadığımız alan hemen hemen kalmadı gibi birşey...

Bunlardan bir tanesi de "Aşk Kuantumu"... Ne yalan söyleyeyim bahar modundayız diye elime düşen bu kitabı okumadan geçemedim açıkçası.

Çok ilgi mi çektiği için mi okudum? Elbette ki hayır... Tamamen merak duygumu gidermek adına okudum elimdeki bu kitabı...

Nitekim sizde nasıl bir etki yaratıyor bilmiyorum ama uzunca bir süre kuantum kitaplarıyla yatıp, kuantum kitaplarıyla kalkan birisi olarak, bende belli bir yere kadar başarı sağlasa da bir süre sonra direk kısa devre moduna geçiriveriyor beni...

Açıkçası onca okuduğum ve araştırdığım kaynağın bana verdiği mesaj kuantuma dair ne yalan söyleyeyim şu oldu. Maneviyatınız kuvvetliyse, meleklerinizle diyaloga geçebiliyorsanız, dua edince kuş gibi oluyorsanız ve hayatınızda her ne olmasını istiyorsanız kalben ve inanarak diliyorsanız, siz kendi kuantumunuzu zaten devreye sokmuşsunuz demektir. Süslü, cicili bicili terimlere, tanımlamalara ihtiyaç yok.

Doğrusu benim mantılatem bu şekilde. Katılırsınız veya katılmazsınız bilemem tabii ki...

Aşk Kuantumu'na değinecek olursak eğer yukarıda da değindiğim gibi kitabı sırf merakımdan ötürü bir solukta okuduğumu, açık yüreklilikle öncelikle itiraf etmek isterim. Evet, bir solukta okudum okumasına ama bu kitap bana kesinlikle hitap etmiyor. Bunu da dipnot olarak belirtmek isterim.

Kitabın içerisinde dolaşmaya başlamadan önce, kapakta yazan cümleyi özellikle tuttuğumu söylemeden edemeyeceğim. "Sen yeter ki istemesini bil, evren gerçek aşk'ı gönül kapına kadar getirecek ve kalbinin önünde diz çöktürecektir. Çünkü imkansız aşk yoktur." cümlesini nokta atışı misali kitabın kapağına taşıyıvermişler. Ehh ne yalan söyleyeyim, çok beğendim bu sözü...

Nuray Sayarı, çeşitli örneklemelerle ele aldığı Aşk Kuantumu kitabında; gerçek aşkınızı bulmanızda size yol gösterecek bir de karma test hazırlamış.

Aşk ve evlilik hayatınızdaki en büyük mutsuzluğunuz nedir?
Anne - babanızın evlilikleri nasıldı?
Anneanne ve dedenizin evlilikleri nasıldı?
Hayatınızda size en yakın akrabanız kimdir?
O akrabanızın aşk ilişkilerindeki durumu nedir?
İstediğiniz aşk bir türlü size gelmiyor mu?
Aldatıyor musunuz?
Aldatılıyor musunuz?
Hayata karşı güvensiz ve huzur musunuz?
Karşı cins sizden kaçıyor mu?
Eski ilişkilerinizde hatalı olduğunuzu düşündüğünüz durumlar var mı?

Basit gibi dursa da ne kadar önemli sorular aslında her biri... Aşk kuantumuna adım atmadan önce karmamızı bilip, hangi zinciri kırmamız gerektiğini öncelikle bilmemiz gerektiğini de söylemiş, Nuray Sayarı.

Testi yaptığınızda illa ki bir sonuca çıkıyorsunuz benden söylemesi... Bu testin her ne kadar yazılarak cevaplanması istense de ben kafadan cevaplamak suretiyle kendimle ilgili olan engellere ulaşmayı başardım. Siz yazarak belki daha da farklı sonuçlara ulaşırsınız belli mi olur?

Destek yayınlarından çıkan kitabın -en azından inananlar için- yol gösterici nitelikte olacağına şüphem yok. Yalnız kitabın bir bölümüne takıldığımı da özellikle belirtmek isterim. Sayarı, her ne kadar eski ilişkilerin yenileriyle karşılaştırılması gerektiğini savunmuş olsa da ben bu savına kesinlikle katılmıyorum doğrusu.

Her kim olursa olsun kişi, nev-i şahsına münhasır bir varlıktır sonuçta. Kişileri veya ilişkileri birbirleriyle kıyaslamak, benim mantılateme göre doğruya götürmekten ziyade yanlışa sürüklemekten başka bir işe yaramaz.

Aşk Kuantumu
Nuray Sayarı
232 Sayfa

14 yorum :

Yeni Bir Kitap: Açıl Bahçe Açıl...

17:42 ebru altin 2 Comments

"Kitap Perisi" Aytül Akal ve "Renklerin Hakimi" Mustafa Delioğlu'ndan, büyük beğeniyle okunan Açıl Kapı Açıl kitabının ardından muhteşem bir resimli kitap daha... Aytül Akal'ın düşlerinden dökülen sözcükler, Mustafa Delioğlu'nun fırçasından sıçrayan renklerle birleşerek, serinin ilk kitabındaki gibi yine büyüleyici bir ahenk oluşturuyor.

Mevsimlerden ilkbahar olunca, öğretmenin aklına ilkbaharla ilgili bir ödev hazırlatmak gelir öğrencilerine... Ödev hazırlamak kolay! Ne de olsa bilgisayar da herşey var. Peki gerçekten öyle mi?

Bilgisayar bize erik ağacında cıvıldayan kuşları, onları avlamak için pusuda bekleyen mırnavı, oraya buraya konan uçuç böceğini anlatabilir mi hiç? İlkbaharla ilgili bir ödev hazırlarken kuru kuruya sanal bilgilerle uğraşmak niye?

Bahar geldi. Kapıları sonuna kadar bahçelere açalım. İlkbaharın her bir tonunu içimizdeki bahar coşkusuyla doğanın kucağında yaşayalım...

Çocuk yazınının renkli kalemlerinden Aytül Akal, bu eğlenceli öykünün satır aralarına serpiştirdiği mesajlarla, eğitimde kuru bilginin yeterli olmadığına, gözlemleyerek öğrenmenin kalıcılığına ve gerçekçiliğine mizahi bir dille vurgu yapıyor.

Ezberci bir eğitim modeline tabi olmadan bilginin kaynağına ulaşabilmek içinse kişisel deneyimin kaçınılmaz olduğunun altını çiziyor.

Şiirsel bir akıcılıkta ilerleyen dili, gökkuşağının tüm renkleri ile boyanan resimleriyle Açıl Bahçe Açıl, çocukları ilkbahar mevsimiyle tanıştırmak için gereken her türlü içeriğe sahip, bahar kadar canlı, yeşil ve sımsıcak bir kitap...

Açıl Bahçe Açıl
Aytül Akal & Mustafa Delioğlu
36 Sayfa

2 yorum :

Akbank Galalarına Göz Attınız mı?

22:10 ebru altin 1 Comments

Trishna

Aşk ile gelenekler karşı karşıya gelince... Baskılar yüzünden hayaller parçalanınca... Altın Lale Ödüllü Michael Winterbottom'ın Thomas Hardy'nin klasik romanı Tess of the d'Urbervilles / Kaybolan Masumiyet'in çağdaş bir uyarlaması olan bu yeni filmi, yaşamları sanayileşme ve kentleşmeyle hızla değişen insanların çelişkilerini tasvir ederek 19. yüzyıl İngiliz kırsalını günümüz Hindistan'ında Rajastan'a taşıyor.


Trishna

Trishna, tanıştığı genç ve zengin bir İngiliz işadamına aşık olur. Ancak birbirlerine olan duygularına rağmen Trishna gelenekler ile kendi hayalleri arasında sıkışıp kalır ve kültürler çatışması trajil sonuçlara yol açar.

Seanslar: 9 Nisan 2012/ 21.30/ Nişantaşı City's
11 Nisan 2012/ 21.30/ Rexx
13 Nisan 2012/ 19.00/ Fitaş 4


Marigold Oteli'nde Hayatımın Tatili

İyi ve ucuz emeklilik, soğuk ve rutubetli İngiltere dışında her yerde geçirilebilir. Yaşları gelmiş bir grup İngiliz, emekliliklerini daha ucuz ve egzotik Hindistan'da geçirmeye karar verir.



Marigold Oteli'nin reklamları ve rahat düşleriyle kendilerinden geçmiş halde oraya vardıklarında, otelin eski şatafatlı halinin ancak bir gölgesine dönüşmüş olduğunu görürler. Ortam bekledikleri kadar lüks olmasa da bu yeni mekanda yaşadıkları sayesinde, aşkı yeniden keşfederler.

Seanslar: 31 Mart 2012/ 21.30/ Nişantaşı City's
1 Nisan 2012/ 21.30/ Fitaş 4
2 Nisan 2012/ 21.30/ Rexx


Histeri

Şehirdeki kadınların yarısını doyuma kavuşturmak güç olsa gerek ve elbette en sıradışı icatlar da güçlüklerden doğar. Victoria dönemi Londra'sında geçen ve benzersiz bir oyuncu kadrosunun yer aldığı bu arsız romantik komedi, dünyanın ilk vibratörünün nasıl icat edildiğini anlatıyor.



Sene 1880... Meslektaşlarının ortaçağdan kalma uygulamaları karşısında hayal kırıklığına uğrayan genç doktor Mortimer Granville, özel ek hizmetleriyle kadınların histelerini tedavi eden Dr. Dalrymple hesabına çalışmaya başlar. Bu hizmete talep o kadar artar ki Mortimer durumla başa çıkamaz hale gelir. Arkadaşı Edmund ile birlikte vibratörü icat ederler ve bu icat inanılmaz başarı kazanır. Bu sırada Mortimer, Dr. Dalrymple'ın güzel ve fevkalede aykırı kızı Charlotte'e aşık olur.

Seanslar: 7 Nisan 2012/ 21.30/ Nişantaşı City's
14 Nisan 2012/ 21.30/ Fitaş 4
15 Nisan 2012/ 19.00/ Rexx


Kafa Avcıları

Norveç'in en başarılı insan kaynakları uzmanı beyin avcısı Roger'in hikayesini anlatan yönetmen Tyldum, "hem eğlendirmek hem de duygulandırmak ve düşündürmek isterdim" diyor. Roger istediği herşeye sahip gibidir fakat olması gerekenden daha büyük bir lüks içinde yaşamaktadır.



Bunu devam ettirebilmek için ikinci iş olarak sanat eseri hırsızlığı yapmaktadır. Bir galeri açılışında tanıştığı Clas, bir iş için aradığı mükemmel aday olmanın yanısıra çok değerli bir tablonun da sahibidir. Roger fırsatı hemen değerlendirmek ister ve en büyün vurgununu planlamaya başlar.

Seanslar: 1 Nisan 2012/ 21.30/ Nişantaşı City's
3 Nisan 2012/ 21.30/ Atlas
7 Nisan 2012/ 19.00/ Nişantaşı City's


George Harrison: Fani Dünyaya Karşı

Dünyanın en ünlü yönetmenlerinden biri, dünyanın en etkili müzisyenlerinden birini anlatıyor... Martin Scorsese’nin çektiği bu son müzik biyografisi, tıpkı Bob Dylan: Eve Dönüş Yok gibi, mükemmeliyetçi bir sanatçının, kültürü şekillendiren bir efsanenin hayatına odaklanıyor.



George Harrison’ın eşi Olivia Harrison’ın ön ayak olduğu ve ortak yapımcılığını üstlendiği George Harrison: Fani Dünyaya Karşı, Beatles’ın fırtınalı rock’n’roll hikâyesiyle başlayıp grubun yükselişi ve dağılışıyla sürüyor. Bundan sonra ise başarılı bir film yapımcısı, dünya müziğine büyük katkılarda bulunan bir dahi ve bir aile babası olarak George Harrison’ın hayatına odaklanıyor. Beş yıl süren yoğun araştırmalar sonucu ortaya çıkan film müzik, filmler, fotoğraflar, anılar ve röportajlardan oluşuyor.

Seanslar: 6 Nisan 2012/ 21.30/ Nişantaşı City's
8 Nisan 2012/ 21.30/ Atlas
15 Nisan 2012/ 21.30/ Nişantaşı City's


Azrail'i Beklerken

The New York Times’a göre “bir film ziyafeti” olan, Marjane Satrapi’nin 1950 İran’ında geçen eğlenceli, hüzünlü ve melankolik yeni uzun metrajlı filmi, bir hite dönüşen Persepolis’in ardından geliyor.



Satrapi’nin kendi çizgi romanından uyarlanan bu canlı çekim filmde hikâye, enstrümanı kırıldığında ölmeye karar veren dünyaca ünlü keman virtüözü Nasser’in canını almaya gelen Azrail tarafından aktarılıyor. Azrail’in gelmesi için geçen sekiz günlük sürede Nasser, başarısız okul günlerinden erkek kardeşine, aşksız evliliğinden sigara tiryakisi annesine ve İran isimli çocukluk aşkına kadar, hayatını yeniden yaşıyor.

Seanslar: 2 Nisan 2012/ 21.30/ Nişantaşı City's
4 Nisan 2012/ 21.30/ Fitaş 4
15 Nisan 2012/ 21.30/ Rexx


Polis

Senarist-yönetmen-oyuncu Maïwenn’in son uzun metrajlı filmi Polis’in ana hatlarını sosyal duyarlılık, mizah ve aksiyon çiziyor. Paris Çocuk Koruma Birimi’nde çalışan Chrys, Nadine, Iris ve Fred, bir yandan kendi kişisel meseleleriyle boğuşurken bir yandan da pedofili gibi suçları araştırmaktadır.



Maïwenn’in canlandırdığı çekingen fotoğrafçı Melissa, İçişleri Bakanlığı tarafından birimin faaliyetlerini belgelemesi görevi verildiğinde ekibe katılır ve onun sayesinde toplumun kâbuslarını birinci elden gözlemleriz: Çocuklarına kötü davranan ebeveynler, yabancılaşmış çocuklar ve nice trajediler.

Seanslar: 8 Nisan 2012/ 21.30/ Nişantaşı City's
13 Nisan 2012/ 19.00/ Rexx
14 Nisan 2012/ 19.00/ Fitaş 4


NewYork'ta 2 Gün

Julie Delpy’nin bağımsız romantik komedisi Paris’te 2 Gün’de Marion ve Jack, ilişkilerini canlandırmak için iki günlüğüne Paris’e gidiyorlardı. Bu 2007’deydi. Yıllar sonra, günümüzde, Marion ile Jack ayrılmıştır. Marion, New York’ta Mingus’la mutlu mesut (hatta biraz fazla mesut), iki kedileri ve önceki beraberliklerinden çocuklarıyla yaşamaktadır.



Ne var ki, Marion’un (Delpy’nin gerçek babasının canlandırdığı) fazla neşeli babası, her daim azgın kız kardeşi ve onun rezil erkek arkadaşı aniden ziyarete gelir. Marion’la Mingus’un ilişkileri iki gün boyunca akıl almaz sınavlardan geçecektir, çünkü bu üç Fransızın ırkçı yaklaşımları, cinsellik konusundaki rahatlıkları sınır tanımamaktadır.

Seanslar: 3 Nisan 2012/ 21.30/ Nişantaşı City's
5 Nisan 2012/ 21.30/ Fitaş 4
6 Nisan 2012/ 19.00/ Rexx
8 Nisan 2012/ 13.30/ Fitaş 4


Sadakatsizler

“Göründüğü gibi değil, hayatım!” Bu klasik cümle her telaffuz edildiğinde, tüm numaralar devreye girer ve pompa macerası başlar. Banliyöde bir konferans otelinden gösterişli bir seks bağımlılığı kliniğine, şık bir Paris gece kulübünden Las Vegas’taki havalı striptiz kulüplerine uzanan bu film tüm umutsuz, absürd ve inanılmaz komik varyasyonlarıyla erkek sadakatsizliğinin başarı ve hüsranlarını, zaferlerini ve acıklı felaketlerini keşfe çıkıyor.



Jean Dujardin’in Oscar adaylığı sırasında afişiyle tartışma yaratan bu komedide Artist’in yönetmeni Michel Hazanavicius dışında Dujardin de kamera arkasına geçiyor.

Seanslar: 5 Nisan 2012/ 21.30/ Nişantaşı City's
13 Nisan 2012/ 21.30/ Rexx
15 Nisan 2012/ 19.00/ Fitaş 4

1 yorum :

Onca Yoksulluk Varken...

18:40 ebru altin 6 Comments

Sınırlar… Kah bilinçli olarak yaptığımız, kah ise bilinçsiz bir eyleme dönüştürdüğümüz, saçma sapan tabuların peşinden sürüklenen sınırlar, sınırlarımız…

Oysa ki o sınırları kaldırdığımızda herşey daha güzel bu dünyada. Daha barışçıl, daha dostane…

Osmanlı’dan günümüze kadar gelen Cumhuriyet çizgisinde bu topraklar, bugüne kadar birçok inancı bir arada tutmuştur. Ermeni’sinden Yahudi’sine, Arap’ından Süryani’sine, Sünni’sinden Alevi’sine kadar birçok inanca sahip insanlarla geniş ve renkli bir mozaiğin temel yapı taşlarını oluşturmuştur bu topraklar…

Kimi zaman neden yaptığımızı dahi bilmediğimiz sınırlarımızdan dolayı yanlışa sürüklenmiş, kimi zamansa bu ayıbımızın farkına vararak, büyük bir yanlışın kıyısından dönmüşüzdür.

Sınırlar… O sınırları kaldırdığımızda ne de mutluyuzdur oysa…

Hafızamın gizli kalmış dehlizlerinden dışavurum haline dönüşüp, satırlara dökülen bu cümleleri yazmama vesile olan duyguların Pazar günü Profilo Kültür Merkezi’nde izlediğim Onca Yoksulluk Varken oyunuyla alakalı olduğunu açık yüreklilikle söylemek isterim.


Onca Yoksulluk Varken; annelerinin fuhuş sektöründe çalışmaları nedeniyle sahiplenemedikleri çocuklarını sahiplenen yaşlı bir hayat kadınının –seks işçisinin- sokağa atmaya kıyamadığı bir çocuk ile olan sımsıcak dostluğunu etkileyici bir şekilde gözler önüne seren bir oyun.

“Madam Rosa’nın sadece ay sonunda gelen bir havale için bana baktığını önceleri bilmiyordum. Bunu öğrendiğim zaman artık altı yada yedi yaşımı doldurmuştum. Parayla bakıldığımı bilmek beni iyice sarstı. Madam Rosa’nın beni bedavaya sevdiğini, birbirimiz için bir anlam taşıdığımızı sanıyordum. Bütün bir gece ağladım, ilk büyük kederimdi bu…” diye anlatıyordu, Momo hazin hikayesini. Olay örgüsü de o andan itibaren başlıyordu ya zaten…

Momo… Daha küçücük yaşlarda. Kimbilir belki on, belki de ondört yaşlarında bir çocuk. Madam Rosa’nın sevgisi veya sevginin acımasız bencilliğinden dolayı olsa gerek okula hiç gitmedi… Yaşıtlarının aksine o sokakları, hırsızlığı, fuhuşu ve Victor Hugo’yu tanıdı, hem de çok küçük yaşlarda…

Aslında o bir şemsiyeden ve iyi bakılsın diye sattığı bir köpekten başka hiçbir şeye sahip olamamıştı bu hayatta. Tabii bir de Madam Rosa’nın saf katıksız sevgisinden başka. Bedava sevdiği köpeğinin beşyüz frangını kanalizasyon çukuruna atacak kadar da mert bir çocuktu hani.

Ancak ne var ki onca vakurluğuna rağmen şanssızdı da… Zamanı geriye alamadığında yitirdiklerinin, bedavaya sevdiklerinin ve hiç kavuşamadıklarının hasretine yalnızca geriye doğru düş kurarak ulaşabileceğinden bile habersizdi.

Derin bir hayat felsefesine sahip olan oyunun umut ve yaşama sevinci aşılayan, ağlatırken yer yer güldüren bir tonunun olduğu da yadsınamaz bir gerçek. Kaldı ki o duygu silsilesi oyuncuların başarılı performansları aracılığıyla seyircilere de aktarılıyor.

Bir Arap çocuk ile bir Yahudi kadının dostluğu üzerine kurulu olan bu oyun, dünyaya da çok önemli bir barış mesajı vermeden edemiyor. Evrensel temalardan olan barış ve kardeşlik dışında, kimlik arama üzerine de odaklanan Onca Yoksulluk Varken, Fransa’da en saygın Edebiyat Ödülü Goncourt ödülüne de layık görülmüştür.

Emile Ajar’ın başyapıtından Nedim Saban’ın uyarlayıp sahneye koyduğu oyunun dekor tasarımı Özhan Özdil, ışık tasarımı Kemal Yiğitcan, kostüm tasarımı Tuğçe Çaldıran, müzikleri ise Semih Önyel’e ait.

Rüçhan Çalışkur, Gökçer Genç, Rami Çakır, Halit Karaca ve Soner Ansal ise sergiledikleri performanstan dolayı ayakta alkışlanmayı hak eden usta oyuncular. Tabii unutmadan bir alkış da oyunu bizlerle buluşturan Nedim Saban’a…

Anneleri fuhuş sektöründe çalışan çocukların bakımını ve yetiştirilmesini görev edinen yaşlı bir Yahudi kadını canlandıran Rüçhan Çalışkur’un sahiplendiği Arap kökenli bir çocukla arasında geçen samimi dostluk ilişkisini konu alan oyun Mart ayı boyunca sadece 4 hafta için Profilo Kültür Merkezi’nde perdelerini açacak.

Oyun Profilo Kültür Merkezi’nin yanısıra İzmir, Ankara ve İstanbul Caddebostan Kültür Merkezi’nde de sahnelenecek. Vaktiniz olursa kaçırmayın ve gidip, izleyin derim.

PS: Böyle bir oyuna Nedim Saban’ın (Tiyatrokare) davetlisi olarak gitmekten dolayı da hem çok mutlu, hem de bir o kadar keyifliyim… Teşekkürler bir kez daha…

6 yorum :

Karanlıkta Komedi...

16:15 ebru altin 1 Comments

Farzedin ki bulunduğunuz yer şu an göz gözü görmeyecek şekilde zifiri karanlık. Ne yaparsınız? Aslında cevap basit. Büyük ihtimalle enteresan hareketler yaparak, varmak istediğiniz noktaya ulaşana kadar çeşitli badireler atlatmakla meşgul olursunuz. Daha doğrusu oluruz.

Aslında hepsinin sonunda aydınlığa çıkmamızı kolaylaştıracak bir mum ve kibrit bulma ihtiyacı vardır. Ancak amacımız belli olmuş olmasına rağmen biz ne yaparız?

Kah korkar yerimize mıhlanmışcasına çakılır, kah ise bozulan sinirlerimize yenik düşüp kahkahalara boğuluruz. Amaç malum... Korkumuzu bastırmak!

Tabii bu aşamada el yordamıyla alakasız yerlere dokunup, yön bulmamız veya karşımızda o an için var olmayan insanlara laf anlatmaya çalışmamızda cabasıdır...

Tüm bu deli saçmalığını bir cümle içerisinde kullanacak olsak en uygun cümle herhalde olsa olsa birçoğumuz tarafından "Karanlıkta Komedi" şeklinde özetlenirdi. Evet, evet yanlış duymadınız. "Karanlıkta Komedi" yaşarız.

İşte o anlarda sergilediğimiz davranışlarımız nelermişten yola çıkarak kendimi dün akşam Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından sergilenen "Karanlıkta Komedi" isimli tek perdelik oyunda buldum.



Karanlıkta Komedi, karanlık - aydınlık zıtlığına dayandırılarak bir heykeltıraşın, nişanlısının babasını etkilemeye çalışması ve eski kız arkadaşı arasında gelişen olaylar zincirinden oluşan modern bir durum komedisinden ibaret bir oyun.

Heykeltıraş Brindsley, Carol ile nişanlıdır. Brindsley, Carol'un babası eski kafalı emekli Albay Melkett'i etkilemeye çalışmaktadır. Aynı akşam heykellerini satın almak isteyen bir milyonerde Brindsley'in kapısını çalar. Ama bu da yetmez ve Brindsley'in eski sevgilisi Clea'da çıkagelir.

Olaylar bu kadarla da sınırlı değildir elbette. Eşcinsel kapı komşusunun eşyalarını izinsiz bir şekilde almıştır ve kapı komşusunun beklenen tarihten önce gelmesiyle büyük bir telaşta böylelikle başlamış olur.



Bir taraftan alınan eşyaların tekrar yerine konma süreci, diğer taraftan ise sigortaların atmasıyla ortaya çıkan karmaşa, ışıkların zıtlığıyla seyirciye sunulur.

Doğrusunu söylemek gerekirse Serdar Biliş'in sahneye koyduğu Karanlıkta Komedi, senkronizasyon açısından da gayet başarılı bir tablo ortaya koyuyor.

Nitekim klişeleşmiş yanlış anlaşılmalar silsilesiyle geçen bir buçuk saatlik sürede, yönetmen ve oyuncuların sergiledikleri başarılı performans karşısında seyircilerde büyük bir keyif alarak, oyuna kanalize oluyorlar. Sonuç ise elbette seyircinin büyük bir tatmin duygusu şeklinde gelişiveriyor.

Barış Falay, Erdem Irmak, İrem Kahyaoğlu, Işık Öztorun, Çağrı Mengüç, Senem Akman ve Cemal Ardıç ise tebrikleri hak eden bir performans göstererek, Karanlıkta Komedi oyununu başarıyla tamamlıyorlar. Bize ise avuçlarımız patlayana kadar bu müthiş oyunu alkışlamak düşüyor.

1960'lar Londrası'nın çalkantılı günlerinde geçen son derece basit bir düşünce üzerine kurulmuş bu spesifik oyunu kaçırmamanız dileğiyle...

PS: Bundan sonraki durağım Profilo Kültür Merkezi'nde sahnelenecek "Onca Yoksulluk Varken" oyunu olacak :)))

1 yorum :

Hayvan Sevenler Haydi Bu Konsere...

12:14 ebru altin 0 Comments

Haytap'ın (Hayvan Hakları Federasyonu) hayvan hakları mücadelesine destek amaçlı düzenlenen yardım konseri 16 Mart 2012 Cuma akşamı, etkinliğe katkıda bulunmak için kapılarını sonuna kadar açan İstanbul Live'da gerçekleşecek.

Görevlilerin, mekanın ve sahne alacak sanatçıların hiçbir ücret almadan organizasyonun birer parçası olacağı konsere, Atakan Ilgazdağ ve Nejat Yavaşoğulları'nın yanısıra, sürpriz sanatçılar da katılacak.

"Var Olmak Haktır..." diyen Haytap, herkesi yardım konserine katılmaya çağırırken, bugün ülkemizde, hayvan hakları kanununun yetersizliğinden dolayı birçok hayvanın mağdur durumda olduğunun altını çiziyor.

Haytap, soğuk kış günlerinde sokaklarda donarak ölen, bir lokmaya muhtaç bir halde yaşam mücadelesi veren sokak hayvanlarının, yunus parklarında ilkel yöntemlerle yakalanan ve tel kafeslerde aç bırakılarak gösteri hayvanlarına dönüştürülen yunusların, petshoplar da uygun olmayan şartlarda aylarca bekleyen, kirli bir ticarete alet edilen hayvanların tümünün yardım ve merhamet beklediğini belirtiyor.

İstiklal Caddesi Ağa Camii'nin sokağında bulunan İstanbul Live'da gerçekleşecek konserin kapı açılış saati 21.00. Konser biletlerini 20 TL karşılığında İstanbul Live'dan temin edebilirsiniz...

0 yorum :

İsmail...

15:39 ebru altin 4 Comments

Öncelikle kitabın isminin birçok kişiye tuhaf geleceğinin farkındayım. Zira bugüne kadar okuduğumuz kitapların başlıklarıyla gördüğünüz gibi uzaktan yakından alakası bile yok.

Adı İsmail... İsmail kimdir, nedir, neden bu ismi almıştır konusuna, büyünün kaçmaması adına şimdilik hiç değinmeyeceğim.

Daniel Quinn'in kaleme almış olduğu İsmail için The Washington Post gazetesi "Yazar bizi inanılmaz bir diyalogla ele geçiriyor. Daha kitabın yarısına gelmeden kayboluyoruz, onun pençesine düşüyor ve İsmail'in bize dünyayı kendimizden kurtaracağımızı öğretmesini bekliyoruz. Ve yaşamlarımızı bir an önce değiştirmek istiyoruz" tanımlamasını yapıyor.

Bu nasıl bir kitaptır diye, sayfaları açmaya başladığınız yerde şöyle bir mesajla karşılaşıyorsunuz.

"Öğretmen, Öğrencilerini Arıyor. Dünyayı kurtarmak için içten bir arzu duyulması şarttır. Şahsen başvurun..."

Oldukça etkileyici cümleler... Nitekim gazetedeki bu üç satırlık ilan, yaşam boyu sürecek bir maceranın da başlangıcını oluşturuyor.

Tarih boyunca yazılmış en etkileyici ruhsal maceralardan biri olarak kabul edilen İsmail,basıldığı andan günümüze kadar yirmiden fazla dile çevrildi. Dünya çapında geniş ve tutkulu bir okuyucu kitlesi edinen roman, her zaman daha fazlasını arzulayan kültürümüzün, tüm dünyayı nasıl bir sona yaklaştırdığını da açık bir şekilde gözler önüne seriyor.

Onu benzersiz kılansa, görmezden geldiklerimizi yüzümüze çarpıp, tartışılmaz kabul ettiklerimizi bir bir yıkarken, geride yine de bir umut bırakıyor olması. Bu nedenle İsmail, insanlığa alternatif bir rol, akla gelmeyen bir çıkış yolu göstermekten de kesinlikle kaçınmıyor.

Ve size tüm kitap boyunca şunu soruyor! Alanlardan mısınız yoksa bırakanlardan mı?

Peki nedir bu Alanlar veya Bırakanlar...

Bırakanlar; insanlık tarihinin birinci bölümüydü. Uzun ve önemsiz bir bölüm... Bu bölüm yaklaşık on bin yıl önce doğu da tarımın doğuşuyla sona erdi. Bu olay ikinci bölümün yani Alanların bölümünün de başlangıcı oldu. Bırakanlar dünyada halen mevcut, fakat zamanın gerisinde kalmış fosillerden ibaretler. Onlar geçmişte yaşayan insanlık tarihindeki bölümlerinin bittiğinden habersiz biçare insanlar...

Bu kitap için roman tabirini kullanmak bana göre başlı başına yanlış bir kavram. Kitap, romandan ziyade felsefik bir üsluba daha yatkın. Daniel Quinn'in yazmış olduğu, Selen Çalık tarafından da Türkçe'ye çevirilen kitaptaki ifadeler son derece akıcı, ustaca bir çeviri örneği sergiliyor. Bunu da belirtmeden geçemeyeceğim.

Bu arada kitaptan özellikle ilgimi çeken bir bölümü de sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakalım sizde yazarla aynı fikirde misiniz?

"Adem’in İbranice’de ne anlama geldiğini biliyor musunuz?
İnsan anlamına geliyor.
Peki Havva'nın bu olaylardaki rolünü biliyor musunuz?
Yazanlara bakılırsa eğer o da "Hayat" anlamına geliyor.
Yani Adem'i baştan çıkaran şey hayat olmuştur.
Adem meyveyi kabul ettiğinde sınır tanımadan yaşamanın cazibesine yenik düşmüştü.
İşte bu yüzden ona meyveyi sunan kişiye hayat denmiştir."

Ne dersiniz bu yaklaşımın doğruluk payı var mıdır sizce de?

İsmail
Yazar: Daniel Quinn
293 Sayfa

4 yorum :

Satranç...

10:21 ebru altin 3 Comments

Satrancın çekiciliği temelde bir tek şeyden kaynaklanır. O da stratejisinin farklı beyinlerde, farklı biçimlerde gelişmesidir.

Bu tinsel savaşta siyah, beyazın o an hangi manevrayı yapacağını bilemeyeceğinden ötürü sürekli tahminler yürütmeye ve dolayısıyla çıkış yolları bulmaya çalışırken, beyaz da siyahın hain amaçlarını anlamaya ve baltalamaya uğraşır.

Ya aynı kişi siyah ve beyazı oynarsa? İşte o zaman tutarsız bir durum ortaya çıkar. Çünkü beyin bir yandan birşeyi bilmek, öte yandan da bilmemek durumundadır.

Beyaz olarak oynarken, bir dakika önce siyah olarak istediği ve amaçladığı şeyleri kafasından silip atabilmelidir. Bu nedenle aynı aşk temasında olduğu gibi karşınızda bir eşinizin olması gerekir.

Bu satırları neden yazdım peki? Aslında cevap basit. Tüm bu satırları yazmamın tek bir sorumlusu var, o da elbette ki Stefan Zweig'in kaleme almış olduğu Satranç isimli kitabı...

Adını bir süredir duymuş olmama rağmen açıkçası elimde okunmayı bekleyen kitaplar oldukça fazla olduğundan, bir türlü okumak adına fırsat bulamamıştım. Ta ki arkadaşımın bende var demesine kadar...

Dayanamadım ve tahmin edeceğiniz gibi arkadaşımdan alıp, bir solukta okumaya başladım. Yetmedi, bir daha okudum. Çünkü kafamda eksik kalan taşların yerli yerine oturması gerekiyordu.

Dolayısıyla ustaca yazılan bir kitabı bu kadar çabuk elimden bırakmak istemedim. Stefan Zweig'in Brezilya'da sürgündeyken yazdığı ve 1942 yılının soğuk bir Şubat ayında gerçekleştirdiği intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, bir nevi Avrupa kültürünün nasyonal sosyalist tehlike altında yok oluşuna işaret ettiği döneme parmak basıyor.

Satranç, rastlantı sonucu eline geçirdiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek, bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B'nin öyküsüdür aslında... Zeka işi bir oyundan ziyade derinlerde bir yerde bir veda mektubudur da oysa...

Avrupa kültürüne elveda derken, yaşama da veda etmeyi seçen Zweig'ın son yapıtı olan Satranç, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla kısa ama her bakımdan müthiş bir uzun öykü. Tavsiye eder miyim? Elbette ki... Hayata daha farklı bir pencereden bakabilmek adına mutlaka alıp, okumalısınız derim, benden söylemesi :)

Ps: Böyle bir konuya sahip kitabı beyazperde de izlemek nasıl olurdu acaba?
PS 1: Kitaba tek kelimeyle bayıldım. Keşke bu kadar kısa olmasaydı. Tadı damağımda kaldı doğrusu...

Satranç
Yazar: Stefan Zweig
81 sayfa

3 yorum :

Kış Bahçesi...

11:50 ebru altin 12 Comments

Yaşları birbirinden farklı 3 kadın ve bir aile içerisinde meydana gelen 3 farklı hayat hikayesi... Anya, Meredith ve Nina! Başka bir deyişle anne ve kızları arasında gelişen sevgiden uzak, oldukça seviyeli bir ilişki silsilesi. Sır da o noktada saklı ya zaten...

Buz mavisi tonlarındaki kitabın kapak tasarımında ilk etapta, dallarına kar yağmış bir ağaca konan uçuk pembe renkteki güzel bir kelebeğin siluetiyle karşı karşıya kalıyoruz. İkinci aşamada gözümüze çarpan unsur ise hikayenin asıl kahramanları olan o 3 kadının arkası dönük sureti olarak beliriveriyor hafızamızın gizli kalmış dehlizlerinde...

Pegasus Yayınları'ndan çıkan ve çok satan Ateşböceği Yolu kitabının yazarı Kristin Hannah'ın ikinci kitabı olan "Kış Bahçesi", bir anne ile kızları arasındaki karmaşık bağlara, geçmiş ve gelecek arasındaki yıkılmaz bağa dair sürükleyici, yürek sızlatacak kadar etkileyiciliğe sahip, güzel bir roman niteliğinde...

Bazen annenin geçmişine bir kapı araladığında, kendi geleceğini bulursun! Meredith ve Nina Whitson birbirine taban tabana zıt karakterlerdeki kız kardeşlerdir. Biri evde kalıp, çocuklarına bakmış ve aile işinin başına geçmiştir. Diğeri ise hayallerinin peşinden gidip, dünyayı gezmiş ve ünlü bir foto muhabiri olmuştur.

Ancak sevgili babaları hastalandığında bu birbirine yabancı iki kadın, kendilerini yine bir arada, şimdi bile kızlarına herhangi bir avuntu vermeyen, aşırı mesafeli anneleri Anya'nın yanında bulacaktır.

Anneleriyle kızlarının arasında ise tek bir bağ vardır. O da çocukluklarında bazı geceler kızlarına anlattığı bir Rus masalından ibarettir. Ölüm döşeğindeki babalarınınsa, hayatındaki kadınlardan son bir arzusu vardır. Anya tarafından masal son bir kez anlatılacaktır, hem de sonuna kadar...

Elbette iki kızkardeşin duyduğu bu masal, daha önce duydukları hiçbir şeye benzememektedir. 60 yıldan uzun bir zamanı kapsayan, savaş mağduru Leningrad'da (şu an ki adıyla St. Petersburg) başlayıp, günümüz Alaska'sına kadar uzanan, sürükleyici ve gizemli bir aşk hikayesine doğru uzun bir yolculuğa çıkarlar, bu masalla birlikte. Dolayısıyla bizde onların çıktıkları bu yolculuğa büyük bir keyifle eşlik ederiz.

İlk sayfasından son sayfasına kadar, her bir satırıyla sizi adeta büyüleyecek olan Kış Bahçesi, hem epik bir aşk hikayesi, hem de yaşamları kesişen kadınların detaylı bir portresi olması bakımından nadir bulunan bir eser olmuş doğrusu.

Bir masalın ışığında geçmişe uzanan, yer yer iç acıtan, masalla gerçeğin birleştiği yerde insanı şok eden bir dramın içinize buz gibi işleyip, yer etmesini arzu ediyorsanız eğer Kristin Hannah'ın bu kitabını mutlaka alıp, okuyun derim.

Kış Bahçesi
Yazar: Kristin Hannah
512 Sayfa

12 yorum :

İşte Kazanan Talihlilerimiz...

12:18 ebru altin 3 Comments

Hatırlayacağınız üzere izlenimlerin derinliği üzerinden şubat ayı kapsamında hediye olarak bir şanslı kişiye Melek ajandası, bir şanslı kişiye ise Meleklerle Yaşamak isimli kitapları hediye edeceğimi duyurmuştum.

Aslına bakarsanız bu çekilişi birkaç gün önce yapmam gerekiyordu ama maalesef yoğunluktan dolayı bir türlü fırsat bulup, şanslı kişilerin duyurusunu blogum üzerinden gerçekleştiremedim. Durum böyle oluncada sizleri istenmeyen nedenlerden dolayı bekletmek durumunda kaldım.

Ehhh bugün itibariyle bu duruma bir son verip, an itibariyle çekilişimi gerçekleştirmiş bulunmakta olduğumun müjdesini sizlerle çarçabuk paylaşabilirim demektir.

Kimler ne mi kazandı? İşte buyurun talihli kişilerimiz şu şekilde oldu :))

Melek Ajandası - Bihter Gördü (nam-ı değer deliırmakcadısı)
Meleklerle Yaşamak Kitabı - Burcu Balaban

Kızlar her ikinizi de tebrik ederim. Adres bilgilerinizi ebrualtin@gmail.com adresine gönderirseniz çok memnun olurum. İyi günlerde kullanmanız ve okumanız dileğiyle...

3 yorum :

Yazarlar Turu: Odak Ülke Türkiye'nin İlk Etkinliği...

22:55 ebru altin 0 Comments

Türkiye, 2013 yılındaki Londra Kitap Fuarı'na Odak Ülke (Market Focus Country) olarak katılacak.

Türkiye'nin Odak Ülke olarak Londra Kitap Fuarı'na katılımını desteklemek amacıyla British Council Türkiye işbirliğiyle İstanbul başta olmak üzere Türkiye'nin farklı bölgelerinde çeşitli kültür, sanat ve edebiyat etkinlikleri düzenlenecek. Bu etkinliklerden ilki, 2 - 9 Mart 2012 tarihleri arasında İstanbul ve Konya'da düzenlenecek olan "Yazarlar Turu" ile başlayacak.

Yazarlar turu etkinliği kapsamında dünyaca ünlü yazarlar; Anjali Joseph, Evie Wyld, Maggie Gee, Tim Pears ve Tom Connolly, Türkiye'yi ziyaret ederek, çeşitli konu başlıkları altında paneller düzenleyecek.

İsteyen herkesin katılımına açık ve ücretsiz olarak düzenlenecek bu etkinliklerde katılımcılar, sevdikleri yazarları dinleme ve onlarla tanışma imkanı bulacaklar.

Peki Odak Ülke Programı nedir? Odak Ülke Programı, belli bir pazara dikkatleri çekmek, o bölgeye ve yayıncılık sektörüne yönelik ticari bağlantıları ve dünyanın geri kalanı ile ticari ilişki imkanları sunmak amacıyla 2004 yılında ilk kez uygulanmıştır. Türkiye'nin 2013 yılındaki Odak Ülke katılımının ana eksenini; Türkiye'den yayıncılık sektörünün fuarda temsil edilerek, profesyonellere yönelik bir dizi etkinlik ile yabancı meslektaşlarıyla biraraya gelmesinin saplanması ve Londra başta olmak üzere Britanya'nın farklı bölgelerinde düzenlenecek kültür, sanat ve edebiyat etkinlikleri oluşturacaktır.

Londra Kitap Fuarı 2012 yılında 41. yıldönümünü kutlayacak ve 16 - 18 Nisan arasında gerçekleşecektir.

Yazarlar Turu Etkinliği Kapsamında Halka Açık Olarak Yapılacak Konuşmalar

Şehir Kitapları Konuşması
Şehir kavramı ve yazına yansıması, farklı kültürlerden gelen yazarların deneyimiyle konuşulacaktır.
Konuşmacılar: Gül İrepoğlu, Maggie Gee
Soru & Cevap Bölümü: Anjali Joseph, Evie Wyld, Tim Pears, Tom Connolly
Moderatör: F. Cihan Akkartal
Yer: Konya Üniversitesi, Ahmet Kelesoğlu Eğitim Fakültesi, Erol Güngör Konferans Salonu
Tarih: 5 Mart 2012 Pazartesi
Saat: 15.00 - 17.00

Türkiye ve Britanya'da Edebiyat ve Yayıncılık Paneli
13.00 - 14.00 Yayıncılık Alanında Kültür Politikaları
Kenar Kocatürk (Türkiye Yayıncılar Birliği), Münir Üstün (Basın Yayın Briliği)
Moderatör: Müge Sökmen

15.00 - 16.00 Britanya'da Edebiyat
Anjali Joseph, Evie Wyld, Maggie Gee, Tim Pears, Tom Connolly
Moderatör: Nermin Mollaoğlu, Jonathan Lee

17.00 - 18.00 Dijital Yayıncılığın Türkiye'de Gelişimi
Bora Ekmekçi (İdefixe), Elif Bereketli (Sabit Fikir), Hande Ortaç (Altzine), İhsan Sönmez (Timaş), Mehmet Arslantunalı (Pusula Yayıncılık), Mehmet İnhan (İdefixe), Serhat Baysan (Yayıncılar Meslek Birliği)
Moderatör: Elif Tanrıyar
Yer: Cezayir Restaurant, Hayriye Cad. No: 12 Beyoğlu
Tarih: 6 Mart 2012 Salı
Saat: 13.00 - 18.00

Kadın ve Edebiyat
20. yüzyıldan günümüze edebiyatta kadın kurgusu ve yayıncılık sektörüne kadınların gözünden bakış.
Konuşmacılar Anjali Joseph, Evie Wyld, Gonca Özmen, Maggie Gee, Mine Söğüt
Moderatör Esra Melikoğlu
Yer İstanbul Üniversitesi Avrasya Enstitüsü, Kimyager Dervis Paşa Sok. No:36 Beyazıt - Eminönü/İstanbul
Tarih 8 Mart - Perşembe
Saat 10.00 - 13.00

Kalem Edebiyat Okumaları
British Council işbirliğinde düzenlenen Kalem Edebiyat Okumaları'nın ilkinde Aslı E. Perker ve Doğu Yücel, British Council'in davetlisi olarak İstanbul'a gelen Tom Connolly ve Tim Pears ile birlikte okurların karşısına çıkacak.
Konuşmacılar Aslı E. Perker, Doğu Yücel, Tim Pears, Tom Connolly
Moderatör Esra Melikoğlu
Yer Cezayir Restaurant Toplantı Salonu, Hayriye Cad. No: 12 Beyoğlu
Tarih 8 Mart - Perşembe
Saat 19.00

0 yorum :